Öyleyse Vurun Baltayı, Seher Tanıdık imzasını taşıyan, kısa öykülerden oluşmasına rağmen yoğunluğu ve derinliğiyle uzun süre zihinde kalan bir eser. Kitabın en belirgin özelliği şiirsel anlatımı. Özenle işlenmiş metaforlar, bir üstadın elinden çıkmış nadide bir tablonun renkleri gibi hem tek tek güçlü hem de bütün içinde kusursuz bir uyum hâlinde.
Budanan Dallar, Kırılan Hayaller
Kitaba adını veren “Öyleyse Vurun Baltayı” öyküsünde zeytin–incir ağacı metaforu merkezde durur. Çeşitliliğin zenginlik olarak görülmesi gerekirken hazmedilemeyen kısmın ötekileştirilip budanması… Bu metafor üzerinden, hayalleri ve hülyaları anlaşılmamış bir genç kızın kırılgan dünyasına gireriz. Baltanın inmesi yalnızca ağaca değil, bireyin varoluşuna yönelmiş bir darbedir. Ailevi tahammülsüzlük, sert hâliyle sembolleşir.
Yalınlığın Çarpıcılığı
“Çürük Yumurta”da babasıyla problemli bir çocukluk yaşamış genç bir kızın, babasının son günlerindeki acizliğini anlatışını izleriz. Burada dil özellikle sade tutulmuştur. Duygusal yoğunluk süslemeyle değil, çıplak gerçeklikle kurulur.
“Kambur Köprünün Yorgunları”nda çocuk özlemiyle kucağı boş bir kadının çaresiz çırpınışı çarpıcı bir biçimde verilir. Köprü, iki yakayı birleştiren bir yapı olmaktan çok, geçilemeyen mesafenin sembolüne dönüşür. Yorgunluk yalnız bedenin değil, ruhun da yüküdür.
Normalin Sorgulanışı
“Marazlı” öyküsü kitabın felsefi damarını belirginleştirir: Normal nedir? Normali normal yapan kriterleri anormal mi belirler? Kıstasın kendisi problemli olabilir mi? Herkesin kör olduğu bir toplumda körlük mü normaldir, yoksa tek gözü gören mi anormal sayılır? “Kime göre, neye göre?” sorusu, metnin merkezinde yankılanır.
“Göz Hakkı”ndaki sürpriz son ise hem gülümsetir hem düşündürür. Tanıdık, kısa öykü formunun imkânını iyi kullanarak dar bir