• Kitabın elime geçmesi çok hoş oldu öncelikle. Anladım ki bu kitap sıradan değil, doğru bir seçim yaptım. Montaigne’nin denemelerini okudukça, kendimden bir parça buldum. Tabi hepsine katılmıyorum lâkin bana çok uzakta durmuyor. Düşünmek isteyenlere, özellikle önerimdir. Her insan hayatının belli bir periyotunda böyle bir eser okumalı. Okuduktan sonra yeni düşünceler ediniyorsunuz ve bu düşünceler eskilerine hiç benzemiyor.
  • “Morning, keep the streets empty for me.”
    “Gündüz, benim için sokakları boş tut.” Fever Ray*

    Uyarı : Lütfen evde denemeyiniz.

    Gecenin Sonuna Yolculuk : Hatta gecenin derinliklerinde olabildiğince uzaklara doğru hep beraber bir gezintiye çıkmamızda artık en ufak bir sakınca görmüyordum. (s. 369)

    Oğuz : Tamam, harika fikir, gidelim de... Planda neresi var?

    Kinyas ve Kayra : There’s no plan. That’s the fuckin’ plan! Yani anlayacağın, plan mlan yok, çıkıyoruz işte yola, bilinmezliğe ve gecenin sonuna doğru! Olabildiğine spontane! İşte bu kadar.

    Gece : Gece yavaş yavaş geliyor. İniyor... (s. 15) Akşam saatlerinde gecenin işçilerini görmek çok kolaydır artık herkes için. (s. 17) Fakat bu geceye özel, bu gecenin işçileri bizleriz.

    Beyaz Geceler : Beyler, korkuyorum, durun. St. Petersburg’da, her mayıs ile temmuz ayları arasında geceler kararmazdı bizde. Geceyi görebileceğimize emin miyiz?

    G.S.Y. : Ne diyorsun ulan sen? Burası İzmit ve eylül ayındayız! Geceler burada her zaman simsiyah olur, insanın doğumu öncesi ve ölümü sonrasının rengi gibi. İnsanlar boşuna salgılamazlar dimetiltriptamini (DMT) en çok doğum ve ölümlerinde olacak biçimde. Çekemiyorsanız yallah St. Petersburg’a! Hadi yola koyulalım artık!

    https://image.ibb.co/h5KgEz/gidiyoruz.jpg

    G.S.Y. : Gündüz, benim için sokakları boş tutmuş gibi! E peki, hani nerede bütün bu Ademoğlu?

    https://image.ibb.co/.../ademoglu_nerede.jpg

    Ademoğlu Neredeydin? : Kafelerde https://image.ibb.co/...emoglu_kafelerde.jpg,
    bana sunulan kapitalist tüketim kültüründe https://image.ibb.co/...moglu_tuketmekte.jpg, aslında beş para etmez duygusuz metal yığınlarının içinde https://image.ibb.co/...rabalarin_icinde.jpg ve insanların arasındaki korunaklı mesafeler gibi olan korunaklı evlerdeydim https://image.ibb.co/...orunakli_evlerde.jpg. Onlar gündüze ait insanlar. Senin 229. Sayfanda da dediğin gibi, asıl korkulması gereken insanlar yani. Onların seninle bir alakaları olamaz. Sen geceye aitsin. Oğuz da mesela herhangi bir arabadaki, herhangi tasasız insandan birisi olabilmeyi çok isterdi Hakan Akdoğan’ın dediği gibi. Sıradan bir yaşamın içinde, sıradan halledilebilir sorunlar için tasalanmak bile mutluluk verebilirdi ona. Ayrıca, ne oldu bir sorun mu vardı?

    G.S.Y. : Sorun şu; "Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder; çünkü, her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır." der Montaigne. Sen Ademoğlu, sen ise her yerde olmak istiyorsun. Bunu bir id edinmişsin kendine. Her yeri sömürmek, her şeye sahip olmak istiyorsun.

    Ademoğlu Neredeydin? : E biz kafede, barda, avmlerde, korunaklı evlerimizde falan rahattık. Hem savaşlardan, yıkım edebiyatından falan bahseden kimse de kalmadı artık. Demek istediğim, şu savaşın boktan bir savaş olduğunu bilecek kadar mantıklısınız. (s. 105) Fakat niye rahatımızı bozuyorsunuz?

    G.S.Y. : Ben de bu konuyu anlatırım aslında kendimin içerisinde, kolonyalizmdir bunun adı -yani sömürgecilik-. Bayram seyran falan fark etmez bunlara! Her daim elinize kolonyal dökmek için yanıp tutuşurlar. Afrika’ya gittim kendim gördüm gözlerimle. Kakao işçilerinin hayatlarında çikolatayı ilk kez tattıklarında verdikleri tepki gibidir gecenin sonu! Fakat artık siz, heyecanı ve macerayı istemeyi unutan güruh olarak gündüze mahkumsunuz, bunu biliyorum. Siz sömürülmeyi ve köleleşmeyi hak ediyorsunuz. Yayılıyor içinizde sömürgeciliğin tohumları gitgide daha hızlı.

    Gece : Gecenin işçileri diyorduk. Onlar, geceyi hazırlamakta, geceye hazırlamakta kullandıkları aletler ellerinde, sokaklarda dolaşırlar. (s. 17) Gecenin işçileri sokak aralarında gezer. (s. 20) https://image.ibb.co/...ecenin_iscileri1.jpg
    İstenen, tanınmamaları; görevlerinin ürkütücülüğünden başka bir şey düşündürmemeleri. (s. 24) https://image.ibb.co/...cenin_iscileri_2.jpg

    G.S.Y. : Yahu babalık, sen ne diyorsun? Lafı ağzında geveleme de adam gibi konuş...

    Gece : Doğrusunu söylemek gerekirse, kendi düşüncelerimi değiştirmek durumunda kalabileceğimi düşünüyorum da, karşımda olanların bir gün benim düşüncelerime yaklaşabileceklerini hiç umamıyorum. (s. 87) Gecenin işçileri gözükmeye başladığı an, gecenin sonuna doğru yol almaya başlamışız demektir.

    G.S.Y. : Bak, şimdi doğru dedin. Hadi durmayalım, daha çok sürüklenelim o zaman gecenin en dibine doğru.

    https://image.ibb.co/fBkk7K/bayrak.jpg

    G.S.Y. : Oğuz, söyle bana. Bütün bu evlere asılan, her tarafınızı kaplayan bayraklar da neyin nesi, neden bu kadar fazlalar, hiçbir ülkede bu kadarına da rastlamamıştım doğrusu?! Başım döndü!

    Oğuz : Burası Türkiye! Buna alışsan iyi edersin. Çünkü, vatan bizden uğruna kanımızı dökmemizi istediğinde, bizi elbette kanımızın son damlasına kadar akıtmaya hazır bulacaktır, hiç oyalanmadan. (s. 25)

    G.S.Y. : Yahu sallama şimdi. Sanki seni tanımıyorum. Einstein ve Zweig’ın pasifist çizgisinden gidiyorsun sen de, hem de askerlikten daha yeni dönmene rağmen. Ben de biliyorum, askerliğin vatanını koruma yeri değil fiziksel ve düşünsel eziyet yeri olduğunu. Saçının teli kadar değeri olmayan adamların, egolarını tatmin etme merkezidir orası. Tamam kabul ediyorum, ben bir anarşistim Oğuz. Yani başrolüm Ferdinand Bardamu karakteriyle tabii ki. Anarşizmin kapsamına göre, bireyler, her zaman bir devletin diğerleri aleyhine topraklarını genişletmek, yağma veya ulusal ihtişam arayışı nedeniyle patlak veren savaşlarda çarpışmaya, öldürmeye ve ölmeye mecbur bırakılmaktadır, bu ise tam bir yönetim yokluğu gerektirmektedir bence. (Siyasi İdeolojiler – A. Heywood, s. 176)

    Ferit Edgü benim önsözümde : “Vatan, millet, eşitlik, özgürlük, kardeşlik gibi kavramlar içleri boş, üzerlerine tükürülecek kavramlardır. Tüm yazarlık yaşamı boyunca bunların üzerine tükürür. Kendisinin de bu toplumun bir ürünü olduğunu unutmadan. Dolayısıyla kendi üzerine de tükürerek.” der yazarım Céline için. Çevirmenim olan Yiğit Bener ise sonsözümde : “O kokuşmuş “değerler”, her türlü milliyetçilikler, militarizmler, katı inançlar, sömürgecilik ve vahşi kapitalizm, varoşların sefaleti, insanın itaati ve boyun eğişi, birbirini kazıklayışı, acımasızlığı ve sevgisizliği, bütün bunlar hala yerde hüküm sürmüyor muydu yetmiş yıldır,...” der. Bunların hepsini mide bulandırıcı bulduğumu ve dünyayı da kanlı bir katliam lağımı olarak tasvir ettiğimi anlatır size.

    İnsanlar, sizden yer gök inleyene kadar “Yaşasın 1 No’lu Vatan!” diye bağırmanızı isterler. (s. 26) Ben, savaşı olduğu gibi reddediyorum, içindeki insanlarla birlikte. İsterlerse dokuz yüz doksan beş milyon olsunlar ve ben tek başıma kalayım, yine de haksız olan onlar olacak Oğuz! (s. 84) Fransa’nın ulusal bayramı olan 14 Temmuz Milli Bayramı’nda muhteşem biçimde, bütün iğrençliğimle çürüyor olacağım mesela... (s. 87) Çünkü böyle bayramlar için hiçbir şey hissetmiyorum, kaderime hiçbir şekilde razı olmuyorum. Sizde de 15 Temmuz vardır mesela, bizden nicel olarak 1 gün farkla, niteliksizlik konusunda ise hiçbir farkı olmayacak şekilde... Artık sizde semavi dinin yerini bayrakaşığı din aldı, aynı bizdeki gibi. (s. 89)

    https://image.ibb.co/jy7XnK/p0.jpg

    G.S.Y. : Bizim de işte aynı senin gibi, her şeye rağmen az da olsa özgür olduğumuzu kendimize kanıtlayabilmek için Sen nehri kıyısına uzandığımız oluyordu. (s. 489)

    G.S.Y. : En çok da Paris ve Rancy sokaklarında yalnızlığımla birlikte gecenin sonuna yolculuk etmeyi severdim bir zamanlar. Bu durumda gecenin içindeki yolculuğunuzu tek başınıza sürdürmekten başka çare de kalmıyor zaten. (s. 418)
    İşte Paris’te gecenin sonuna yolculuk eden yalnız bir insan :

    https://image.ibb.co/irc41e/p2.jpg

    Nereye gidiyor bu adam böyle tek başına? Kim bilir neler düşünüyordur günlük yaşamında? Rüyasında neler görüyor? Kollarını niye sanki kendisini koruma tarzı bir istemle kavuşturuyor? Picasso’nun Repose adlı tablosundaki gibi bir ebedi istirahat metaforunu ve gecenin sonuna kadar uyumayı mı arzuluyor dersin? Kendisine dünyanın diğer her yerindeki gibi ırkçılık yapılmasından mı korkuyor olmasını istersin? Bu soruları cevaplamak her zaman çok zordur. Ben ise bu soruların hepsinin içine tükürmeyi yeğliyorum.

    G.S.Y. : Daha öteye de gidilemezdi, çünkü daha ötede yalnızca ölüler vardı. (s. 406) Eninde sonunda, bir karar verip ineceğiz sokağa, aramızdan yalnızca biri, ikisi, üçü değil, topumuz. (s. 396)
    Hadi bağıralım o zaman hep beraber ulan! Her şey gece için! Benim sloganım bu! Uyku durak yok geceyi düşünmek gerek! (s. 448)
    Kinyas ve Kayra : Her şey gece için!
    Beyaz Geceler : Her şey gece için!
    Ademoğlu Neredeydin? : Her şey gece için!
    Gece : Her şey benim için!

    https://image.ibb.co/...er_sey_gece_icin.jpg

    Gecenin sonuna ulaştığımız yerde ise kitabın çevirmeni olan Yiğit Bener’in bütün insanlığa bir çift lafı var : Silah alacaklarına ya da uyduruk biblo koyacaklarına evlerine, kitap alıp koysunlar... bir gün merak edip bir okuyanı çıkar belki!

    *Epigrafta bahsi geçen şarkı : https://www.youtube.com/watch?v=jWFb5z3kUSQ
  • "Insanın azınlıkta olması, tek kişilik bir azınlık olması bile, deli olduğu anlamına gelmiyordu. Bir doğru vardı, bir de doğru olmayan; doğruya sarıldığın zaman, tüm dünyayı karşına bile alsan, deli olmuyordun."

    Düşünmek güzeldi, peki düşünce suçu işleyen ne oluyordu? "Ne kadar gizli ve güçsüz olursa olsun hicbir yanlış düşüncenin bu dünyada olmasına katlanilmiyordu."
  • Kendini ona bıraktı. Göğüsleri, Patrick’in güçlü göğüs kafesine yaslanmıştı. Kendini güvende hissetti ve o an için arzulanan biri olduğunu düşündü.
    Bunu hissetmek istemesi çok mu kötüydü? Ona yakın olmak için can atması? Bir adamın arzu edeceği bir kadın olduğunu düşünmesi?

    Ya Patrick beklediği adamsa?

    Patrick’in teninde gezinen ılık nefesini hissedip, içini çekti. Dudakları çok yakındı ama Patrick ona zaman verdi. Hem de çok uzun bir zaman. Lizzie düşünmek değil, hissetmek istiyordu. Sonuçlarını düşünmeden anın tadını çıkarmak istiyordu.

    Arzuları, soğuk ve sert gerçeklerle çatışıyordu. Ama bedeni onu dinlemiyordu. Patrick’i istediğini alması için davet edercesine, elini onu boynuna doladı. Kendini, ilk andan beri aralarında var olan aleve bıraktı.

    Sadece bir an için, diye söz verdi kendine. Tek bir öpücük. Kuzeninin odasındaki o günden beri başka bir şey düşünemi-yordu. Patrick’in dudaklarının kendisine hafifçe dokunuşu, daha fazlası için yanıp tutuşmasına neden oldu. Görevini yapacaktı ama önce dudaklarına değen dudaklarının tadına bakması, bunun nasıl bir his olduğunu anlaması gerekiyordu. Sadece bakışıyla bile dizlerinin bağını çözen bu adamın tadına bakması...
    Patrick, dudaklarını onun dudaklarının üzerine kapattı ve bir an için her şey durdu. Az sonra olacakları tahmin ederek gerilen tüm sinir uçları, adeta saf bir keyif dalgasıyla patladı. O anda önemi olan tek şey, dudaklarının üzerinde hissettiği kadifemsi yumuşak dudaklardı. Kendisini öpen o güzel dudaklar. Birbirine karışan nefesleri. Tutku ve arzuyla dolu bu birleşme.

    Tanrım, Lizzie’nin hayal ettiğinden daha güzeldi.

    Tüm bedeni ona dokunmak için eriyip bitiyordu. Daha önce hiç böyle olmamıştı. Lizzie dünyanın ayaklarının altından kaydığını, bir keyif denizinde boğulduğunu hissediyordu.Dudaklarını araladı ve Patrick’in inlediğini duydu. Bu öpüşmeden tek etkilenenin Lizzie olmadığı anlaşılıyordu. Patrick’in parmakları, Lizzie’nin ensesinde dolandı ve onu kendisine daha fazla çekiyordu. Sanki onu ağır ağır ve tamamen içine çekecekti. Tamamen...Patrick’in dili, Lizzie’nin dudaklarının arasından kayıp, Lizzie’nin kendinden geçmesine neden oldu.
    Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki Lizzie olanlara, istese de engel olamazdı. Kanında gezinen bu tutkuyu daha önce hiç hissetmemişti hissettiği arzu çok doğaldı. Hava gibi, su gibi ona da ihtiyaç duyuyordu.Ona yaklaşmak yetmiyordu. Bedeni, onun bedeninde erimedikçe bu yakınlık ona yetmeyecekti. Patrick, içine girip, kendi adını sayıklayana kadar... Onu sevene kadar...

    Patrick’in diliyle buluşturuyordu. Lezzetli tadını içine çekiyordu.
    Patrick homurdandı ve onu daha sert öpüp, bedenini kendisine doğru daha fazla çekti. Lizzie kendinden geçmiş gibiydi. Göğüsleri birbirine değiyordu. Belleri de. Lizzie’nin yumuşak kıvrımları, Patrick’in sert granitten yapılmış bedenine değiyordu... Patrick onu bacaklarının arasına yerleştirip, sertliğini hissetmesini sağladı.
    Tanrım, çok büyüktü ve bedeninin diğer yerleri gibi taş gibi sertti. Bunu hissetmek, Lizzie’nin bedeninin kasılmasına neden oldu. Her yerine değmek istiyordu. Onun içine girdiğini hissetmek... Onunla özgürce birleşmek...Lizzie’nin bedeni arzuyla yanıyordu. Dudaklarını iyice araladı. Dili çılgın bir tempoda hareket ediyordu. Patrick’in dudakları da artık daha az nazik, daha çok arzuluydu. Sert çenesi, Lizzie’nin narin teninde geziniyordu. Patrick, Lizzie’nin göğüslerini iri ellerinin arasına aldı ve Lizzie’nin kendini arkaya doğru bırakmasına neden oldu. Elleri, yumuşak göğüslerinde gezinirken, dili de dudaklarının arasında ilerliyordu. Lizzie’nin teninde dolanan kesik nefesleri, kızın titremesine neden oluyordu.
    Patrick’in kontrolünü ağır ağır yitirdiğini hissedebiliyordu. Yavaş ve kibar hareketlerinin, kendisininkine benzer bir hal aldığını hissediyordu. Patrick’in elleri, sırtında, kalçasında, belinde geziniyordu. Onu kendisine doğru çekip, kendinden geçiriyordu. Lizzie inleyip, Patrick’in omzuna tutundu.Nefesi iyice hızlanmıştı. Kalbi deli gibi atıyordu.Patrick onu bir kez daha öptü. Bu kez daha ısrarcıydı. Elleri Lizzie’nin saçlarında, dili dudaklarının arasında geziniyordu. Başı dönene kadar öptü onu. Dizlerinin bağı çözülene kadar.Yere yatıp onun bedenini üzerinde hissetme isteğinden başka bir şey düşünemeyene kadar.
    Lizzie’nin bedeni iyice gerilmişti. “Tenin kadife gibi,” diye mırıldandı Patrick. Lizzie donup kaldı. Bu sözler, yüzüne buzlu su çarpmış gibi hissetmesine neden oldu.Ne yapıyordu böyle? Bu, sadece bir öpücükten ibaret olacaktı.
  • Doğru düşünebilmek için ilkel düşünmek gerekiyor.
  • "Bir roman yüzünden intihar eden insanlar, sevgilisinin hayaliyle yanıp tutuşan gençler, bestelenen serenadlar . Bugünün dünyasında böyle şeyler mümkün değil. Ahmet'in, Tarık'ın, hatta büyüyünce Kerem'in böyle şeyler yapacağını düşünmek komik bile geliyor. Belki romantizm de bulaşıcı bir şey. Bu iş sadece dönemle açıklanabilir. Zamanın ruhu dedikleri şey doğru galiba."
  • #kaçırılmaması #gereken #duyulmamış #bir #kitap 


    "ama herkes zaten birbirleriyle yarışırcasına rol yapıyor. Cezayirli bir tanıdığım var, kırk yıldır çöpçü rolü oynuyor; bir başkası, metroda bilet zımbalama görevlisi, o da günde üç bin kez aynı hareketi yapıyor;  rol yapmazsanız topluma uyamadığınız söylenir, ya uyumsuz damgası yersiniz, ya sinir hastası. Hattâ daha da ileri gidip size bütünüyle düzmece bir dünyada oynayarak yaşadığımızı söyleyebilirim, ama o zaman da olgunlaşmadığımı düşünürsünüz"




    Merhaba Değerli Kitap Dostları 

    Belki de %90'ınızın hiç duymadığı bir kitapla karşınızdayım. 

    #emilaajar #yalanroman #kitapyorumu


    Hatırlanmayan bir günde sahafları gezerken bir kitap dikkatimi çekti. İsmi Yalan-Roman. İlginç bir kitap olmalı diye geçirdim aklımdan. Arka kapağını okudum ve hoşuma gitti. Kitabı okurken öğrendim ki kapakta yazan yazarın takma adıymış. Yazarın gerçek adı Romain Gary. Yazarın yirmi yaşından beri yazdığı, ülkeden ülkeye, kıtadan kıtaya yanında taşıyarak yaşamının bir parçası haline getirdiği bu nadide eserde hiçbir şeyin gerçek olmadığı, herkesin ve herşeyin yalan olduğu bir oyunun içine giriyoruz. Pseudo oyunu. Yani -mış gibi oyunu. Yazarın anlattıkları o kadar haklı şeyler ki çevrenize bakıyorsunuz. İşini severek yapmayan, genç arkadaşlardan severek okula gitmeyenler mutlaka vardır. Çalışıyormus gibi, okuyormuş gibi yapanlarınız da vardır elbet. İnsanlar o kadar kötü oldu ki. Seviyormuş gibi yapanı da var. Çalışıyormuş gibi yapanı da. Yazar dünyayı eleştiriyor kitabında. Herkesten kendini soyutluyor ve derin gözlem yeteneğine dayanarak hiç farkında olmadığımız gerçekleri gözümüzün önüne seriyor. Yazarın ancak ölümünden sonra takma bir isimle basılan bu kitabın çok dolu dolu olduğunu ve çok sade bir kitap OLMADIĞINI ve en etkilendiğim 10 kitaptan biri olduğunu belirterek kitabı temin edebilme imkanı olan tüm kitap severlere tavsiye ediyorum.  Kitap can yayınlarından artık basılmıyor agora kitaplığı yeni baskısını basıyor haberiniz olsun. 


    Satırlarda buluşmak ümidiyle kitapsız kalmayın. Görüşmek üzere hoşçakalın  🤗



    Alt kısımda buluşalım 




    "Suçsuz olduğunu ileri sürme hakkını elde edebilmek için suçun kökenini bulmak gerekir."



    "Sessizliği bile duyar ve anlarım. Son derexe ürkütücü ve anlaşılması en kolay dildir. Unutulmuş ve kimsenin ilgisini çekmeyen, kimsenin duymadığı yaşayan diller, en anlamlı haykırışlardır."



    Beyin çok iyi bilir ki, geçmişte benzeri olmayan, ilgisiz bir dil yaratmayı başarabilseydik, kişiliğimizin saçma yanı kalmazdı. İşte bu nedenle bunalım kaynakları, özel olarak tasarlanmış, kendimizi yokluk, olanaksız ve karikatür konumunda tutacak beynimizle donatmıştır bizi."



    "Halkların ve insanların birbirlerini anlamadıkları için dalaştıklarını düşünmek doğru değildir. Birbirlerini anladıkları için dalaşırlar."



    "İnsan ne kadar uğraşırsa uğraşsın, birini sevmeden soluk alamıyor."



    "gerçeğin bizimle dalga geçip kasıklarını tuta tuta güldüğünü ve son söz hep benimdir der gibi parmağını bize doğru salladığı izlenimine kapılmıştım."



    "Hep kaybettim ben. Kaybetmek için doğmuşum. Kaybetmekten hoşlanırım, her zaman kaybeden biri oldum, gücüm buradan gelir. Zayıf olduğum için hala ayaktayım. Kaybettikçe üstlerine giderim. Zayıflığımla içlerinden, temellerinden yıkarım onları. Vicdanları rahat etmez"



    "Öylece, ağzım açık duruyordum, o kadsr anlaşılmazdı ki bütün söyledikleri, kendimi kaygısız ve rahat hissetmeye başlamıştım neredeyse, ÇÜNKÜ ANLAMAK KADAR KORKUNÇ BİR ŞEY YOKTUR."