meltem

meltem
@drmeltemsari
Aileniz ya da bakıcılarınız çocukluğunuzda gerçek benliğinize yeterince karşılık vermezse, bağlantı kurmak için ne yapmanız gerektiğini bulmaya çalışırsınız. Olduğunuz gibi olmak yerine, bir rol-benlik ya da sahte-benlik geliştirirsiniz(Bowen,1978) ve bu durum size aile sisteminde güvenli bir yerinizin olmasını sağlar. Bu rol-benlik, yavaş yavaş gerçek benliğin doğal ifadesinin yerini alır. Bu rol-benlik, “ben o kadar fadakar biri olacağım ki herkes beni sevecek ve takdir edecek” inancına dayanabilir ya da “öyle ya da böyle insanların beni fark etmelerini sağlayacağım” tarzından olumsuz bir hale de dönüşebilir. Rol-benlik geliştirme süreci bilinçsizdir ve hiç kimse kasıtlı olarak bunu yapmaz. Rol-benliğimizi başkalarının tepkileriyle ve deneme yoluyla yavaş yavaş oluştururuz. Rol-benliğimizin olumlu ya da olumsuz olduğuna bakmaksızın, tıpkı çocuklar gibi onu ait olacağımız en iyi şey olarak görürüz. Sonrasında bir yetişkin olarak, anne babamızdan beklediğimiz ilgiyi bir gün biri gösterecek umuduyla rollerimizi oynamaya başlarız.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Duygusal yakınlıkta, kendilerini tam olarak ifade eden iki birey birbirlerini derin düzeyde tanımayı ve karşılıklı kabul yoluyla duygusal güveni kurmayı benimserler. Birbirlerini tanıma sürecinde farklı yanlarını keşfederler hatta bu farklılıklarını el üstünde tutarlar. Duygusal yakınlık, canlandırıcıdır ve insanların kişisel gelişimini güçlendirir çünkü diğer bir kişiden gördükleri desteğin ve ilginin tadını çıkarırlar.
Kendi konforumuz için duygusal gereksinimlerimizi diğer insanlarla karşılamaya ihtiyacımız var. İlişki kurmak zaten bunu gerektirir.
Anne babalar çocuklarını duygusal anlamda reddettiklerinde ya da görmezden geldiklerinde, bu çocuklar aynı davranışı genellikle diğer insanlardan da bekleyerek büyürler. Başkalarının onlarla ilgilenebilecekleri konusunda kendilerine güvenmezler. Ne istediklerini sormak yerine düşük özgüvenleri nedeniyle daha çekingen olurlar ve ilgi görmek istediklerinde kafaları daha karışık bir hal alır. Kendi ihtiyaçlarını bilinir hale getirmeye çalıştıklarında başkalarını rahatsız edecekkerine inanırlar. Maalesef, geçmişteki gibi tekrar reddedileceklerini düşündükleri için bu çocuklar kendi duygularını bastırırlar ve kendilerini duygusal yalnızlığa iterler.
Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler, çocuklarının duygularını ve içgüdülerini nasıl onaylayacaklarını bilmezler. Bu onaylama olmadan, çocuklar başkalarının onlar hakkında emin oldukları şeylere boyun eğmeyi öğrenir. Bir yetişkin olarak gerçekten istemedikleri ilişkilere razı olduklarında kendi içgüdülerini inkar edebilirler. Sonrasında da bu ilişkinin yürüyüp yürümeyeceğinin başkalarına bağlı olduğunu düşünebilirler. İlişkilerinde bu kadar çaba göstermek zorunda olmalarını mantıklı bir hale getirebilirler ve eşleri dostlarıyla iyi geçinmek için her gün bu kadar mücadele vermeyi normal görebilirler.