• İKÂZ

    Buklelerine de doğrusu
    Seve seve esir oldum.
    Hafız, her ne olmuşsa sana
    Aynısı geldi dostunun başına.

    Zamanemiz kadınları uzun saçlarını örer.
    Başlarında m iğleri andıran şapkalar
    Adeta nefer gibi çarpışırlar,
    Bir nev’i tecrübe ediniriz biz de bundan.

    Ağır prangalarla korkulup,
    Kelepçeye razı etmek islerler;
    Tahrike kapılmadan düşünürse insan
    Esârete asla düşmez.
  • Herkesin hayatında içindekileri unuttuğu, umduğu, bambaşka kutularda aranacak eşya, söz ve işaretler kalmalı.
  • İslam Medeniyeti Tarihi,
    Editör: Prof. Dr. Mehmet Azimli[1],
                                               
    Prof. Dr. Mehmet Azimli’nin editörlüğünde bir ders kitabı olarak ele alınan bu eser, başta ilahiyat fakültesi ve Tarih bölümlerinde İslam Medeniyeti Tarihi dersi için kaynak olacak şekilde hazırlanmıştır. Bu eser, İslam Medeniyeti Tarihini on dört bölüm olarak farklı başlıklar altında incelemektedir. Her bir bölüm alanında uzman hocalar tarafından hazırlanmış, okuyucunun o konunun çerçevesi ve içeriği hakkında bilgi sahibi olması amaçlanmıştır.


    Eserin tanıtımına geçmeden önce birkaç değerlendirmeyi zikretmekte fayda görüyoruz. İlahiyat Fakültelerinin müfredatında yer alan derslerle ilgili derli toplu ders kitapları bulmakta bazen öğrenciler zorluk yaşamaktadırlar. Bu eser, kuşkusuz gerek hocalar gerek öğrenciler gerekse diğer okuyucular için söz konusu alanın kapsamı ve içeriği ile ilgili öğretimde kolaylık sağlayacaktır. Kitabın yazar kadrosu ise böyle bir eserin oluşturulmasında ulaşılabilecek en salahiyetli hocalarımızdan müteşekkildir. Bununla beraber eserin çok ciddi bir emekle ortaya konduğunu ifade etmemiz lazım. Her bölümün arkasına ileri okumalar için önerilere yer verilmesi ayrıca esere özellik katmıştır. 

    Daha çok öğrenciye hitap eden bu eserin, bazı bölümleri konuyla ilgili bilgileri iyice derleyip sunarken bazı bölümlerde bu formatın biraz dışına çıkılarak değerlendirmelerin ağırlık kazandığını görmekteyiz. Farklı hocalar tarafından konuların işlenmesinin doğal bir sonucu olan üslup farklılıklarının aza indirgenmesi, muhatap kitle açısından daha iyi olacaktır.   Ayrıca eserde ders kitabı olarak düşünüldüğü için daha itina gösterilmesi gerekirken yer yer yazım yanlışlarına rastlamaktayız. Bölümler nispeten birbirinden bağımsız olarak ele alındığından tekrarlarla karşılaşmaktayız. Eserin kapak ve baskı kalitesi biraz daha geliştirilse öğrenci ve okuyucunun ilim öğrenme iştihasına katkıda bulunur kanaatindeyiz. Aynı zamanda sayfaların renkli baskıyla sunulması ihtiva ettiği bilginin vurgusunu arttıracaktır.

    “Medeniyet ve İslam Medeniyeti” başlığıyla sunulan eserin birinci bölümü, Prof. Dr. Adem Apak[3]tarafından kaleme alınmıştır. Bu bölümde öncelikle “Medeniyetin Mahiyeti” (s.15) Batı ve Doğu dillerindeki karşılığı ele alınmış bu konuda yetkin İslam düşünürlerinin görüşleri ortaya konmuştur. Daha sonra “İslam Medeniyetinin Unsurları”nı (s. 18) ele alan yazar bunları; tevhid, adalet, ahlak, ilim, Kur’an, Hadis ve insan hakları kavramları altında mütalaa etmiştir. Bu konuların İslam literatüründeki karşılığı üzerinde durulmuş, Kur’an ve Hadis’in bu kavramlara referanslığı özellikle vurgulanmıştır. Yazar, İslam Medeniyetinin birinci kaynağı olan Kur’an’ın yazılması, toplanması, çoğaltılması ve muhafaza edilip günümüze kadar ulaştırılmasını özet bir şekilde ortaya koymuştur. Akabinde medeniyetimizin ikinci kaynağı olan Hadislerin tedvin sürecini ele almıştır. İslam Hukukunda insan hakları konusu ayrı bir itinayla işlenmiştir.

    Kitabın ikinci bölümü Prof. Dr. Mustafa Kılıç[4]tarafından “Yönetim” başlığıyla ele alınmıştır. Yazar bu bölümde Hilafetin tarihi sürecini, kapsamını, şartlarını ve kurumsallaşmasının yanı sıra; vezaretin ortaya çıkışı, tarihi süreci ve kurumsallaşmasını işlemektedir. Ayrıca İslam Tarihi boyunca devlet kurumlarının teşekkülü ve bu bağlamda kitabet, hicabet, divan ve sarayların kısa bir tarihçesi ortaya konmaktadır. Yazar bu kurumları genellikle, Hz. Peygamber dönemiyle başlatıp, Hulefa-i Raşidin, Emeviler, Abbasiler, Fatimiler, Eyyubiler, Memlükler, bazen Endülüs Emevileri, Gazneliler, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar ve Osmanlı sonrası Cumhuriyetin kurulmasına kadar İslam devletlerindeki tarihi serüvenini işlemektedir.

    Kitabın üçüncü bölümünde İslam Medeniyetinde “Hizmet Sektörü” konusu Prof. Dr. Metin Yılmaz[5]tarafından kaleme alınmıştır. Yazar bu bölüme her toplum için en önemli kurumlardan biri olan adliye teşkilatının İslam medeniyetindeki yerini anlatmakla başlamıştır. Adliye kurumunun temel unsuru olan kadılığın İslam Tarihindeki gelişim süreci, İslam devletlerindeki konumu, kadının görev ve yetkileri üzerinde durulmaktadır. Daha sonra İslam toplumlarında ekonomiyi anlatan yazar, mali kurumları ve ekonominin temel kavramlarını güzel bir üslupla özetleyip anlatmaktadır. Ekonomiyle ilgili kurulan divanlardan bahsedilirken Divanü’l-beytülmal, Divanü’d-dıya‘(arazi öşürlerini toplama divanı), Divanü’n-nafakat (maaş dağıtımı divanı) ve Divanü’l-harac hakkında bilgi verilmektedir. Yazar ekonomik terimleri anlatırken ganimet, cizye, öşür, atıyye, fey, harâc, humus ve ikta hakkında kısaca bilgiler vermektedir. Daha sonra sağlık konusunu anlatan yazar sağlık kuruluşları ve bu kuruluşların tarihi serüveni konusunda bizleri aydınlatmaktadır. Akabinde İslam medeniyet tarihinde ordu kurumu, askeri kuvvetlerin teşekkülü, ordunun görev ve sorumlulukları, yardımcı birimler, silahlar, bayrak, sancak ve üniformalar üzerinde durulur. Hisbe teşkilatı ayrı bir başlık altında mütalaa edilmekte muhtesibin (bir nevi zabıta memuru) görevleri konusu işlenmektedir. İslam toplumlarında önemli hizmet sektörlerinin başında gelen şurta/polis teşkilatı, berid/posta teşkilatı ve hapishanelerin oluşması yine bu bölümde işlenen diğer konulardır.

    Eserin dördüncü bölümünde “Eğitim” konusu ele alınmaktadır. Prof. Dr. Adnan Demircan[6]tarafından hazırlanan bu bölümde eğitim ve öğretimin İslam tarihinde nasıl gerçekleştiği, gelişim süreci, dini ve mesleki eğitimlerin işleniş metodu hakkında bilgiler sunulmaktadır. Eğitim kurumlarını anlatan yazar, bu kurumların başında ev ve cami geldiğini ifade eder. Bunlardan sonra küttab, tekke, kitapçılar, âlim evleri, bâdiye, saray, çarşılar, medreseler ve ihtisas medreselerini diğer eğitim kurumları arasında sıralayan yazar bu kurumların her birinin tarihçesi üzerinde kısaca durmaktadır. Bölümün sonunda ise eğitim yönetiminin nasıl gerçekleştiği konusu işlenmektedir. 

    Beşinci bölümde Doç. Dr. Cahit Külekçi[7]“Toplum” konusunu ele almaktadır. Yazar bu bölümde öncelikle sosyal hayatın temel unsurlarını ve bu unsurların başında gelen birey, aile ve kabile yapısını tarih boyunca İslam toplumlarındaki gelişimini işlemektedir. İslam toplumlarında gayrimüslimlerin durumu, gündelik yaşamı, köy ve şehir hayatını işleyen yazar bölümü insanların geçim kaynaklarını ve İslam’ın temel öğretileri ışığında nasıl şekillendirdiklerine vurguda bulunarak bitirir. 

    Doç. Dr. Mustafa Hizmetli[8]tarafından hazırlanan altıncı bölümün konusu “Sosyal Bilimler”dir. Yazar bu bölümde sosyal bilimleri temel iki başlık altında işlemektedir. Bunların birincisi dini ilimlerdir. Bu konuda kıraat, tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve tasavvuf ilimleri incelenmekte özellikle Emevî ve Abbasilerdeki gelişimi üzerinde durulmaktadır. Yine bu ilim dallarının kurucuları başta olmak üzere temsilcileri tek tek zikredilmekte yaşadıkları dönem hakkında kısaca bilgiler verilmektedir. İkinci konu olan beşeri bilimler başlığı altında yazar; dil, edebiyat, tarih, mantık, felsefe ve coğrafya konularını anlatmaktadır. Aynı şekilde bu bilimlerin de kurucuları, ilk temsilcileri, Emevî, Abbasi ve Osmanlı dönemlerindeki tarihi serüvenleri hakkında bilgiler verilmektedir.

    Yedinci bölümde “Fen Bilimleri” konusunu ele alan Prof. Dr. Levent Öztürk[9], öncelikle bu bilimlerin İslam toplumlarında ortaya çıkışı ve gelişimi hakkında bilgi verir. Bilimlerin gelişim süreci konusunda Emeviler döneminde kayda değer gelişmeler olmamakla birlikte yazar bu dönemi mayalanma dönemi ve kendisinden sonraki dönemlere köken oluşturma bakımından önemli sayar. Her bilim şüphesiz bir birikimden doğup kendisinden sonraki gelişmelere de önayak olur. Bu anlamda Abbasiler dönemi, bu bilimlerin bir nevi altın çağı olmuştur. Yazar bu bölümde astronomi, matematik, tıp, kimya, fizik, mekanik, mühendislik, zooloji, filoloji gibi konuları ve bu bilimlerin temsilcilerini anlatır.

    Prof. Dr. Fatih Erkoçoğlu[10]tarafından hazırlanan sekizinci bölümün konusu “Sanat ve Mimari”dir. İlk olarak mimari ve şehirciliği konu alan yazar, burada İslam mimarisinin gelişim serüvenini Hz. Peygamber döneminden Osmanlıların sonuna kadar işler. Özellikle mescit ve cami mimarisini detaylı bir şekilde ele alıp bunların İslam beldelerindeki örnekleri üzerinde tek tek duran yazar, sonra bahçecilik konusuna geçer. Güzel sanatlardan hat, tehzib, ebru, ciltçilik, katı‘, musiki, minyatür ve çiniciliğin İslam toplumlarında ve devletlerinde gelişimini ve bu dönemlerde bu sanatlara önderlik edenleri detaylı bir şekilde ele alır. Yazar son olarak endüstriyel el sanatları konusunda maden, cam, fildişi, ahşap, halı ve kilim işlerini anlatır. 

    Dokuzuncu bölümde “Avrupa’ya Tesir” konusunu ele alan Doç. Dr. Mustafa Özkan[11]bu konuda öncelikle İslam medeniyetinin Sicilya üzerinden İtalya, Endülüs üzerinden de Fransa’ya nasıl etkide bulunduğunu anlatır. Ayrıca İslam medeniyetinin Haçlı seferleri ile Avrupa’yı etkilemesi konusundaki görüşleri ortaya koyar. Yazar Batı medeniyetinin İslam medeniyetinden en ziyade etkilendiği alanların başında gelen tıp, felsefe, mimari, edebiyat, dil, matematik, astronomi, musiki, kâğıt ve matbaanın Batıya tesirini bu bölümde işler. 

    Eserin onuncu bölümü Prof. Dr. Mehmet Azimli[12]tarafından “Sicilya İslam Medeniyeti” başlığıyla hazırlanmıştır. Yazar bu bölümde Sicilya’nın fethi, Normanlar dönemi ve Sicilya İslam Medeniyetinin Batıya etkisini siyasi, mimari, sanatsal, ilmi, zirai, endüstriyel, dil ve edebiyat bakımlarından işlemektedir. Sicilya İslam medeniyetinin Avrupa Rönesans hareketlerinde önemli ölçüde etkisi olduğunu vurgulayan yazar, maalesef bu medeniyetin ilim adamlarınca incelenmek üzere yeterince ilgi görmediğini ifade eder. 

    On birinci bölüm “Endülüs İslam Medeniyeti” başlığıyla Prof. Dr. Lütfi Şeyban[13]tarafından kaleme alınmıştır. Bu bölümde Endülüs’ün fethi ve kısaca tarihi üzerinde durulmuştur. Özellikle Endülüs Müslümanlarının dünya medeniyetine katkıları, Endülüs’ün fethinden sonra bölgede meydana gelen değişim ve ideal bir topluma dönüşümü üzerinden anlatılır. Bu konu idari ve sosyo-kültürel değişim, barış içinde birlikte yaşama ve gündelik hayata yansıyan her yönüyle gelişmiş toplum olma bakımından incelenir. Akabinde Endülüs medeniyetinin ortaya koyduğu sistem ve eşsiz değerler; bilim, teknik, endüstri, tarım, kültür, eğitim-öğretim, musiki, şiir, tıp, matematik, astronomi, kimya başlıkları altında mütalaa edilmektedir. Son olarak da Endülüs medeniyetinin Batı’ya etkisi anlatılmaktadır.

    Kitabın on ikinci bölümünde “Selçuklu Medeniyeti”ni Dr. Nurullah Yazar[14]kaleme almıştır. Bu bölümde öncelikle Selçuklu idari teşkilatı ele alınmakta bu konuda hükümdarlık alametleri olan unvanlar, hutbe, sikke, taht, tevki, tuğra, çetr, nevbet gibi konuların yanı sıra merkez ve eyalet teşkilatını oluşturan divanlardan ve kurumlardan bahsedilmektedir. Daha sonra askeri teşkilatı anlatan yazar adli yapı, iktisadi yapı, sosyal hayat, ilim ve kültürel hayat, sanat ve mimari gibi konuları işlemektedir.

    Kitabın on üçüncü bölümü “Osmanlı Medeniyeti”nden bahseder. Prof. Dr. Ahmet Turan Yüksel[15]tarafından hazırlanan bu bölüm Osmanlı medeniyetinin bir nevi Selçuklu medeniyetinin devamı olması bakımından bir önceki bölümde işlenen Selçuklu medeniyetinin inceleme tarzıyla aynıdır. Selçuklu medeniyetinde işlenen konu başlıkları bu bölümde aynen Osmanlı medeniyeti için kullanılmıştır.

    Eserin on dördüncü ve son bölümü “Doğu-İslam Medeniyeti” başlığı altında Prof. Dr. Hanefi Palabıyık[16]tarafından kaleme alınmıştır. Yazar bu bölümde Abbasi, Selçuklu, Osmanlı medeniyetleri gibi büyük olmasa da İslam medeniyet tarihine katkısı olmuş diğer Doğu İslam devletlerini ve medeniyetlerinin bir kısmını ele almaktadır. Bunların başında Hindistan’da İslam’ın yayılışı, oluşturduğu medeniyet ve İslam medeniyetine katkısı incelenmektedir. Akabinde Gaznelileri (963-1186), Delhi Türk Sultanlıklarını (1206-1526), Babürlüleri (1526-1858), Timurluları (1370-1507) ve Safevileri (1501-1736) işlemektedir.                    


    [1]Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [2]İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı doktora öğrencisi.


    [3]Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [4]Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [5]19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [6]İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [7]İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.


    [8]Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.

    [9]Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [10]Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.


    [11]Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [12]Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [13]Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.

    [14]Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [15]Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [16]Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.
  • Tanıyabiliyorsa bir kimse kendini
    Ve başkalarını, görecektir burda da
    Doğu ve Batı’nın
    Birbirinden ayrılamaz olduğunu.

    J. W. von Goethe (Doğu Batı Divanı)
  • Evet, benim kalbim, aynan olmuş
    Arkadaş, içinde kendini gördüğün;
    Bu sine ki buse üstüne buselerinin
    Mührün olarak basıldığı yerdir senin
    Johann Wolfgang Von Goethe
    Sayfa 271 - Ötüken Neşriyat
  • Dün gece zülfünün arasında sevgilinin yüzünü gördüm. Sanki ayın çehresini bulut kaplamıştı! Dedim ki önce öpüşle işe girişeyim mi?
    Johann Wolfgang Von Goethe
    Sayfa 476 - Ötüken Neşriyat
  • Ah ne kadar çok hisler var!
    Ki mutluluğu gölgeler onlar.
    Gördüğümde seni, sağır,
    İşittiğimde kör olmak isterim.
    Johann Wolfgang Von Goethe
    Sayfa 259 - Ötüken Neşriyat