Uğur Fatih Alp

Uğur Fatih Alp
@dostoyevzsche
Okuduklarım, izlediklerim ve yazılarım. Kitaplar / Film-Dizi Alıntılar / İncelemeler
Radyo - Televizyon Yayıncılığı
Üniversite
Esenyurt - İstanbul
Bakırköy / İstanbul, 21 Temmuz 1988
38 okur puanı
Ekim 2019 tarihinde katıldı
7/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2020 2. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2020 01:13
Atların Plakası Olmaz | Ediz Altun Kötü şeyler hep başkalarının başına mı gelir? Kitabın Konusu Mühendis Kaan için felaketler, her zaman başkalarının başına gelen, akşam haberlerinde izlenip geçilen uzak ihtimallerdir. Uçak kazaları, terör olayları, üzerine düşen bir tuğla veya denizde kaybolan bir yabancı… Dünya, trajedilerin hep "başkalarına" çarptığı güvenli bir yerdir onun için. Ancak modern zamanın tükenmişliği ve görünmez manipülasyon ağları, Kaan’ı hiç beklemediği bir anda o "başkalarından" biri haline getirir. Laptop kameralarının ardındaki gözlerin, sistemin her boşluğa sızan baskısının ve kendi hayatındaki çözümsüzlüğün ortasında Kaan, şu yakıcı soruyu sorar: Günah keçisi neden bu kez kendisidir? Şimdi, dijital dünyanın ve toplumsal çürümenin pençesinde, bir çırpıda okunacak tekinsiz bir hayatta kalma mücadelesi başlamıştır. ​ İnceleme ​Ediz Altun bu romanda bizi, teknolojik konforun hemen ardındaki o karanlık boşlukla baş başa bırakıyor. Mühendis Kaan’ın asıl trajedisi, başına gelen felaketlerden ziyade; o felaketlerin "neden kendisini bulduğunu" bir türlü anlamlandıramayan modern insanın çaresizliğidir. Bu yüzden "Atların Plakası Olmaz", sadece bir macera romanı değil; bireyin sistem tarafından nasıl bir "günah keçisine" dönüştürüldüğünün hikâyesidir. ​ ​ Neden Okumalısın? ​Modern Bir Kabus: Günümüz Türkiye’sinin beyaz yakalı tükenmişliğini iliklerinize kadar hissettiriyor. ​Dijital Paranoya: Kitabı bitirdiğinizde eliniz gayriihtiyari laptop kameranızı kapatacak bir bant arayacak. ​Sistem Eleştirisi: "Neden ben?" sorusunun peşinde, modern insanın manipülasyona ne kadar açık olduğunu gösteriyor. Yayınevi: Martı Yayınları Dizi | Alt Dizi: Modern | Türk Edebiyatı Tür: Roman Sayfa Sayısı: 272
Atların Plakası OlmazEdiz Altun · Martı Yayınları · 2018344 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Günaydın kitapseverler. ☕📖 Bugün hangi kitapla güne başladınız?
1000Kitap
Çizecek ressam mı var? Tuvaller de çok dar, Hangi tabloya sığar, güzelim Üsküdar? Gözümden öpen meltem, burası Salacak, Uzatsan, Kız Kulesi, eline gelecek. Gözlerime dermandır, güzelim Üsküdar. Görmesem her gün inan, gözlerim solacak. Yazacak şair mi var? Hayaller de çok dar, Hangi şiire sığar, güzelim Üsküdar? — Ekrem Şama
1000Kitap
İstanbul Ansiklopedisi: Kayıp Bir Zamanın Envanteri
Netflix’in bu yapımı, İstanbul’u bir dekor değil; bir vasiyetin, bir yasın ve bir kütüphanenin sessizliği olarak karşımıza çıkarıyor. Bir evin içinden şehre bakarken aslında zamanın nasıl geçtiğini, nelerin tozlandığını ve nelerin her şeye rağmen yıkılmadığını anlatıyor. Nesnelerin Hafızası: Bir Evden Fazlası ​Dizi, Reşad Ekrem Koçu’nun yarım kalmış dev eseriyle aynı ruhu taşıyor. Evin içindeki her tozlu obje ve her eski fotoğraf; karakterlerin tutunmaya çalıştığı son dallar. Şehri büyük olaylarla değil; küçük, tuhaf ve şahsi detaylarla tanımlıyor. Bir vazo ya da bir koku, bazen bir imparatorluk tarihinden daha fazla şey anlatıyor. ​Nesil Çatışması: Muhafaza Etmek Mi, Özgürleşmek Mi? ​Zehra ve Nesrin arasındaki gerilim, modern İstanbul’un bir özeti gibi. Bir yanda geçmişin ağırlığını omuzlarında taşıyan, anıları kutsallaştıran bir "arşivci" ruh; diğer yanda bu yükten kurtulup kendi hikâyesini yazmak isteyen bir gençlik. Dizi şu soruyu soruyor: Geçmişi korumak bir görev mi, yoksa bir hapishane mi? ​Melankoli: Şehrin Doğal İklimi ​Dizideki İstanbul durağan, gri ve hüzünlü. Şehrin "yıkılmaya yüz tutmuş" güzelliğine odaklanan bu anlatı, estetiğin terk edilmişlikten doğduğunu fısıldıyor. Burada İstanbul, parıldayan bir metropol değil; her köşesi ayrı bir hikâyeyle sızlayan kadim bir hatıra defteri. ​İnsan Bir Ansiklopedi Maddesi Midir? ​Her karakter, bu devasa şehir ansiklopedisinin birer maddesi gibi işlenmiş. Tuhaflıklarıyla, takıntılarıyla ve yalnızlıklarıyla... Dizi ilerledikçe anlıyoruz ki; İstanbul’u tanımak, onun sokaklarını ezberlemek değil; o sokaklarda kaybolmuş insanların sessiz çığlıklarını okumaktır. Bazı şehirler haritalarla değil, hatıralarla gezilir. İstanbul Ansiklopedisi, haritaların çoktan değiştiğini ama hatıraların hâlâ o köhne konakların köşelerinde bizi beklediğini hatırlatıyor. Okumaya değil, hissetmeye davet eden bir görsel arşiv. ​
1000Kitap
Eşit kalınlık, kaçınılmaz olarak eşit görme gücüne denk düşer. Bu önermeyi ortaya attım, çünkü başka vesilelerle, aynı tip bireysel sezgilerim oldu. Kuşkusuz, bitkilerin sağaltma gücünü sınayan herkes, aynı türden tek tek bitkilerin hasta üzerinde aynı nitelikte eşit etkileri olduğunu bilir; bu nedenle de araştırmacı, belli tipten her bitkinin ateşli hastalara iyi geldiği ya da belli tipten her camın gözün görme yetisini eşit ölçüde arttırdığı önermesini biçimlendirir. Bacon’ın sözünü ettiği bilim kuşkusuz bu önermelere dayanıyor. Dikkat et, nesnelere ilişkin önermelerden söz ediyorum, nesnelerden değil. Bilim önermeler ve onların terimleriyle uğraşır; terimler de tekil nesneleri belirtirler. Anlıyorsun, değil mi, Adso, önermenin doğruluğuna inanmalıyım, çünkü onu deneyle öğrendim; ama ona inanmak için evrensel yasalar olduğunu varsaymalıyım. Ama onlardan söz edemiyorum, çünkü evrensel yasaların ve kurulu bir düzenin var olduğu kavramının kendisi, Tanrı’nın bunların tutsağı olduğunu sezdirir; oysa Tanrı öylesine saltık bir biçimde özgür bir şeydir ki, eğer isterse isteminin tek bir edimiyle dünyayı değiştirebilir.”
1000Kitap