İbrahim Dusûki (Rahimehullah) şöyle derdi:
Müride ihlâs ile beraber cehd (gayret) gerekmektedir. Mürit gizli anında Allahu Teala ile muamelesinde sadık olursa Allah onu her halinde sağlam bir zırh ile korur.
Yine derdi ki:
Kim Hakk'a yönelişinde ihlâslı olursa insanların nazarından düş-mekten sâlim olur.
Yine derdi ki:
Kim iffetli, (kalben) temiz ve (nefsen) şerefli olmazsa benim sul-bümden (neslimden) olsa bile benim evladım değildir. Kim de tarikata, dinine, zühde ve takvaya yapışırsa en uzak diyarlardan olsa bile benim evladımdır.
Yine derdi ki:
Hali zayıf olan müride gereken; farz ve nafilelerini eda edebile-cek kadar ilimle meşgul olmaktır. Seyri sona erinceye dek bunların dışında (fesahat, belagat vs.) fazla ilimlerle meşgul olmamalıdır. Seyri biter, Rabbini tanırsa o zaman hiçbir şey onu Rabbinden meşgul edemez. Nahiv okusa yine de Allah'la beraber olur. Kelam okusa yine Allah'ı müşahede eder. Seyri sona ermeyen ise böyle değildir. Karşı-sına çıkan her mesele, hatta mübah sözler bile onu Allah'tan meşgul eder.
Yine derdi ki:
Müride vacip olan en kuvvetli şeylerden biri de; salihlerin menkibelerini, ilim veya amel cihetinden eserlerini ve gece veya gündüz zikirlerini öğrendiklerinde bütün bunları mutalaa etmeli, dü-şünmelidir.
Çünkü bu mütalaa müridi onlara katılmaya teşvik eder.