... Sessizlik, kutsal ve saydam bir gerçeklik gibi hepimizin üzerinden, altından ve yanlarından dolanıp sahici bir sese dönüşerek kulaklarımızdan içeri süzülüyordu. Bu öyle güzel bir duyguydu ki, kimsenin bu ulvi anı bozası yoktu. Bozuk aralıklarla sigaralardan çekilen derin nefesler de olmasa, orada hayat olmadığına yemin edebilirdi. Hepimiz bir yarayla buradaydık. Tepeden bakınca hangimiz fakir, hangimiz zengin, hangimiz alim, hangimiz cahil belli olmuyordu. Bu eşitliği sevmiştim. Hayatın hiçbir kademesinde böylesine eşit bir insanlık görülmemiştir. Bütün o felsefenin, sosyolojinin, psikolojinin, yahut toplum ve insanı barıştırmak için oluşturulan onlarca alt dal bilimin hedeflediği üstün insan topluluğu buydu işte. Eşitlik ve özgürlük buradaydı. Fazladan, insan olarak iyi görünmek, zeki olmak, düşünceli, cömert falan olmak zorunda değildik. Hele ki güçlü görünmek için çırpınmak zorunda kalmayışımızın rahatlığı tarifsizdi...