Gülün Adı | Umberto Eco
Ubertino: Seni kaygılandıran nedir? İstekler, değil mi? Tensel istekler mi?
Adso: Zihinsel istekler; çok şey bilmek isteyen...
Ubertino: Bu kötü işte. Tanrı her şeyi bilir; biz onun bilgisine tapmalıyız.
Adso: Ama iyiyi kötüden ayırabilmeli, insan tutkularını da anlayabilmeliyiz. Ben bir çömezim, ama rahip ve papaz olacağım; kötülüğün nerede yattığını ve nasıl göründüğünü bilmeliyim; bir gün onu tanıyabilmek ve başkalarına da onu tanıyabilmeyi öğretebilmek için.
💭
Çok şey bilmek istemek, Tanrı’nın bilgisine göz dikmektir; bu da en büyük günahtır.
Adso’nun asıl kaygısı tensel arzular değil, curiositas: sonsuz öğrenme, her sırrı açma arzusu. Ortaçağ’ın karanlık manastırında bu, hem en masum hem en tehlikeli şeydi.
“Çok şey bilmek isteyen” zihin susturulmuyor; susturmaya çalıştıkça daha da fısıldıyor.
Tensel istekler geçici, doyurulabilir, hatta bazen utanılacak kadar basit kalır. Ama zihinsel istekler bitmez. Ne kadar bilirsen bil, bir sonraki “neden”, bir sonraki “ya eğer” gelir.
Sence bugün hangisi daha çok yorar insanı? Bedene hitap eden o eski hayvansı istekler mi, yoksa zihnin dur durak bilmeyen “daha fazla” çırpınışı mı?