Saf Canavar, distopik bir gelecekte, Munzur Dağları çevresinde soyu tükenmiş hayvanları ve insan kalıntılarını aramakla görevli "bekçiler"in yaşadığı bir dünyada geçiyor. Bu dünyada devlet, nüfus azalmasına karşı ölüleri kemiklerinden genetik yöntemlerle diriltip sisteme eklemlendiriyor.
Hikâyeyi, hikâye anlatmak nedeniyle sıkça cezalandırılmış yasadışı bir hikâyeci olan Karabalık'ın ağzından dinliyoruz. Bekçi Leo, bir toplu mezarda bulduğu bir azı dişi vesilesiyle karakteristik bir dönüşüm yaşar. Bu diş, onun kendi diriltme isteğinin doğmasına yol açar. Kemikten yaratılan kimerik kardeş Mira, hafızası silinmiş olarak dünyaya gelir ama bedeni bir şeyler hatırlıyordur.
Kaygusuz, karakterler arasındaki ilişkiyi; bürokratik metinler, Mezopotamya dillerinden derlenen duygu sözcükleri ve mitolojik hikâyeleri yan yana getirerek kurmuş.
Roman için hem bir distopya hem de dilin, hafızanın ve varoluşun birbirini nasıl inşa ettiği üzerine felsefi bir soruşturma diyebilirim.