Biz insanlar, çok zaman iyi günlerin az, sıkıntılı günlerin çok olduğundan şikayet ederiz. Bence, bu şikayetlerimizin çoğu haksız yere yapılıyor. Tanrı'nın her gün için bize verdiği iyi şeylerin tadını çıkarmak için içimizi daima rahatlatsak, başımıza bir felaket geldiğinde de ona dayancak kuvveti de kentimizde buluruz.
Uzaklık ne ise, gelecek zaman da odur! İçimizde belirsiz bir enginlik doğar, gözümüz nasıl dalarsa duygularımız da bu enginliğin içine öyle kayar. O zaman kendimizi bu duyguya iyice kaptırmak, bu tek, yüce ve tatlı duygunun sevinci ile içimizi doldurmak için yanıp tutuşuruz. Oraya koşup erişince de, aslında değişen bir şey olmadığını da görürüz. Kendimizi yine yoksulluğumuzun, sıkıntımızın içinde buluruz. Ruhumuz da kaçıp giden mutluluğun özlemini çeker durur.
... dünyada karışıklıklara yol açan şeylerin belki de hile ve kurnazlıktan çok yanlış anlamalar ve tembellik sebep oluyor. En azından ilk ikisine daha seyrek rastlanıyor.
Eğer insanlar sürekli geçmişteki acıları canlandırmak uğruna bu denli çaba harcayacaklarına, hallerinden memnun olsalar, kayıtsız bir şimdiye katlansalardı, çektikleri acı daha az olurdu.