selim koç, bir alıntı ekledi.
51 dk.

Anarşist dervişe göre
dinsel kurtuluş, toplumsal yaşam insanlığı kaçınılmaz olarak Tanrı'dan uzaklaştırdığı
için, toplum kuralları içinde güdülen bir yaşamla uyuşamaz idi. Kurtuluş,
ancak insan kültürünün etkin, açık ve toptan reddiyle bulunabilirdi ve sapkın derviş,
bir yalnızlık yaşamı gütmek için vahşi doğaya çekilmiyor, tersine amansız
toplum karşıtı etkinliğiyle toplumun Tanrıya ulaşma başarısızlığını ayıltıcı bir biçimde
eleştirmek amacında olduğu için kendisine toplumun kalbinde "toplumsal
bir vahşilik" yaratıyordu. "Ana anlatı"nın bir bölümü olmaktan sakınan derviş,
içinde toplum hakkındaki gürültülü .açıklamalarını çok göze çarpacak bir biçimde
yaptığı yuvasını büyük bir özenle bu anlatının kıyılarına kurmuştur.
Dolayısıyla yeni zühdü, toplumun reddi üzerine kurulu bir hareket olarak betimlemek
doğru olacaktır. Dervişler kendilerini toplumsal düzene planlı bir direniş
yoluyla tanımlıyorlardı. Var olan toplumsal düzenin yerine onun rakibi olan bir
başkasını koymayı amaçlamıyor, toplumu düzeltmek de istemiyor, yalnızca bütün
kültürel kural ve yapılan inkar ediyorlardı.

Tanrının Kuraltanımaz Kulları, Ahmet T. KaramustafaTanrının Kuraltanımaz Kulları, Ahmet T. Karamustafa
muhammet ekim, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

ÇOK GÜZELSİN AMA BANA NE FAYDAN VAR
Haberler doğru olsaydı onları güzel kadınlara sundurmak zorunda kalmazlardı. Televizyon yalanın kalesidir. O yüz­den devlet tekelindeydi zaten. İlk özel televizyonun Özallarla Cem Uzan tarafından açılmış olması da garip değil.

Hikayem Paramparça, Emrah SerbesHikayem Paramparça, Emrah Serbes

Havatır

Yıllardan bir yıl,
Günlerden bir gün;
Diyor ki akıl:
Solgun ve ölgün
Bir yaprak gibi
Olursun sende.
Zahir Gaib’i,
Nihayetinde
Görürsün bir an.
Yer ile yeksan
Olur bütün zan.
İşte o zaman
Düşünce perde
Sahne görünür.
Gökte ve yerde
Gözünü bürür
Olan ne varsa,
Çıkar meydana
Ömürlük tasa;
Her şey bir yana
Elbet anlarsın
Nedir hakîkat?
Sonra ağlarsın,
Yanarsın fakat;
Geçer iş işten.
Dönmek nafile
Çünkü bitişten
Evvel kafile
Dönmüştü zaten
Varmadan önce.
Nasıl ki dersen;
Gündüz ve gece
Tanıktı mekan,
Azıktı figan;
Yılmadan bir an
Önde bir çoban;
Aklın kârını
Teslim bildiler,
Varın Varı’nı,
Bildim, dediler.
Nedir bir gözün
Görmekten yana
Nasibi, sözün
İçinde mânâ;
Söz ki, En Emin
Olan’ın sözü.
Her şeye yemin,
Kaymadı gözü.
Evet, O gördü,
Görmesek ne gam.
Defterin dürdü,
Mantıkta tamtam.
Şimdi vaktidir;
Önde bir yavuz
Her şeye kadir
Şaşmaz Kılavuz.
Şahidi Ceddi;
Aleyhisselam,
Selam hep selam,
O ki el verdi,
O olsa derdi:
Bütün elemi,
Kederi, (derd)i,
Çekmek âlemi;
Ateş bataktan,
Onca tuzaktan,
O çok uzaktan,
Binbir zikzaktan
Ve sonra sefer,
Dosdoğru yolda.
Her an beraber,
Sağda ve solda.
Ki; şaşmasın kul,
Doğru hedefe
Yürüsün mâkul,
Sonsuz mesafe.
Baş gözü kaba,
Damakta diller;
Sırtta bir aba,
Yolda kandiller.
Sefer her seher,
Bir yok sona dek.
Kalsak da zafer
Orta yolda tek;
Bizimdir bizim.
Âleme hizmet,
Bu yolda azim;
Benlik hezimet.
Ve işte maksat;
(Ben)i bildirmek.
Sonrası hasat,
Evveli emek.
Âlem sebepler
Âlemi elhak;
Sırrı edepler,
Sonra muhakkak.
Kalkar vesilen,
Bir O kalır; Bir…
Kendini bilen
Rabbini bilir;
Ölse dirilir…

...

Ve sonra zaman,
Görürsün bir an,
Rahman’a kurban,
Tekrar en baştan,
En Baş’a devran.
Yani hep O’ndan,
Baştan ve sondan…

Ankara, Nisan 2011

Arayış

Çok uzaktan bir ışık, gözlerinde parladı,
Her kıvılcım bir ıslık; gel, der gibi ağladı.
Sanki rüzgar misali, esti gitti genç adam.
Zîya ile visâli, tamam oldu tastamam.
Gerçeklik oldu tasa, gerçeğin de gerçeği.
Duydukları hep posa, şimdi gözde merceği;
Yakın tuttu, yaklaştı, hakîkat ateşine.
Akıl uçtu, göz şaştı, düştükçe hep peşine.
Tılsım, tılsım doğruluk; tutar kaldırır dağı.
Ona doğru yolculuk, sırra değmek parmağı.
Yetmez dedi, genç adam, doğru dedi, doğrusu.
Yandıkça sırılsıklam, kesildi her sorusu.
(Nasıl)da ve (niçin)de, takılmadı, kul oldu.
Alevlerin içinde, yandı bitti kül oldu...

Ankara, Nisan 2011

Her kişinin adaleti, menfaatleri olmadan doğru işlemez iken.
Nasıl yaşasın ve hürriyetini nasıl bulsun insan;
Bir kılavuzu, rehberi olmadan...

Erim Asya, Din Felsefesi Dersleri'ni inceledi.
 3 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kendim için başlattığım "Hegel Günlükleri" serim ile başlayan Alman idealizmi yolculuğunu bir türlü noktalayamıyorum. Çünkü hangi felsefeyi incelersek inceleyelim dönüp dolaşıp yine kendimi Hegel'in felsefesinde buluyorum. Nitekim Tanrı tanımazlara bile koyu bir şekilde din felsefesi dersi veren bir insanı 200 yıl sonra tekrardan rehber edinmek pek şaşırtıcı olmasa gerek. Hegel'in çoğu eserini okuduktan sonra bir çok farklı düşünceyi veya dinide eleştirdiğini görüyorsunuz. Bunlara en iyi örnek antik Yunan dini Platon ve Heraklitos olacaktır. Eleştirdiği görüşlere dair fikirler edindiğiniz de yolunuz yine Hegel'e çıkıyor buda sanırım Hegel'in felsefesinin sistematikliğini gösteriyor.

Gelelim kitaba; yarısına kadar okuduğumda aklıma ilk gelen soru şu olmuştu. "Acaba bu eseri Voltaire okusaydı ne tepki verirdi ?" Neden mi ? Çünkü Aziz Augustinus okuyabilirsiniz ve onu radikal bulabilirsiniz. Ya da Meister Eckhart okuduğunuzda hatta Fichte okuduğunuzda bile onu radikal bulabilirsiniz. Ancak Hegel'in din felsefesi adı altında yaptığı Hristiyan seviciliği kökten dinciliğe ulaşmış durumda. Evet bu "köktendincilik" ifadesi çok sert bir eleştiri gibi gelebilir zaten incelemenin devamında Ruh üzerine, bilincin sonsuzluğu ve ebediyete dair yaptığı çığır açıcı görüşlerin hakkını vereceğiz. Ama öncelikle eleştirimi tam olarak Hegel'in şu sözlerine dayandırmak istiyorum. "Dini tasavvurlar bize Hristiyan dersleri sayesinde verilmemiş olsaydı, bu Hristiyan din duygusuna sahip olmazdık. Bu tasavvurlara kesin ve bir doğru şeymiş gibi sahipsek, bu imandır." Ve ekliyor "İncil'in sözleri olduğu gibi alınmaz, çünkü İncil'in sözünden anlaşılan bu gibi kelimeler ve harfler değil, bilakis Ruhtur ve kelimeler ya da harfler o ruhla idrak edilir. İncilin kelimelerinin kavranması onu okuyanın doğru ve gerçek ruh olup olmamasına bağlıdır."

Bütün inceleme boyunca Hegel'i yerden yere vuracak değilim kısaca kitabın içeriğine biraz daha detaylı değinmek gerekirse 1824 ile 1831 yılları arasında verdiği beş adet dersin birleştirilmesi ile oluşturulmuş bir içerik var karşımızda. Kitabın önemli kısımlarından biri Kantçı akla dair eleştirileri ve benim en çok dikkatimi çeken Spinozacı Panteizmi yerden yere vurması tabi ki bunda kendine ait diyalektik ve tarihsel metotları kullanmasının da büyük bir etkisi var. Sanırım bizim şimdi nasıl ilgimizi çekiyorsa o zaman da bir çok öğrencinin ilgisini çekmiş olmalı. Schelling'in kıskançlığını sanırım şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Hristiyanlığı savunurken en azından neyi savunduğunu bilmesi yaptığı eleştirileri daha tutarlı hale getirmiş. Tanrı bilgisi ve Tanrı kavramlarına dair verdiği dersler akıcı ve berrak bir şekilde anlaşılabiliyor. Bazı anlamadığım kısımlar oldu özellikle iman ve belirlenmiş din üzerine düşüncelerini anlayabilmiş değilim. Sanırım bunu da günümüzdeki modern teolojinin eksikliğine verebilirim. Daha fazla lafı uzatmadan kitabı okumaya başlayacaklar için bir önerim var kitabı daha net anlamak için yine Hegel'in "Estetiğe giriş" kitabını okumalısınız orada iman ve Tanrı bilgisine dair bazı bölümler mevcut okuduktan sonra sanırım siz okuyucular için Hegel'in Din felsefesini anlamak daha kolay olacaktır.

Resul, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okuyor

S- Nasıl, hürriyet imanın hassâsıdır?

   C- Zira râbıta-i îman ile Sultân-ı Kâinat'a hizmetkâr olan adam, başkasına tezellül ile tenezzül etmeye ve başkasının tahakküm ve istibdadı altına girmeye, o adamın izzet ve şehamet-i îmaniyesi bırakmadığı gibi; başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz etmeyi dahi o adamın şefkat-i îmaniyesi bırakmaz.

Evet bir pâdişahın doğru bir hizmetkârı, bir çobanın tahakkümüne tezellül etmez.
Bir bîçareye tahakküme dahi, o hizmetkâr tenezzül etmez.

Demek îman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar.

İşte Asr-ı Saâdet...

Tarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 77 - Sözler Neşriyat. San. Tic. A.Ş)Tarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 77 - Sözler Neşriyat. San. Tic. A.Ş)
nastasya, Kar'ı inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Çok eleştirilen fakat gayet iyi bir roman. Her kesimden tepki alan yazar, roman sanatının yazarın kendisi gibi düşünmeyenleri bir anlama çabası olarak görür. Ayrıca siyasi bir roman taraf tutmamalıdır der. Bu bakımdan sonsöz yazarın gelen eleştirilere yanıtıdır. Roman tam olarak da bu değil midir? Bir kurgu ile başkalarını anlama çabası fakat bu çabayı gösterirken bir taraf tutmamak ve muğlak bir izlek sunmaktır okuyucuya. Bu bakımdan yazarın sonsöz de yazdıklarını bir roman okuyucusu olarak doğru bulmaktayım. Bu romanı okurken tıpkı benim gibi serhat şehrine gidip şâir Ka'nın geçtiği sokaktan geçmek isteyenler olmuştur ve olacaktır.

Biri bana çay versin
Yada biri beni kahve içmeye davet etsin

Konum veriyorum şuan Bingöl il sınırları içerisine girdim ve batıya doğru ilerliyorum