1000Kitap Logosu

Doğru sanat

Nisan T.
Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar'ı inceledi.
49 syf.
·
1 günde
·
6/10 puan
Sanat Felsefesi
Felsefe okuduk bir küçük. Hoş cümleler ile sanat tarihi lezzeti aldım. Resim sanatı felsefesi diyelim biz ona. Bu kitabı akışta biri okuyordu. Alıntısı ise : '' Git normal bir hayat yaşa ve bana güvenme. Ya güvenmek istersem? Her şeyi unut ve bende-beni bul! '' oldu. Ilgimi böyle çekti yani. Bazı cümleleri düşündürdü felsefenin gereği haliyle. Sanat severler için hoş bir lezzet bence. İyi okumalar ⭐
20
Handan
bir alıntı ekledi.
Sanat felsefesinin uğraştığı problemler ise şu tür problemlerdir:Sanat nedir?Sanatsal ifade nedir?Sanat eserlerinin herhangi bir doğru içermedi söz konusu mudur?Sanat eserleri ne anlama gelirler?Genel olarak sanatın tanımı yapılabilir mi?Bir sanat eserini başarılı kılan özellikler nelerdir?Sanatçı neyi iletir?Sanatlar nasıl sınıflandırılabilirler?
Ahmet Arslan
Sayfa 277 - Serbest Akademi
1
ercanscgn.
bir alıntı ekledi.
Humboldt, Fichte, Schelling ve Hegel'in yapıtlarında dile getirilen Ro­mantizm, felsefi bir hareket olarak, evrensel gerçeklerin kaynağı ve zemi­ni olarak hala aklı görmekteydi. Fakat akıl artık bağlamsız ve bağımsız bir yapıya tutulan bir ayna olarak anlaşılmıyordu. Epistemolojik açıdan Romantizm, moderniteyi ve felsefede Kant'ın Kopernik devrimini temsil ediyordu. Dünya görüşümüz, dış yapıyı anlamanın bir sonucu olmaktan çok, içsel olarak üretilen bir referans çerçevesinin bu görüş üzerindeki bas­kısının yansımasıydı.İçsel referans çerçevesi, sadece düşünsel değil, aynı zamanda imgelemsel ve duygusaldı. Bu anlamda sanat, sadece dış yapı­nın temsili değil, aynı zamanda duyguların dışavurumu olarak görülmek­teydi. Çerçevenin iç kaynakları nesnel değil, insanlık hakkındaki evren­sel gerçeklerle daha geniş bir kültürel bağlamın yansımasıydı. Bir şeyin an­lamını keşfederken, kendi anlamımızı keşfederiz; çünkü anlamı yaratan biziz. Herder, Novalis, Goethe, Wordsworth, Shelley, Keats ve Byron gibi pek çok yazarın görüşü budur.Aklın kaynağı insanın referans çerçevesidir. Zihinsel yaşamımızda in­san bilincinin aldığı temel form zamandır. Akıl, zamansal ya da tarihsel boyutu olan bir şeydir... romantik fel­sefeciler...doğaüstü gerçeklerin bile zaman içinde de­ğiştiğini iddia etmişti. Bir kavram ya da kategorinin zamansal ve tarihsel olarak dönüşüme uğraması, o kavram ya da kategorinin anlamının biza­tihi parçası olur. İç standartlar, zaman içinde evrildikleri için, statik değil dinamiktir. Bütünüyle tümevarımcı ya da (tikeller arasında ardı ardına ge­nel nedensel yasalar bulunduğunu savunan) ampirik açıklamalar uygun değildir. Doğru düşünme bireyleri daha geniş bütünlerle ilişkilendirir. Buna bağlı olarak, statik çözümleme geniş dinamik çerçeveye ihtiyaç duyar. Ör­neğin, toplumsal kurumları anlamak için, atomcu çözümleme yapmak ye­rine daha geniş tarihsel bağlam içinde bakmak gerekir. Bir kurumun fay­dası tarihinden bağımsız olarak ölçülemez.
Nicholas Capaldi
Sayfa 96 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
3
Seher Tülây
bir alıntı ekledi.
Fırat Cewerî - Can Yücel Röportajı:
''Fırat Cewerî: * - Günümüzde Avrupa ülkelerinde Kürt ve Türk aydınları arasında bir iletişim vardır. Bunun nedeni Avrupa'daki demokrasinin etkisi de olabilir. Türkiye'de Kürt ve Türk aydınları arasında herhangi bir iletişim var mı.? * Can Yücel: * - Evet, Kürt olan arkadaşlarımız var. Aslen Kürt olan şair arkadaşlarımız da var. * Fırat Cewerî: * - Bu aslen Kürt olan şair ve yazarlardan birkaçının ismini verebilir misin.? * Can Yücel: * - Evet, isimlerini verebilirim. Cemal Süreya Kürt'tür. Murathan Mungan Kürt'tür. Hiç kimse de Kürt olduğu için Murathan Mungan kötü bir şairdir, diyemez. Murathan, Kürtçe sesten çok Türkçe sese alışmış ve Türkçe yazmayı öğrenmiş. Her şeyden önce Kürtler, Kürtçe yazmaya karar vermeli ki bu sorun çözülebilsin. Kullanılmayan bir dil, ölmeye mahkûmdur.'' (Sayfa: 75) Fırat Cewerî: * - Bugünlerde Türkiye ile Yunanistan arasında bir kriz olduğunu biliyoruz. Gemide Türk ve Yunan delegasyonları da bulunmaktadır. Bu iki delegasyon arasında bir görüşme oldu. İki delegasyon da iki ülke arasındaki krizi atlatmak ve barışı sağlamak için bildiri yazmaya karar verdi. Kürtler ve Türkler arasında da bir düşmanlık var, aynı şekilde Türk ve Kürt aydınları arasında da bir düşmanlık var. Bu iki halk arasındaki düşmanlığı bitirmek için Kürt ve Türk aydınlarının da bir araya gelmesi ihtiyaç değil mi.? Aydınların bu işe önderlik yapabilmesi için, bir araya gelerek kendi aralarında bir anlaşmaya varabilirler. Mesela bir fon oluşturulup iki halkın yazarlarına destek çıkılarak eserlerini kendi dillerine çevirebilirler. Yani Türkçe eserler Kürtçeye, Kürtçe eserler de Türkçeye çevrilebilir. Siz böyle bir teklifi nasıl değerlendiriyorsunuz.? * Can Yücel: * - Bu çok iyi bir teklif; fakat bu teklifin bizim sanat ve edebiyat kuruluşları tarafından kabul edilebileceğini sanmıyorum. Bu teklif, aydın ve yazarlar tarafından bireysel olarak kabul edilebilir. Aydın ve yazarlar bir araya gelip bir toplantı yaparak bunu çoğunluğa anlatabilir. Türkiye Yazarlar Birliği ve Türk PEN'i, bunun için problem çıkarabilir mi bilmem; ama bu çok iyi bir teklif ve bunu değerlendirebilmek için hep beraber masaya oturmamız lazım. Bununla beraber ülkenin ve halkların geleceği için de anlaşmamız gerek. Yerinde ve doğru olan bu teklifle biz yazarların da kitaplarının basımı ve dağıtımı evrensel bir boyuta ulaşır. Kimi Türk yazarlar, Kürt okuyucuların her daim kendilerini okuyacaklarını zannediyor, bu doğru bir algı değil. Kürt okuyucularımızı kaybetme tehlikesi içerisindeyiz. Bu yüzden birbirimiz eserlerini çevirmeye dair olan teklifin çok yerinde. Biz Kürt okuyucuları, Türkçe okuyan okuyucu olarak kaybettiğimizde; Kürt okuyucuları, eserlerimizi Kürtçe okuyan okuyucular olarak tekrar kazanırız. Hiç zaman kaybetmeden bu gerçeği kabullenip teklifini hayata geçirmeliyiz. Kürtçe eserleri Türkçeye ve Türkçe eserleri Kürtçeye çevirmeliyiz. Bu çalışmayı eleştirel bir bakış açısıyla ve planlı bir şekilde yapmalıyız. Burada bilimsel bir eleştiriden söz etmiyorum fakat edebiyat tarihi açısından, günümüz kuramsal eleştirileriyle objektif bir değerlendirmeyle yapmalıyız. Bu yüzden hem Kürtlerden hem de Türklerden bu yükün altından kalkabilecek eleştirmenlerin ortaya çıkması gerekir. Türkler, Kürt edebiyatını ve kültürünü tanımıyor. Birilerine, ''Mem û Zîn'' hakkında ne düşünüyorsun, diye sorduğunda; onlar, ''limuzin'' diye anlıyor. İşte bu bilgisizliğin ortadan kalkması için eleştirel bir bakışla eserlerimizi birbirimize tanıtmalıyız. Derin bir diyalog içerisinde olmalıyız.''
2
Yeni kadınlar, gri giysilere bürünmüş, işçi mahallelerinden sonu gelmez kafilelerle şafak vakti fabrikalara ve imalathanelere, garlara ve tramvaylara doğru yola çıkan milyonlarca kişidir. Yeni kadınlar, sayıları onbinlere ulaşan, genç ya da daha şimdiden solmuş, büyük şehirlerdeki hücre-odacıklarında yalnız yaşayan, 'bağımsız evler'in sayısını artıran kişilerdir. Yaşam için sessizce ve kesintisiz mücadele sürdüren, günlerini büro masası başında, telgraf araçların yanında, dükkan tezgahlan arkasında geçiren genç kızlar ve kadınlardır bunlar. Bekar kadınlar, taze ruhlu, kafaları düşler ve gözüpek projeler dolu, bilim ve sanat tapınaklarının kapılarını çalan, sağlam erkeksi bir yürüyüşle, düşük ücretli bir ders aramak, herhangi bir rastlantı iş bulmak için kenti baştan başa dolaşan genç kadınlardır. Yeni kadını, çalışma masasında oturmuş olarak, laboratuvarda bir deneyi tamamlarken, arşivleri karıştırırken, klinik çalışmasına yetişmek için acele ederken, siyasal bir konuşma hazırlarken göreceksiniz.
1