"Sahip olmak” eğilimindeki bir insan, mutluluğu başkalarına üstün olmakta, gücünün bilincine varmakta ve son aşamada fethetme, soyma ve öldürme yeteneklerinde bulmaktadır. "Olmak" ilkesinde ise mutluluk sevgide, paylaşmada ve vermededir.
...birçok insan kendi istekleri doğrultusunda davrandığını sanırken, aslında bu isteklerin çoktan saptırılıp, yönlendirilmiş olduğunun farkına bile varmamaktadır.
Kişinin tüm ruhsal sağlığı ve dengesi, olabildiğince çok şeyler elde etmeye bağlı olduğu sürece, nesneler kişilere bağlı olmaktan çıkıp, onları denetler duruma gelirler.
İnsan her şeye sahip gibi gözükse de, gerçekte hiçbir şeye sahip değildir. Çünkü bir nesneye sahip olmak, saklamak ya da onu denetlemek, yaşam sürecinin belirli ve kısa alanlarına özgü, onunla kısıtlıdır.
Günümüzde kişi, ilişkide olduğu insanlara karşı da sahip olma eğilimiyle doludur. Doktordan, dişçiden, avukattan ve işçiden bahsederken, "benim doktorum", "benim dişçim”, "benim avukatım" ve "benim işçim" demektedir. İnsanlar dışında eşyalar, hatta duygulardan konuşulurken bile, onlar da bir mülkiyet kapsamı içinde anlatılırlar. "Benim hastalığım", "benim ameliyatım",
"benim ilaçlarım" derken, kişilerin yaşadıkları olayları sahip oldukları şeylermiş gibi ele aldıklan, görülür.