Gökhan Aktaş, Hafız Divanı'ı inceledi.
24 May 00:19 · Kitabı okudu · 21 günde · Puan vermedi

Hafız'ın divanı; tasavvufta tekke, mey, rind, aşk, şarap, sarhoşluk, pir-i mügan gibi rumuzların kullanıldığı kalenderi muhabbet kültürüne aittir. Şirazi'nin ifade ettiği şekil üzerinde Fars edebi ve toplumsal kültürünün de bir miktar etkisi vardır.

Şirazi'yi meşhur eseri Bostan ve Gülistan'dan tanırız. Bu iki eser bazı otoritelerce farsça yazılabilecek en üstün belagat'a sahip kitap olarak değerlendirilmektedir. Divan'da gene aynı edebi ve zengin üslupla yazılmış olmasına rağmen, Bostan ve Gülistanda ki gibi kıssalar şeklinde değil de, beyit ve mesnevi şeklindedir. Bu eser, doğu ve batı edebiyatını da derinden etkilemiştir. Bilhassa Goethe'nin doğu batı divanında Hafız ismi ile atıf yapılan kişi Hafız Şirazi'nin ta kendisidir. Eser de bu eserdir.

Şirazi'nin eserinde ifade ettiği felsefe genel olarak, aşk şarabı ve sarhoşluk üzerine yazılmış güzellik tasvirlerini içerse de, Hafız'ın güzellik anlayışını burada okuyucu için açmayı gerekli görüyorum:
Şirazi'nin kendi döneminde yaygın olan ilahi güzellik anlayışında tecelliyat ön plandadır. Bu tecelliyat Mürşidlerde görülmekle birlikte -ki Şirazi eserinde, Mürşidleri pir-i mügan mahlası ile ifade etmiştir- en saf temiz şekli ile tecelliyata atıf yaptığı başka bir konu da vardır. Bu saf ve mükemmel tecelliyat mürşidler dışında bir de ergenliğe henüz girmemiş erkek çocuklarında da görülmektedir Hafız'a göre!
Hatta Bostan ve Gülistan'daki aşk hikayelerine dikkatlice bakarsanız, aşık ve maşuk olarak ilişkileri anlatılan çiftlerin ikisi de erkektir. Bu açıdan Bostan ve Gülistanın eşcinselliği ifade eden ilk eserlerden birisi -doğu edebiyatında ilki- olduğunu da sanırım çoğu okuyucu farketmemiştir.

Eşcinsellik konusunda herhangi bir yorum yapmak istemiyorum. Fakat ergenlik çağına girmemiş ergen çocuklara güzellik mersiyeleri yazmak benim görüşüme göre sapıklıktır. Midem kaldırmadığı için burada örnekleme yapmak istemiyorum. Kitabın edebi yönü zengin olmakla birlikte, ahlaki yönü maalesef çok çirkindir. Yok o beyitlerde farklı bir mana var diyecek okurlar da olacaktır. Bu okurları da, Şirazinin felsefesini araştırmaya davet ediyorum. Bu detayları bilerek okumanızı ve okutmanızı tavsiye eder, kanaatimce +21 hedef kitlesine uygun bulduğumu belirtmek isterim.

Abdullah Kaya, bir alıntı ekledi.
20 May 13:11

Kur'an yaratılmış mıdır?
Bilmiyorum.
Onun kitapların Kitabı olduğuna ise
Tıpkı bir Müslüman gibi inanıyorum.

Doğu-Batı Divanı, Johann Wolfgang Von GoetheDoğu-Batı Divanı, Johann Wolfgang Von Goethe
Sadık Cemre Kocak, Türklerin Dili'yi inceledi.
22 Nis 20:22 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yüzyılın en büyük SPOİLER çalışması.
Kitabımız çok güzel. Öyle ki sizlere yer yer kendinizin araştıracağı yerler bile bırakıyor. Sanırım kitabı uzunca bir süre hem araştırarak hem de okuyarak devam edeceğim. Elimden geldiğince de alıntı yaparak ilerlemeye çalışacağım.

ÖNCÜLER
İlk bölümümüz “Öncüler” şeklinde ilk Türk devletlerini işliyor. İskitler (Sakalar), Hunlar, Sabirler, Avarlar, Peçenekler, Bulgarlar ve Hazarlar işleniyor. Hemen ardından Türk Dilinin Konumu ve Türk Dilinin Evreleri diye 2 başlık altında toplanan incelemeler mevcut. Hadi hep beraber bu toplumları inceleyelim.
İskitler: Tanrı Dağları - Fergane - Kaşgar bölgesinde yaşama başladılar şeklinde kabul edilen ilk Türk Milleti. Açık konuşmak gerekirse ben Saka ve İskitleri farklı sanıyordum. Aynılarmış. Ama bu konuda kafam karışık yalan olmasın. Bunun haricinde bu devletin iki büyük destanı herkesin bildiğini düşündüğüm bir yazındır. İranlılarla yapılan savaşlara konu edilen ve yazılı metinlerimiz olmadığı için en azından yaşadığını da bildiğimiz Alp Er Tunga ve Destanı. Bir de Büyük İskender ile yaptıkları savaşları konu edinen Şu Destanı bizlere kalan olaylardır. Hatta Alp Er Tunga ile ilgili sizlere haddim olmadan bir de tavsiye vereceğim. Tomris Hatun (ilk kadın hükümdar da bu devirde yaşamıştır ve Alp Er Tunga’nın torunudur.) gibi karakterlerin tamamını konu edinen ve tarihi roman olan, benim de yakın zaman da okuduğum Ahmet Haldun Terzioğlu dan Alp Er Tunga kitabı. Çok beğeneceksiniz ve bu konuda fikriniz oluşacak. Buna eminim.
Hunlar: 3 ayrı başlık altında inceleniyor. Hiung-Nu’lar ilk temsilcileri. Bu aynı zamanda bir birliktir ve Türklerin de katılımıyla Çin’e akınlar gerçekleştiren bir birliktir. Ak-Hunlar bir diğer kolumuz. Bu kolda da aslında aynı olay görülür. Daha doğrusu Chinoit ve Heftalit adları aslında Hiung-Nu’nun adının değiştirilmiş biçimi olarak kabul edilmektedir. Asıl ilgi çeken ve dünyanın tanıdığı Batı Hunları ise özellikle Attila döneminde parlamış ve Avrupa’ya (Ego Sum Attila, Flagellum Dei – Ben Attila, Tanrının Kırbacı) demiştir. Tabi sadece bu da değil.
Hunlar hakkında sadece bu kadar bilgi az olurdu. Onların dini inanışlarını da eklemek oldukça iyi olurdu. Kurt Ata, Gök Tanrı, Kutsal Ata, Doğaya Tapınım ve Yer-Su inançları. Bunlara da oldukça kısa değinip geçeceğim.
Kurt Ata inancı tam da tahmin ettiğiniz gibi biz de Kutsal olan Kurtların yalnızca bir motif değil, bir Ata olarak tanınıp bilinmesidir. Gök Tanrı zaten herkesin malumudur ancak şunu demek mümkündür. Nasıl şimdi Müslümanız (genellikle) diyorsak, o zaman da varsa yoksa bu inanç vardır. Kutsal Ata’da tam tahmin ettiğiniz gibi öldükten sonra büyüklerin (baba, ata) ruhlarının yakınlarda olduğu ve saygı gösterilmesini gerektiren bir inanç. Hatta öyle ki Hun hanlarının bir deyişi vardır. Bizans Piskoposu, Aile mezarlarını soyduğunda Attila’nın 2. Balkan seferini düzenlediği söylenirmiş. Doğaya Tapınım ise Güneş ve Ay sevgi ve saygısını ifade ediyor. Yer-Su ise adının anlaşıldığı üzere dağlar, ırmaklar, göller vs tamamının canlı olduğuna ve bir ruh taşıdığına inanılan bir sistemdir. Genellikle Şamanizm esaslarından biri olmasının yanı sıra Çin kaynaklarında da geçer.
Sabirler: Haklarında bilgi yoktur, günümüze ulaşan kelimeleri yoktur. Lâkin hem bir adları hem de isimleri vardır. Yaşadıkları dönem bilinir. Bu beni oldukça şaşırtır. Sadece bu devlet değil, bu şekilde yazılan devletlerimizin tamamı böyle hissettirir bana. Hun Birliği içerisinde yer aldıklarını eklemekte fayda var.
Avarlar: Kuzey Karadeniz ve Balkanlarda, Hunlar sonrası egemen olmuş bir devletimiz var. Açık olmak gerekirse bu egemenliği bilmiyordum. Atlı bir Millet oldukları ve Çin kaynaklarında (nedense bana İspanyolca gibi geldi) Juan Juan olarak geçtikleri bilinmektedir. En önemli ayrıcalıkları nedir diye soracak olursanız da İstanbul’u kuşatan ilk Türk Devleti olduklarını belirtebiliriz.
Peçenekler: Göçebe bir kavim olduğu, Oğuz soyundan geldikleri bilinir. Aslında tahmindir. Haklarında pek bilgi yoktur. Haklarındaki belgeler 745 yılına ait Tibetçe yazılmış belgeler olup Be-çe-nag boyu olarak Uygur, Karluk, ve Türkeşlerle birlikte anılırlar. Ayrıca 8 tanesinin uruğu bilinir. Bizans ile ilişkileri nedeniyle Hristiyan olmaları ve daha bilimdik bir soy olan Gagavuzlar yani Hristiyan Türklerin başlıca temsilcileri bunların torunlarıdır. https://i.hizliresim.com/kOl7Nv.png
Bulgarlar: Hem Türk hem Müslüman oldukları sonradan bozuklukları görülür. Bozulmak derken burada eskiye göre değişmek anlamına gelir. İlk paragrafta bunu hac olayıyla görebiliriz. İkinci paragrafta da soy özelliklerine değinilmesi iyi olmuş. Hunların dağılması sonrası en iyi oymağın Bulgarlar olduğu söylenir. Tarihte de ilk kez 482 yılında geçerler. Bizans tarihçileri sayesinde. Zaten en iyi oymak olduğunu yazan da Bizans tarihçileridir. Büyük Bulgaristan adında hayatına devam edip 2 kola ayrılırlar. Tuna ve Volga Bulgarları. Köken, dil ve din özelliklerine değinilerek konu sonlanır.
Bu devlette Kurum Han, Bizans’ı kuşatırken ve işler iyi giderken kuşatma sırasında ölür. (814) Ardından 852 yılına gelindiğinde tahta geçen Boris ise büyük bir değişiklik ile Bulgarların 864 yılında dinini değiştirip Hristiyan olduğunu belirtir. Trakya ve Makedonya da ele geçirilince diğer Hristiyanlarla kaynaşılır. Volga Bulgarları ise bugünkü Çuvaşların atası sayılırlar. İslâmî seçerler. Moğol darbesini hissedene kadar refah içinde yaşarlar. Dil özellikleri kısmı oldukça detaylı verilmiş. Yazara helal olsun. Bulgarlar bile bu kadar bilmiyordur eminim yani.
Hazarlar: 626 yılında ortaya çıkmışlar. Kuranda da geçen Yecüc Mecüc efsanesi de burada geçiyor. Musevilik benimsenmiş. Ayrıca bunu benimseyen tek Türk Devleti de Hazarlar olmuştur.

Eski Türkler
Göktürkler: Harika bir devlet. Muhteşem bir isim. Tarihe kazınan bir birleşim. Gök Türk. Batının kutsal üçlüsüne (baba, oğul, kutsal ruh) karşı daha büyük bir üçlü. Tanrı, Devlet, İnsan. Daha iyisi ne olabilir ki? Hele o devirde. Ünlüdür Göktürkler. İlk defa Türk adı bir devletin resmi adı olmuştur. Nasıl karşı gelinir zaten. Kitapta da Tu-Kiu’lar (Çin kaynaklarından alınmış olsa gerek) ve Kutluk Devleti olarak iki kısımda incelenmiş. İlk olarak Türk Adı, Anayurt ve Bölünüş işlenirken; Kutluk Devleti kısmında ise Yaşam, Din (Gök Tanrı, Şamanlık, Doğaya Tapıncı, Ata Tapıncı ve Ölüm Töreni şeklinde inanışlar), Yazıtlar, İçerik ve Örnek başlığıyla konular açılmış. Kartal Tibet’in yıllarca oynadığı ve yanlış anımsamıyorsam 5 seriden oluşan Tarkan filminde Tarkan isminin ne anlama geldiğini hep merak etmiştim aslında ama normal günde aklıma gelip de bakmamıştım. Şimdi gördüm bunu da eklemek istedim. Çünkü bazen yazdığım incelemelere sonradan merak ettiğim bir şey olursa bakıyorum özellikle Tarih konulu olanlarda. Tarkan kelimesi de; halktan olup sonradan soyluluk sanı verilenlere deniliyormuş. Burada bulunsun lazım olur.
Uygurlar: Kitabımız ağırlıklı olarak Dil özelliklerine öncelik verdiğinden bunun yanında Uygurlar için Göç ve Türeyiş Destanları en bilinen özellikleridir. Onların özellikleri bir dönüm noktasıdır. Kağıt ve Matbaanın ilki olmak, yerleşik hayata geçen ilk Türkler olabilmek ve Yazılı hukuk kurallarını oluşturan ilk Türk devleti olmak. Mani dininin kabul edilmesi, yerleşik hayat ve tarım faaliyetlerinin yanı sıra kalıcı mimari eserler de yapılmıştır.
Türkeşler: Araplarla yapılan savaşlar ile İslamiyet’in yayılmasını engelleyip, Türkçülüğün korunmasını sağlamışlardır. Baga Tarkan burada ön plana çıkar. Ayrıca kendi adına para bastırmıştır. Aynı dönemde Emevi etkilerinin silinip Abbasi etkilerinin gelmesiyle Türklük ve İslamiyet aynı çizgide yürür. Bunun da yaklaşık 300 yıl süren 3 maddede özetlenebilir bir geçiş dönemi vardır ki bunu link olarak paylaştım.
https://i.hizliresim.com/G9lakV.png

Orta Dönem
Karahanlılar: İlk Müslüman Türk devleti olduklarını biliyoruz. Satuk Buğra Han döneminde İslamiyet kabul ediliyor ancak bizim Türklerde bir salgın gibi yayılan Arapçanın devlet yazı diline girmesi ve Türkçe’nin unutulması, sadece bu değil -birazdan Gaznelilere bakarken de yazacağım onlarda da Farsça var- sürekli olarak bir yazı ve dil kültürünün değişmesi, tabiri caizse bir melezlik görülüyor. Benim bildiğim farklı türler melezlenmez ama biyolojiciler çok daha iyi bilirler. Bimarhane adı verilen hastaneleri kurmuşlardır. Bu dönemde halen daha bilinen 4 önemli eser vardır. Asıl bilmemiz gerekenlerden biri de bunlardır.
Yusuf Has Hacip – Kutadgu Bilig, Kaşgarlı Mahmut – Divanı Lügat’it Türk, Hoca Ahmet Yesevi – Divanı Hikmet, Edip Ahmet Yükneki – Atabetül Hakayık eserleri dönemin ve günümüzün en bilinen eserleridir. Sizlerden haddim olmadan bir konuda da isteğim olacak. Kaşgarlı Mahmut’un eseri nasıl bulunup gün yüzüne çıkarılmış biraz araştırın. Hayran kalırsınız.
Gazneliler: Bilindiği üzere Gazneli Mahmut, devlete en parlak dönemini yaşatmıştır. Hindistan üzerine düzenlenen seferlerle şimdiki Hint Müslümanlarının temelini atmışlardır. Dile kolay tam 17 sefer. Abbasi halifesinin koruyuculuğu üstlenilmiş; tarihte ilk kez bir Türk, Sultan unvanını kullanmıştır. Firdevsi-Şehname, Utbi-Tarihi Yemin ve en çok bilinen İbni Sina’dan Tıbbın Kanunları eseri verilmiştir. Özellikle son eser Avrupa’da uzun yıllar hatta yüzyıllar okutulan, Dante’nin kitaplarına konu olan, Avrupa üniversitelerinde ve Osmanlı döneminde kullanılan tüm tıbbın ana unsuru olmuştur.

YAZARI EN ÇOK ELEŞTİRDİĞİM KISIMA GELELİM:
Yazarın sayfa 109’da ‘‘Örnekleme’’ kısmında ‘Alp’ örneğini verirken Alp Er Tunga’dan bahsetmesi ve böyle bir Türk bilimcisinin, hem de Türk dili bilimcisinin İran dilinde konuşması ve Türk Oğlu Türk (ALP ER TUNGA) için ‘Afrasiyab’ demesi son derece canımı sıktı. Kitabı bırakıp atasım geldi. O derece sinirlendim. Sen İranlı değilsin. Sen Türk’sün. Bir Türk’ten bahsederken Türkçe konuşacaksın. Normal cümlelerinde ne dersen de önemi yok.

Harzemşahlar: Zengin ve iyi komutanlardan meydana gelen bir devlet. Bu devletin sorununu ve tamamına yakınını alıntı olarak vermiştim. Bunun haricinde ekleyebileceğim; Nehcü’l-Feradis var. Eğer yanlış hatırlamıyorsam ya 40 Hadis kitabının açıklaması şeklinde ya da hadisleri toplu olarak açıklıyordu ama sanırım 40 hadis üzerineydi yanlış olmasın da.
Muinü’l-Mürid var. Adından da anlaşılır. Tasavvufi eserdir. 900 beyittir. Dörtlük şeklinde yazılmıştır. Mukaddemetü’l-Edeb vardır. Bunu en kısa haliyle Arapça bilmeyenlere Arapça öğretmek için yazılmıştır desek doğru olur. Bunların yanında maalesef detaylarını anımsayamadığım; Muhabbetname, Kısse-i Yusuf, Hüsrevü Şirin, Revnakü’l İslam adlı eserler de mevcuttur.
Çağataylar; Cengiz Han’ın oğlu Çağatay tarafından kurulduğu bilinmektedir. Aslında neden söz edilmez anlamam. Osmanlı Dönemi zamanında haritalarda da vardır ve Türk’tür. Şaşırıyorum.
Bu dönemde; Muhakemetü'l-Lugateyn - Ali Şîr Nevaî, Bedayiül Luğat - Nevayi Sözlügü, Abuşka Lügati, Baburnâme - Reşit Rahmeti Arat, Şecere-i Terakime- Türklerin Soykütüğü ( Harezmli Arab Muhammed Han oğlu Ebu’l-Gazi Bahadır Han tarafından yazılmıştır.) , Senglâh Lügati ve Fethali Kaçar Lügati eserleri verilmiş. Oldukça zengin bir dönem aslında. Birçok yazar da bahsetmiş bundan. Ancak çoğu kitapta uygun bir tanım dahi yapılmadan geçilmesini aklım almıyor.
Kullanılan dilin özelliklerinin incelenmesi kısmı çok ağır. Biraz birikim istiyor arkadaşlar haberiniz olsun. Yoksa kafa beyin patlatacak cinsten.
Kıpçaklar: Türklerin arasında en geniş alanlara yayılmış olup aynı zamanda kalıcı devlet kuramayan belki de tek toplum Kıpçaklardır. Oğuz mücadeleleri ile Dede Korkut Destanı ortaya çıkmıştır. Ruslarla mücadeleleri İgor Destanına konu olmuştur. En önemlisi de Codex Cumanicus adlı eserde Türkçe gramer esasları Türkçe, Farsça, Latince lügat yazmışlardır. Bu eser İtalya’da San Marko Kütüphanesindedir.
Aynı ırkta Kölemenler var. Memlük de diyorlar. Acayip garipsedim çünkü ayrı sanıyordum. Eserlerinden Gülistan Çevirisi neredeyse tüm dünya dillerine çevrilmiş. Dil özellikleri üzerinde de fazlaca durulmuş.
Altınordu: Kültür bakımından Doğu ve Batı arasında bir geçit olup, İslam Kültür Merkezi durumundadır. Harezm ili ise Altınordu'nun en zengin ve en uygar bölümüdür. 12. yüzyıl başlarında gelişiminin doruklarındadır. Ürgenç kenti merkezidir. Türk dili ve kültürü açısından çok önemli işlevi olacak bu ülke Türkoloji çalışmalarının ayrı bir bölümünü oluşturur. Böylece Altınordu ulusunun temelini oluşturan ülkeler değişik yapıları kapsar. Dil ve kültürün değişik alanlarda gelişimi ayrı ayrı olur.
Oğuzlar: 6. yüzyılda ilk kez ortaya çıkarlar. 552 yılında Göktürklerle beraber ortaya çıktıkları bilinir. Öncesi var mı? Yazılı tarihimiz o kadar kısıtlı ki, neden olmasın diyorum. Bu Soy Türklerin en bilindik soyudur aslında. Anadolu’nun fethine kadar vardır, sonrasında vardır, bu zamanda? Mümkün. Sadece bu mu? Konuştukları dil hem Osmanlı Türkçesi, Eski Anadolu Türkçesinin temelidir. Karamanoğulları, Osmanlı Aydınoğulları, Germiyanoğulları, Karesioğulları, Çandaroğulları, Eşrefoğulları gibi beylikler hep Oğuz soyundan kabul edilmiştir. Burada özellikle Osmanlı dışında en çok beğendiğim Karamanoğulları olup Karamanoğlu Mehmet Bey’in bir sözünü ‘Alıntı’ olarak eklemiştim. Çok beğeneceğinize inanıyorum. Özellikle oluşan Arap-Fars etkisine karşı.
Oğuzların öyle güzel eserleri var ki aslında imkan olacak da hepsini tek tek okuyacaksın. Öyle değerli şeyler var. Dil özellikleri de çok kafa karıştırıcı gelse de mecbur dikkatle okumak durumundayız. Eski dilimiz sonuçta bu. Ama eserler, gerçekten de dediğim gibi. Çok heves ettim bazılarına.

Çağdaş Türkler
Türkiye Türkleri diye açılan ilk konumuzda aslında dil özelliklerimiz o kadar güzel verilmiş ki; üniversite giriş sınavlarında, lise sınavlarında, KPSS gibi tüm sınavlarda Dil Bilgisi alanında ders çalışmalarımız için resmen hem kısa hem öğretici ve çok fazla detaya girip kafa karıştırmayan bir anlatım mevcut. Hatta bir tanesini alıntı da yapmıştım. Ne çok alıntı yapmışım gerçi.
Balkan Türkleri ise detaylı olarak verilmiş. Ben de kitaba göre gittiğimden detaylandırıyorum. Eksik veya yanlış gördüğünüz varsa lütfen bildirin ki ben de yanlış ezberlemeyeyim. Bu grubu 2 kısma ayırdık. Bunu da burada eklemeyi uygun gördüm. Müslüman Türkler (Osmanlı, Gacal, Tozluk, Gerlova, Kızılbaş, Yürük, Konyar); Hristiyan Türkler (Karamanlı, Makedonya Gagavuzlu, Surguç).
Gagavuzlar: Gene Oğuz bağlantılı bir millet. Söylüyorum bu Oğuz olmak, Türk olmaktır diye. Orta Asya kökenli varlığını sürdüren bir millettir. Hristiyanlığı (Ortodoks) kabul etmişlerdir. Kendilerini 3 katmanda incelemek çok daha kolay ve akılda kalıcı olacaktır. En eski tabaka, kuzeyli Türk topluluğunun kalıntısıdır. İkinci katman, Osmanlılar Balkanlara gelmeden, güneyden gelen Türk topluluktur. Son katman, Osmanlı döneminde yerleşen Türk göçmenlerin katmanıdır.
Ayrıca Gagavuzlar için Z harfinin dil özelliklerinde sonda S olduğunu da incelememizden görmüş olduğumuz için Herkes yerine Herkez yazmalarına dikkat çektim. En azından halen özürlü gibi bunu yanlış yazıp, üstüne sırf gurur yaparak düzeltmeden devam edenler için biraz umut olur. Tabi sene olmuş 2018, halen V yerine W kullananlara diyecek hiçbir lafım yok.
Azeriler: Azerbaycan adı İÖ 328 yılında bu topraklara egemen olan Büyük İskender'in generali "Atrapates" in adından gelir. Bu ad önce "Atropatene" biçiminde bu bölgenin adı olur. 3. yüzyıldan sonra "Azurbazagaan" diye anılmaya başlar. Sonraları bu adı Araplar "Azerbaycan" biçiminde kullanırlar, şeklinde kitabımızda tanım var. Buyurun siz karar verin. Milattan önce İskit ve Sakaların akınları bu bölgeye başlar. Türkleşen bölge milattan hemen sonradan itibaren Türk olarak kalmaya devam edecektir. Kuzey ve Güney Azerbaycan olarak devam eden Azeri Kandaşlarımız için çok uzun bir yer ayıran yazarımıza ayrıca tebrik ve teşekkür etmek gerek kanımca.
Afşarlar: Dede Korkut kitabında Oğuzeli diye geçerler. Günümüzde 500000 kişilik bir nüfus ile hayatını devam ettiren nadir topluluklardandır.
Horasanlılar: Türkmen veya Azerice dili olduğu yönünde yapılan yanlış anlaşılmalar yerini daha yeni dönemde bir Oğuz dili kullandıklarına bırakan bu boy, özellikle İran ve Türkmenistan’da yoğundur. Üstelik yaklaşık 2000000 kişi de bu dili konuşuyormuş. Şii Müslümanlığa inanırlar.
Türkmenler: Nurmuhammed Garip Andabilli tarafından yazılan Leyla ile Mecnun eseri ile ünlüdür. Ülkelerinde ortalama 5.5 milyon kişi yaşar ve bunun 4.5 milyonu Türk ve toplamda dünyada 6000000 Türkmen vardır. Başkenti Aşkabat olup 1992’de bağımsızlığına kavuşmuştur.
Salarlar: Uygurlar, Kıpçaklar, Türkmenler derken en sonunda kendi hakları tanınır. Salur adından gelirler. Dede Korkut da geçerler. Kendi dilleri olmadığından Uygurca kullanılır. Ayrıca yazarımız 30000 kişi için ne araştırmayla dil özelliği vermiş. Yerlerinde olsam topluca gelir yazara teşekkür ederdim. Küçümsemek için demiyorum. Nüfusu az ve kendine Türk diyenin, bölgesini bile gösteremeyeceği bu insanların dil özelliklerini bu kadar detaylı anlatabilmesi bile çok harika geldi gözüme.
Özbekler: Türkiye Türkçesi sonrası en önemli dil budur. Bizden sonra en çok konuşulan dildir. Gene oğuz etkileri. Oğuz + Beg den ileri gelir. Yazar dil bilgisine öyle girmiş ki en çok bu var diye. Sonlara doğru bir baktım kendim okuyorum Günümüz Türkçesine bakmadan. Karluk, Oğuz ve Kıpçak Türklerinin karışımından oluşurlar.
Yeni Uygurlar: Çin eyaletinde yaşadıkları, Çinin hatta Kızıl Çinin 20 milyonluk Uygur yani TÜRK halkına yaptığı soykırımla bu sayının 5 milyona indiği görülmekte aynı zamanda birileri de hiç alakasızca Çin patronunu arayıp telefon görüşmeleri yapmakta. DOSTLUK demekte. Dünyada en son dost denilecek insan bir Türk için Çinlidir. Dil özellikleri de oldukça sağlam. Artık iyice düşünüyorum bunlar kendileri de biliyor mu bu kadar önemli olduklarını dillerinin acaba diye. Çünkü yazar gerçekten de dil özelliklerine öyle bir giriyor ki dinlene dinlene okudum o kısımları.
Tarançiler: Uygurların alt başlığında verilmiş. Adlarını ilk defa duydum yalan olmasın. Özellikleri de garip geldi bana. Haklarında sadece Dilleri de Yeni Uygurcanın bir ağzıdır, yazı dilleri yoktur diyebiliyorum.
Sarı Uygurlar: Dilleri Çincedir. Güney Kansu'daki bozkır ve dağlık alanda yaşarlar. 13. yüzyıldan beridir aynı bölgede yaşarlar. Kimliklerini koruyamadıkları, orjinal dillerini sadece yaşlılarının konuştuğunu ve İslamla tanışmayıp yavaş yavaş yok olduklarını söyleyebiliriz. Yazarımız çok net konuşmuş. Cümlesi aynen bu; Efsaneleri yoktur, masal nedir bilmezler, kendi dillerinde türkü bile söyleyemezler.
Kazaklar: Büyük Türk uluslarından biridir. Kıpçak koluna bağlıdırlar. Günümüzde varlığı devam eder ve geniş alana yayılmıştır. Zengin yeraltı kaynakları vardır ve son dönemde ülkece gelişmeye başlamışlardır. Önce Arapça sonra Latince sonra da Kiril alfabesi kullanmışlar ki bu garibime gitti.
Karakalpaklar: Kazakistan’dan ayrılıp Özbekistan’a bağlanan bir yer. Sayıları 650 bin civarında verilmiş. Bunlarda da Arap, Latin ve en son Kiril alfabesi görülür. Bu alfabeler içinde Türkçe neden yok diye biraz garipsedim tabi.
Kırgızlar: 1992'de dağılan Sovyetler sonrası bu bölgede kurulan Kırgızistan Cumhuriyetinde yaşarlar. 5 milyona yakın bir nüfusu vardır. Vezir Tonyukuk Anıtında onlardan Çık ve Az boyları diye bahsedildiği düşünülmektedir. Ezgi ile iç içe girmiş bir şiir geleneği, ölüm törenlerinde okunan Koşok, övgülere Moktoo, taşlamalara Kordoo denilirmiş. Tüm bunlar da ekstra olarak karşımıza çıkıyor. Bol bol zaman eki kullanımı vardır. Öbür Türk dillerinden farkı budur. Dil özelliklerinde "Gerek" anlamına gelen Arapça kökenli Kacet, "Hacet" sözü de var. Halen var. Demek ki aslında ‘Hacet’ derken bile kibarcasını kullanıyoruz. Ya da sadece ‘TESADÜF’ (!) bilemeyiz.
Tatarlar: 3 başlık altında ve geniş olarak işlenmiş. İlk kez Orhun Yazıtlarında geçerler. 6 milyondan fazla Tatar vardır. Moğolca olduğunu belirten ve bu ikisini bir değerlendiren bilim adamları vardır. Tatarlar genel olarak Arapça, sonra Latince ve son dönemde de Rusça kullanmıştır. Kendi dillerini yeni yeni kullanmaya başlamışlardır. Rusya’daki ulusal akımlar başladığında ilk Türkçü görüşler Tatarlara aittir. (KAZAN TATARLARI) , Muhammet Giray ile başlayan yükseliş, Kerim Giray sonrası gelen beceriksizlerle beraber 1783 Küçük Kaynarca Antlaşması ile bitmiştir. Kırım artık Rusların elindedir. (Kırım Tatarları) Kırım Türkleri 1928'e kadar Arap yazısı, 1938'e kadar Latince ve son döneme kadar da Kiril yazısını kullanmıştır. Tümen, Tobolsk, Tara, Baraba yöresinde yaşarlar. Çulum çayı yatağı ile Tomsk ilinde yaşayan milletimizdir diyerek de Batı Sibirya Tatarlarını tanımlamış. Bu devlette bir de Küçüm Han var, adam İslamiyeti yaymayı amaç edinmiş. Nedense bunu da eklemeyi uygun gördüm.
Başkurtlar: İsimleri çok hoşuma giden bu milletimiz de Tatarların doğusunda, dağlık alanlarda ve vadilerde yaşarlar. Hayvancılık ve tarımla uğraşırlar. Başkentleri Ufa'dır. 14. yüzyılda İslam’ı seçtiklerini biliyoruz. Detaylı bilgiyi de alıntı da verdim.
Karaylar: Üstünde en uzun durulması gereken millettir. Yazarımız günümüzde anılara karışmak üzere olduğu belirtilmiş. Kırım-Litvanya arası en geniş alana yayılmışlardır. İstanbul, Rusya, Kırım, Polonya-Litvanya Karayları olarak çeşitlenmişlerdir. İstanbul’un Karaköy ilçesinin adının Karay-Köy olduğu ve buradan geldiği belirtilmiş.
Nogaylar: Denetim altında tutulmaları Kırım Hanlığını en çok zorlayan boy Nogaylar olmuştur. Volga Irmağı doğusunda asıl Nogaylar yaşarlar. Bir özellikleri çok dikkatimi çekti. Et ve Süt ürünlerini çok fazla tüketirken Ekmek asla yemezler ve korkarlar. Ekmeğin kalplerine yapışıp onları öldüreceğine inanırlar. Garipsedim ama hoş da geldi.
Karaçay-Balkarlar: Dillerinin benzerliğini -hatta ortaklığını- belirtmek için yazarımız ikisini aynı yerde vermeyi uygun bulmuş. Gene adını duymadığım bir soydur. Yuvarlama olarak Karaçay 131000, Balkarlar 66000 kişidir. Karaçay için günümüz kızlarının hayal ettiği erkek demek mümkündür. Tek evlilik yaparlar, başka kadınlarla ilgilenmezler veya konuşmazlar, eşlerine sevgi gösterirler ve ayrıca kadın, erkeğin hizmetçisi değildir. Maşallah.
Kumuklar: Özerk Dağıstan da yaşarlar. 1989 sayımına göre 282.178 Kumuk vardır. Kökenleriyle ilgili neredeyse her tarihçi bir görüş ortaya koymuştur. İlk yazılı eserleri (Muhammed Osmanzade) 1883'de Nogay ve Kumuk Şiirleri Antolojisidir. 1918 Kuzey Kafkasya Halkları Ulusal Kurultayı kararınca tüm Kuzey Kafkasya’nın birleştirici ortak dili kabul edilmiştir, ilginç.
Tuvinler: Moğol Cumhuriyetinin kuzeyindeki Tuvin Cumhuriyeti, 1999 sayımlarına göre yuvarlama 400000 kişinin yaşadığı bir bölgedir. Çin kaynaklarında ottan yapılmış kulübelerde yaşadıkları ve hayvancılık ile tarımın geçim kaynakları olduğu belirtilir. Tuvinler, Türkiye sonrası en uzu yaşayan Türk devletidir. Çin kaynaklarında 3. yüzyıldan beri isimleri geçer.
Hakaslar: Güney Sibirya Türklerinin bir kısmı için bu isim kullanılır. 17. ve 18. yüzyıllar arasında Abakan vadisine yerleşmişlerdir. 500.000 nüfusu vardır ve günümüzde başkentleri de Abakan'dır. Hristiyan sayılır ama Şamanlığa inanırlar. Tas Tayı adı verilen dinsel bayramları vardır. Haziran ayında kutlarlar. Ayrıca bu konunun başlığı altında Şorlar, Kaçlar, Koyballar, Kızıllar, Beltirler, Sagaylar ve Çulımlar da işlenmiştir.
Altaylılar: En geniş işlenen konulardan birisidir. Devlet, soy, boy derken en iyisi hepsini ayrı başlıkta incelemek ama o notlarımı da buraya eklemeyi düşünmüyorum. Şimdiden 11 sayfa dolmuş, ne ara oldu hiç bilmiyorum. :)
- Altay Türklerinin ilk yurtları Türklerin anayurdu olarak da gösterilen Altay Dağlarıdır. Altay Türklerinin Kıpçakların uzantısı oldukları sanılır. Altay boy adlarının çoğu eski Türk boy adlarıdır. Biraz Moğollarla karışmış olmalarına karşın en saf kalmış Türk soyu sayılırlar. Yakın zamana değin küçük öbekler biçiminde dışa kapalı bir yaşam sürerler. İslam din ve kültüründen etkilenmezler. Şaman inançlarına bağlı kalırlar. 19. yüzyıl başlarında Rus din adamları aralarında Hristiyanlığı yaymaya başlar. Günümüzde Hıristiyan dininde sayılırlar.
- Altayları şu şekilde ayırmak en kısa ve öğretici yol olacaktır. Güney Altaylılar; Altay Kiji, Televütler, Telegitler. Kuzey Altaylılar; Tubalar, Kumandılar, Lebetler. Bunların dışında Karagaslar ve Balabalar olarak 4 kola ayrılmışlardır. Zaten elimden geldiğince alıntı yaparak da bunları paylaşmıştım.
Halaçlar: 30.000 kişilik bir Türk düşünün. 57 köye ayrılmışlar ancak birleştirici yazı dilleri olmadığından hiçbiri birbiriyle anlaşamaz. İşte bunlar adını ilk kez duyduğumuz Halaçlar. İslam tarihçileri onlardan 9-10. Yüzyılda ilk kez bahseder.
Yakutlar: Türk milletleri arasında beni en çok Yakutlar hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu kadar uzun dönem var olup Rusları benimseyen ve yazarın dediği gibi ‘Türk Tarihinde Önemli İşlevi Görülmez’ dediği bu Millet, beni hayal kırıklığına uğrattı. Yaşam olarak farkları vardır. Sibirya halkları arasında sadece bunlar At ve Sığır beslerler. At eti ve Kımız vazgeçilmezleridir. Son dönemde Rus ve Dünya Edebiyatı yazıları, Yakutça yayınlanır. Öğretim dili olarak da Yakutça orta ve yükseköğretim kurumlarında uygulanır.
Çuvaşlar: Moskova’nın doğusunda özerk Çuvaşeli Cumhuriyetinde yaşarlar. 17. yüzyılda Hristiyan olsalar da (Ortodoks) halen Eski Türk inançlarını yaşatırlar. Töreler (bir kısmı) korunur ve Tanrılara kurban adama geleneği sürer.
Böylelikle kitabımızı bitirdik. Biraz uzun sürse de bu tarz Tarih ‘Kitaplarımızda’ uzun süre okumak, anlamak ve neyin ne olduğunu bilmek önemlidir. Bu kitaplar konusunda sizlere en iyi tavsiyem önce bir kere okuyup bu tarz hem bir özet hem de kısaca kaynak niteliğinde yazı çıkarmanız, daha sonra merak ettiğinizde bu kitaplarda geçen Milletleri bir kaynak olarak kullanmanız en faydalı seçim olacaktır.
Bir süre Tarih alanında kitap okumayacağım. Önümüzdeki birkaç gün içerisinde Polisiye tarzı birkaç kitap okuduktan sonra Tarihi kitaplara döneceğim. Böylelikle aslında kafa dağıtmış da oluyorum. Sabrınız için teşekkürler. İyi tatiller. Kitapla kalın efendim..

Sena T., bir alıntı ekledi.
16 Nis 23:19 · Kitabı okuyor

Goethe der ki:

Yeryüzü çocuklarının en yüce mutluluğu
Sadece insanın kendi kişiliği.

Batı Doğu Divanı

Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Arthur Schopenhauer (Sayfa 7 - Türkiye iş bankası kültür yayınları)Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Arthur Schopenhauer (Sayfa 7 - Türkiye iş bankası kültür yayınları)
Büşra, bir alıntı ekledi.
25 Mar 10:34

Bilirsin ki beden bir zindandadır
Ruhsa aldatılarak hapsedilmiştir içine
Burada hareket hürriyeti yoktur onun
Kurtulmak ister, hareketlenir oradan oraya
Ancak zindanda zincirlenmiştir burada
Burada sevgili iki kat daha tehlikededir
Bu yüzden sık sık böyle garipleşir

Doğu-Batı Divanı, Johann Wolfgang Von GoetheDoğu-Batı Divanı, Johann Wolfgang Von Goethe
selim koç, bir alıntı ekledi.
23 Mar 06:47

KlRÂAT KİTABİ

Kitabların en hârikası
Aşkın kitabıdır.
Ben onu dikkatle okudum:
Birkaç sayfa sevinç,
Formalarca acı.
Bir bölümü ayrılık,
Buluşma, küçük bir bölümcük.
Fragman tarzı, cildler dolusu den,
Açıklamalarla uzatılmış.
Sonu yok ve ölçüsüz.
Ey Nîzâmi! En sonunda
Doğru yolu buldun.
Kâbil-i mümkün olmayan ı kim halleder?
Aşıklar tekrar buluşurlar.

Evet, bana ışıl ışıl bakan gözler,
Beni öpen dudaklardı bunlar!
ince bel ve yuvarlak hatlarıyla
Sanki cennet hazzına can almışdık.
Burada değil miydi o? Nereye gitdi?
Evet o idi ! Bana bahşetdi
Yaptığı kaçamakda kendini verdi!
Aklımı aldı, zihnimi çeldi

Doğu-Batı Divanı, Johann Wolfgang Von GoetheDoğu-Batı Divanı, Johann Wolfgang Von Goethe
Büşra, bir alıntı ekledi.
05 Mar 20:42

Her saat beni böyle korkutan nedir?
Gün pek uzun,hayat öylesine kısa.
Gönül hep uzakları özlüyor
Bilmem ki hep gökleri mi?
Fakat öteleri daha da öteleri arzular
Ve hep kendinden kaçmak ister
Uçar gider sevgilinin göğsüne
Dinlenir gökyüzünde bi-şuur
Hayat girdabı sürükler götürür
Ve daima bir yerde takılır
Kazansa da kaybetse de
Geriye yalnız kendi budalalığı kalır.

Doğu-Batı Divanı, Johann Wolfgang Von GoetheDoğu-Batı Divanı, Johann Wolfgang Von Goethe

Spoiler Içerir ....

Doğu- Batı Divanı ....1814-1818 yılları arasında Napolyon savaslarinin,özgürlük için yapılan Avrupa 'yi kasıp kavuran harp savaşlarının yapıldığı dönemde yazılmış şiirlerden oluşur.Goethe 'nin en önemli eseri Faust,ikincisi hiç kuşkusuz Alman Dili ve Edebiyatcilarinin ittifakla kabul ettiği maalesef ülkemizde kıymeti hala anlasilamamis ,sitede bile sadece 13 kişinin okumuş olduğu eseri ise
Doğu -Batı Divanı 'dır.

Goethe bu eserinin kaynağını ise Farslı şair Muhammed Semseddin Hafız'ı (1320-1389)tanimasina borcludur.Nitekim Hafız da Moğol saldirilarinin ve Timur'un döneminde İslam toplumlarini alt üst eden çalkantılı bir döneme,diktatorluklerin ortaya çıktığı bir döneme şahit olmuştur .

Goethe bu büyük eserinde , başta Hafız, Şeyh Sadi, Nizâmî ve Mevlânâ ,Firdevsi gibi birçok İslam sairine yer vermiştir .

Goethe Divan'ını yazarken niyeti Hafız'la ozdeslesmek değil ,aksine sadece bir yolcu veya misafir edasıyla şairin dünyasına yakından şahit olmak ,ortak atmosferde buluşmak ve onunla sohbet etmektir .

Goethe 'nin Kuranı Kerim ,Peygamber Efendimiz'e (sav) dair araştırmaları,ilgi duyması henüz genç yaşlarındayken başlamıştır .Genç şairde bu  ilgiyi uyandıran kişi ise Johann Gottfried Herder’dir. Herder, Goethe’ye canlı bir maneviyatın yanısıra, bir tutam 
kültürel çoğulculuğu, dinlerarası tolerans ve kabulü miras bırakmıştır. Strasbourg’daki
 öğrencilik günlerinden (1769-1771) 
itibaren Goethe yaşlı arkadaşının yazılarını 
hevesle takip etmiştir. 

Herder ise Insanlık Tarihi adlı eserinde Peygamber Efendimiz'i (sav) ovmektedir .Goethe Herder'in fikirlerini ,kişisel özelliklerini önemseyip,daha da derinlestirip zenginlestirmistir .Goethe aslında gerçek dindarligin özellikle de şair olarak kendisine uygun olan dindarligin arayışı içerisindedir .


Goethe'nin İslamiyet 'e ve Doğu kültürüne duyduğu ilgi neticesinde 65 yaşında kaleme aldığı Doğu -Batı divanı eseri vücut bulmuştur.Yazar bu eserinde Hatem
ismiyle anılıyor .Eser Muganni,Hafız,
Aşk,Murakabe,Hisset,Hikmet,Timur,Züleyha ,Saki,Temsil,Cennet vs gibi bahisleri konu alır .

Kuranı Kerim'le mesguliyeti ve çalışmaları ,Kuran'dan yapmış olduğu ayetler kesinlikle Goethe'nin Kuranı Kerim üzerine araştırmalar yaptığına işaret ediyor .Öyle ki yazarın bu eserini okurken inanan bir insan olarak hiç yabancılık çekmedim .Adeta bizim İslam dünyasından bir yazarın eserini okuyormuş gibi hissettim .

Goethe yine bu eserinde Allah'in esma ve sifatlarina da yer vermiştir .Malikul Mülk ,Azamet,Letafet,Adl,Basar gibi.Yine Goethe bu eserinde Aşk bahsinde Yusuf ile Züleyha kissasina deginmistir.
Katharina Mommsen’in ifadesiyle, “İslam geleneğinin ihtiraslı ve fakat iffetli olarak övdüğü, 
Yusuf ile Züleyha arasındaki bu meşhur 
aşk hikayesi, Goethe’yi Doğu Batı Divanı’nda maşuku Züleyha ismiyle nitelendirmeye itmiştir.Bundan dolayı bu eserinde Hatem ile Züleyha olarak anılmaktadır .


Goethe Kuran 'da geçen Ashabi Kehf kissasini,Cennet'e gidecek olan kadınları (Meryem,Fatma ,Züleyha ,Hatice annemiz ),Cennet'lik hayvanları (eşek,kurt ,kedi,kıtmir) ,gecenin istirahat için yaratıldığını gibi konuları bu eserinde işlemiştir .Cennet'teki Hayvanlara aşağıdaki gibi şiirinde yer vermiştir :

Kuyruğunu sallayan, neşeli ve uslu,
Efendileriyle sessiz ve sakin,
Büyük bir sadâkatle uyuyan
Ashab-i Kehf'in kopegi.

Ebu Hureyre'nin kedisi,
Efendisinin etrafinda mirildanan, sürtünen
Peygamberin sirtini sivazladigi
Mubarek bir hayvan.

Cennet'lik Kadınlar olarak da şu şekilde ;
Ömür boyu var ve bir olan
Allah'a inanan
Pek aziz ve sevgili Hatice

Sonra kıymetli kerimesi
Kizı, kusursuz zevce,
Bal sarisi narin vücudlu
Temiz, melek kalbli Fatima.

Eser Hicret adlı şiir ile başlıyor.Hicret kelime anlamı itibariyle ayrılmak ,terk etmek aynı zamanda “kişinin herhangi bir şeyden bedenen, lisanen veya kalben ayrılıp uzaklaşması” manalarini taşıyor .Aynı zamanda Peygamberimiz'in Mekke'den Medine'ye gocunu ifade eder. Goethe de ise hicret savaşın hüküm sürdüğü,tahtlarin çöktüğü ,kralliklarin sarsildigi diş dünyanın karmasasindan;gerçek dindarligini yasayabilecegi huzurlu bir ortama,safliga,dogruluga, şair ülkesinin bir parçası olan "aşk ,şarkı,şaraba"goctur.

Yazarın esinlendigi Hafız bu kitabında aşk ve şarap gibi konulara yer verince dönemindeki insanlar tarafından hor görülmüş ,cenazesine bile gidilmek istenmemis.Goethe de bunu biliyordu .Hafız'in aşk ve şarap şiirlerinin bu dünyaya bakan yönüyle mi bir anlam içerdiği yoksa allegorik ,mistik bir mana mi içerdiği uzun zaman tartisilmistir .Kanuni Sultan Süleyman da Ebusuud 'a Hafız hakkında fetva vermesi açısından rica da bulunmus.Goethe de bu eserinde Fetva adlı şiirinde bu konuya yer vermiştir .Ebu Suud da "Emin yolda yürümek istersen ,yılan zehiriyle tiryaki birbirinden ayirt edebilmelisin" tarzında tatli bir ikazda bulunmuştur .
Ancak onu korumak isteyen Alman Munekkidlerden Kondrad Burdach ise Hafız ,kadehiyle edebiyat şarabını kastetmistir der.Kendisini şaraba vermesini benlikten kurtulmak istemesindendir ,diye tefsir eder .

Goethe,Hafız'la dostça muhabbet etmek adına birbirleriyle tanismalarini , ovgulerini içeren diyaloglarini Hafız bahsinde yer vermiştir .Goethe bu diyalogda Hafız isminin manasinin ne olduğunu sorar .Hafız da "sağlam bir hafizayla Kuran'in kutsal mirasını" koruduğu ,mukaddesata sahip çıktığı için kendisine verildiğini,bunu da kendisini dünyanın debdebeli ortamından tamamen sıyrılarak dine sarılarak basardigini söyler .

Goethe yine kitabın hemen giriş bölümünde Kuranı Kerim'de gecen

" Doğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir."(Bakara ,115)ayetinden esinlenip bu ayetin sınırlarını aşağıdaki gibi yeryüzünün Kuzey ve Güney sahalarini şiirine ekleyip genisletmistir .Evrensel huzuru amaclamistir.Herkese kucak açmıştır .

"Doğu da Allah'indır!
Bati da Allah'in !
Kuzey ve Guney sahası
Sulh içindedir O'nun kudretiyle"


Genel manada Goethe'nin Divan'ında işlediği ana mesaj medeniyetlerin catismasina değil de evrensel barışa ,hosgoruye ,diyaloğa bir katkidir.Kötü ,olumsuz taraflarına değil de iyilik ve güzellik duygularını yesertmeyi hedeflemistir .


Son olarak eseri İyi Adam yayınlarından ,Dr.Bayram Yılmaz'in cevirisiyle okudum.Ama ilk çeviri olduğu için bazı şiirler eklenmemisti ,eksik kalmıştı.Eser gayet akıcı ve seri nasıl bittiğini anlamadım bile.Eserin sonunda dizin,Divan'da gecen isimler ve olaylar hakkında geniş bilgi verilmiştir .


Normalde inceleme yapmayı düşünmüyordum .Ama bu eserini de Faust gibi önemsediğim ve sitede bu eserle alakalı çok fazla inceleme yapilmamasindan dolayı arastirmalarimi ,tahlillerimi sizlere de sunmak istedim.


Okuyan ,emeğin kıymetini bilen arkadaşlara çok teşekkür ederim .


Keyifli okumalar ...

inci, bir alıntı ekledi.
14 Şub 22:55 · İnceledi

Gundüz, insanın maişetini kazanmak,
Gece de istirahatini yapma vaktidir.

Doğu-Batı Divanı, Johann Wolfgang Von Goethe (Iyi Adam Yayinlari)Doğu-Batı Divanı, Johann Wolfgang Von Goethe (Iyi Adam Yayinlari)