Franz Kafka’nın okuduğum üçüncü kitabı Milena'ya Mektuplar, bir türlü buluşamayan iki (belki de bir) kişilik bir aşkın hikayesini ele alır.. Kafka’nın Milena Jesenská ile bir dost meclisinde başlayan ve ardından ölümsüz bir aşka dönüşen mektuplaşmaları içinde bulundukları dönemin edebiyat ortamına da ışık tutuyor.. Kafka’nın bütün benliğiyle kendini adadığı bir aşk ve o aşkın kağıda dökülen sonsuz tanıklığı.. İnsanın korku ve kaygılarını, yalnızlığını, yabancılaşmasını, çaresizliğini benzersiz bir biçimde dile getiriyor bu kitabında.. Kafka'nın de altını çizdiği gibi, “Mektup yazmak, hayaletlerin önünde soyunmak demektir, çünkü onlarda aç kurtlar gibi bunu bekler zaten. Yazıya dökülen öpücükler yerlerine ulaşamaz, hayaletler yolda yalayıp yutarlar onları.”