Giriş Yap
Hoşa gitmeyen bir fikrin doğru olmadığını düşünmek insanın doğasında var. Eğer bir fikir bir insanın hoşuna gitmiyorsa, o zaman o kişinin o fikir aleyhinde argümanlar bulması hiç de zor olmayacaktır. ~Sigmund Freud
Reklam
·
Reklamlar hakkında
409 syf.
Kabadayılar
enteresan bir kitaptı. çok merak ediyordum. merakıma değdiğini düşünüyorum. yazarın belli bir hikayeden başlayarak istanbula ait bir dönemi ,kendisinin de belirttiği gibi, laf lafı açarak hikayeden hikayeye atlayarak anlatması beni biraz yordu zira kim kimdi, en son kimi anlatıyordu, bu kişi ve olaya nasıl gelmişti şeklinde sürekli düşünmek zorunda kaldım. yazarla ilgili araştırma yaptığımda ve kitapla ilgili videolar bulup dinlediğimde yorumlar kısmına eklemeyi düşünüyorum. Bu kitabın bahsetmeye başladığı ilk kabadayı olayıyla ilgili bir de türk filmi var. ilgilenenlere bilgi olsun. İstanbulun hiç bilmediğim bir yüzünü daha bu kitap vesilesiyle ögrendim. yazarın daldan dala atlamasını saymazsam hikayeleri güzel aktardığını söyleyebilirim. sanırım bunun etkisi kendisinin gazeteci olması ve çokça muhabbet meclislerinde bulunması. beni şaşırtan şey yazarın kitapta anlattığı kişilere yani kabadayılık erkanına saygı ve hayranlık besliyor oluşu (eğer sadece bana öyle gelmediyse) kitapta o kadar çok isim olay geçiyor ki kağıt kalem olmadan kafamda bir şablon oluşturamadım. eğer doğru hatırlıyorsam benim sevdiğim tek karakter sarraf Niyazi oldu. onun dışında anlatılan kabadayılardan bende saygı uyandıran biri aklımda kalmadı. racon dedikleri kurgusal yazısız kuralları daha çok egolarını parlatmak ve kırılgan benliklerini sağlamlaştırmak amacıyla ortaya atılan tehlikeli çocuk oyunlarından ibaretti. ilginç olan bir başka nokta da halkın bu tipleri destekliyor , ilgileniyor, bazısına saygı hayranlık duyuyor olmasıydı. belki o dönemlerde de ülke maddi manevi büyük zorluklardan geçiyordu ancak halk bugünden farklı olarak o dönemin eldeki malzemelerini kullanarak kendini avutuyor, stres atıyor yahut oyalanıyordu ve böylece kabadayılar kendilerine nam dedikleri şeyi salabiliyordu. nihayet benim dahi merakımı cezbetti ve okumayı çok istedim. hem roman hem tarih hem gerilim hem aksiyon epey dolu bir kitap. meraklısına öneririm. ilgimi çeken bir diğer konu da bu kabadayıların "dost" adı verdikleri sevgilileri ile olan münasebetleriydi. komik olan şu ki bu ağır abiler kadınları kapatma yapıyor ve namus meselesi haline getirebiliyorlar bu kadınlara yapılan en ufak yamuğu, lakin yine aynı kadınlarına etmedikleri hakaret olmuyor. bu dayıların "Racon" defterinde ciddi anlamda bir kadına aşık olma, sevme, sayma durumları olmadığı halde kadınları bahane ederek yine birbirlerine güç gösterileri yapıyorlardı. kitabın bir bölümünde horoz dövüşlerine yer verilmişti ve bu anektod bana tam olarak istanbul kabadayilarının hallerini çağrıştırdı. erkek okurların bu kitapta daha fazla eksantrik ve olumlu şey bulacağını düşünüyorum. dönem tarihi ile ilgilenenlerin de ilgisini çekecektir. çok fazla tüyo var o dönem istanbul halkı, bürokrasisi ve yozlaşmışlığı ile ilgili. ders alınacak ve tee o zamanlardan bugune sirayet eden birçok püf nokta yakalanabilir. tavsiye ederim. kitabın sonu sizi şaşırtabilir zira beni şaşırttı.
Eski İstanbul Kabadayıları
9.3/10 · 43 okunma
3 yorumun tümünü gör
Hikmet Peygamberimizin Kur'an'ı doğru anlaması, doğru yaşaması ve doğru anlatması için Allah'ın Ona bahşettiği bir yeti ve yetkidir.
144 syf.
·
7 günde okudu
·
Beğendi
·
10/10 puan
İkinci yüzyılda yaşamış olan, çağının büyük düşünürlerinden dersler almış, “Stoacı Felsefe”yi benimseyip ona göre yaşamış olan Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un, kendisi için yazdığı, öğüt ve öğreti niteliğinde notlardan oluşan bir kitap. Bir imparatorun, iyi insan olmak, doğru yaşamak, hayatın anlamını/amacını bulmak adına bu kadar düşünüp, tabiri caizse kendini terbiye etmesi çok etkileyici. Bütün insanların yapması gereken en önemli “şey” düşünmek, doğruyu aramak, doğru yaşamak olmalı. Eski bir çağda yaşamış büyük bir imparatorun yapabildiğini, günümüzde de hepimizin yapabilmesini isterdim. Yazarın düşünceleri ve öğretileri genel anlamda çok faydalı ve yol gösterici. Okuyan herkesin faydalanabileceği çok kıymetli bir eser olduğunu düşünüyorum. Okuyucunun düşüncesine uymayan kısımlar olabilir ama genel anlamda çok etkileyici öğretiler içeriyor. Herkesin okumasını tavsiye ederim.
Reklam
·
Reklamlar hakkında
198 syf.
·
8/10 puan
Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği yüksek kalibredeki entelektülellerinden biri olan Prof.Dr.Celal Şengör’ün bir bilim adamı olarak kendi entelektüel birikimi ve kendi tespitlerini orjinal bilgiler ile harmanlayıp bastırdığı kitabıdır. Gerçek bir aydın/uluslararası şöhreti/başarısı tescilli bir entelektüelin kaleminden Atatürk’ü okuyacaksınız. Atatürk’ün her türlü hareket tarzındaki ince nüanslar dahi bilimsel bir bakış açısıyla tetkik edilmiş kitapta. Her ne kadar kitap, Atatürk'le ilgili bilgi edinmek için yeterli olmasa da Celal Şengör’ün objektifinden okumak, oldukça keyifli ve faydalı. Kitabın girişinde Celal Şengör, sizi kitaba hazırlıyor. Giriş kısmında bilimsel düşüncenin ne olduğu/nasıl olması gerektiği konusunda açıklayıcı metinlerle sizi karşılıyor kitap. İlerleyen sayfalarda bu açıklayıcı kısmın Atatürk ile ilgili kısımlarını besleyici bilgiler olduğunu farkediyorsunuz. Celal Hoca, gayet sade, basit anlaşılır bir dille kitabı oluşturmuş. Her seviyede okuyucunu rahatlıkla anlayacağı bir dil. Oldukça objektif bir açıdan bilimsel bakış açısıyla değerlendiren Celal Şengör, tüm uygulamaları, alınan kararları, benimsenen hareket tarzlarını vs konjonktür ve içinde bulunulan o dönemki zor şartları da tartıya koyarak tarafsızca değerlendirmiş. Aslında bu bakış açısını günümüzde birçok kişinin kaçırdığı çok net karşımıza çıkıyor. Tarihi şahsiyetler değerlendirilirken bazen insanlar, kendi döneminin şartlarıyla mukayese etmeden yani dönemsel empati yapmadan hüküm vermektedirler. Ancak bir tarihi şahsiyet değerlendirilirken o dönemin şartlarını göz önüne almak kendini o dönemde o tarihi figürün yerine koyarak bir de değerlendirmek gerekir. Atatürk ve Cumhuriyet tarihi üzerine çok fazla sayıda kitap okumuş – hatta kütüphanemde çok geniş bir arşive sahip birisi olarak – Celal Şengör’ün kaleminden bakış açısından okumak, oldukça katkı sundu ve keyif verdi diyebilirim. Eleştirel akılcılık baz alınarak eleştirmek ve bir şeylerin yanlışlanabilir olduğunu düşünmek gerçekten de insanın gelişimi açısından büyük bir artı. Celal Şengör’ün en takdir ettiği bilim insanlarından biri olan Viyanalı Bilim Felsefecisi *Karl Popper’ı bu kitaba dahil ederek Atatürk’ün dehası ve bilimsel düşünsel yapısıyla olan ilişkisini açıklaması güzel bir yerden yakalanmış bir detay. *Karl Poppper: Yanlışlanabilirlik, Popper'in bilim kuramının temelidir. Onun bilimsel yöntem görüşü, “bütün sistemleri zorlu bir sınamadan geçirerek, sonunda nispeten elverişli” sistemi seçmek amacıyla, her kuramı yanlışlamaya tabi tutmaya dayanır. Nutuk’un bilimsel metodolojisi konusuna da kitap yer verilmiş. Kısaca açıklamaya çalışılmış. Nutuk, başlı başlına bilimsel olarak ele alınması gereken bir baş yapıttır. Özellikle, genç neslin Nutuk gibi bir başyapıtı tam olarak idrak etmesi ve algılaması elzemdir. Bu konuda Sinan Meydan’ın ‘’Nutuk’un Deşifre’’si adlı kitabını da ayrıca şiddetle tavsiye ederim. Celal Şengör, kitabında tüm bahsettiklerini aslında bir küçük paragrafla özetlemiştir kitapta; "Atatürk'ün diktatörlüğü, dehanın diktatörlüğüdür. "Ben böyle istiyorum." demek yerine, "Efendiler şöyle bir teklif var" dedi. Efendiler de kabul etti." şeklinde açıklar. Şengör, Atatürk'ün diktatör olduğunu ama bunun Hitler, Mussolini gibilerden çok başka bir diktatörlük’’olduğunu anlatmaktadır. Bu, bir çeşit dahice ve gönülleri kazanarak yapılan bir yol gösterme ve ikna etme gücüdür. Deha ile harmanlanmıştır. Celal Şengör’ün de bahsettiği gibi; ilacını içmekten imtina eden hastasına zorla ilaç içirmeye çalışan doktor gibi düşünmemiz gerektiğini söylüyor. Hastanın iyiliği için her şeyi yapabilecek bir doktordur Atatürk. Bu bakış açısı doğru bir bakış açısıdır. Ulu Önderimiz Atatürk’e derin saygı ve minnetle... ALINTILAR: ‘’Samsun’a çıktığı 19 Mayıs 1919 gününü Türkiye’nin kaderini eline aldığı tarih olarak kabul edersek, ülkenin yönetiminin cansız parmaklarından kaydığı 10 Kasım 1938’e kadar 19 senede Atatürk hiçbir kararını altında milletin temsilcilerinin imzalarının da olmadığı bir bildiriyle ne milletine ne de dünyaya tebliğ etmiş veya uygulamaya koymuştur.’’ s8 ‘’Bilim, içerdiği ifadeler, gözlem raporlarını oluşturan ifadelerle yanlışlanabilecek düşünce sistemlerinin tamamına verilen addır’’ (Viyanalı Bilim Felsefecisi Karl Popper) ‘’Genel konularda nihai gerçeklere ulaştığını iddia eden, doğruyu söylememektedir.’’ s26 ‘’Eleştirel akılcılık doktrinler, yani yanılmaz ilkelerin bulunduğu inancına dayanan tüm yaklaşımların bir yanılgı olduğunu göstermiştir. s26 Atatürk’ün Yöntemi: Atatürk, yaşamı boyunca; 1-Önce karsısındaki sorunu iyi tanımaya ve tanımlamaya (yani kodlamaya) 2-Kendisinden önce bahis konusunu sorun veya sorunlar için ortaya atılmış çözüm önerilerini iyi öğrenmeye ve bunların başarısızlık veya uygunsuzluk nedenlerini doğru teşhis etmeye, 3-Sorunun veya sorunların çözümü veya çözümleri için uygun varsayım önerilerini üretmeye 4-Kendi önerdiği varsayımlarıa körü körüne asla bağlanmadan onları en acımasız bir şekilde gözlem raporlarıyla denetlemeye, 5-Başarısız olduklarına inandığı varsayımlarını derhal eleyerek yerlerine yeni gözlem temelini de dikkate alarak (yani kendi çözüm önerilerini başarısız kılmış olan gözlemleri de değerlendirerek) yeni varsayım önerileri üretmeye, 6-Bu yeni varsayım önerilerini de daha önceki varsayımlar için yaptığı gibi gözlem raporları ışığında denetlemeye büyük özen göstermiştir. Bu yöntem, Atatürk’ün işlerini nerdeyse bitirdiği yıllarda, Karl Popper’ın tüm dünyaya gösterdiği gibi, doğa bilimlerinden bildiğimiz, bilimsel yöntemin ta kendisidir. Geoffrey Lewis’in bir lafı var: ‘’ Atatürk sıkı bir tartışmaya bayılıyordu ama bunu yapacak insan yoktu etrafında.’’ Atatürk kendisine kafa tutulmasını isteyen bir insandı, bunu anlıyoruz. Bu, aynı zamanda dehanın da işaretidir; her türlü fikirden istifade etmek. Birkaç çok yakın arkadaşı dışında etrafında bunu yapacak insan yok ve Atatürk bunun çok açık bir şekilde farkında.’’ ‘’Bütün yazdıkları, yapacaklarını yapıp işini bitirdikten sonra verdiği hesaptan ibarettir.’’ ‘’Eğer zeki bir adam yanlış bir iş yapmışsa mutlaka o iş muhakkak doğru olmalıdır diye düşünmekten ziyade o anda, ona o niye doğru göründü, onun peşine düşmek lazım...’’ s131 ‘’Atatürk’ün ne dediğini anlamış sadece bir kişi var, o da Hasan Ali Yücel’di. Tek bir adam, Onu da nihayetinde İnönü, Amerika’nın, Rusya’nın, ağalarının baskısıyla harcanmıştır.'' (Hasan Ali Yücel)
Celal Şengör
Dahi Diktatör
8.6/10 · 2.390 okunma
1 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
870
8,7bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.14