• Ağrılardan bir dağ geldi oturdu ömrümüze.
    Ama sen masal kuşlarını küstürme.
    Onlar getirecek güneşi, karanlık göğümüze.
    Tükenme!

    Su durur, ay unutur
    Bakışsız kalır deniz, mavisi solar
    mehtapsız kalır aşıklar.
    Tükenme!

    Çarpa çarpa kırar boynunu serçeler, göğsümün kafesinde
    Ritmini yitirir solumdaki kan gülü
    kurur orada. Öylece…
    Kara çocuk…
    Tükenme!

    Kırılan kemik… Atomlarına ayrılan biblo,
    Tuz ve nar aşkına!
    Yani ki kanayan kolumuz kanadımız, adımlarımız… dağılan avuç içi haritamız aşkına!
    Bitme!

    Ki olmaz… Olmaz böyle dağılmak.
    Sevgilinin saçları rüzgarda dağılır örneğin
    Bir çocuk gülümser, bulutlar dağılır örneğin…
    Yok. Değil bu benim bildiğim, dağılmak…
    Kırılmak… Ağrımak…
    Başka.

    Dünya adaletsiz çocuk…
    Dünya zorba
    Belki eşitleniriz bir gün aşkla
    Bu kekeme, toz ve duman şarkıyı iyi belle;
    Öyle durdum ki sana, demirim pas içinde.
    İçime susmaktan, derinde besmelem, yosun içinde.

    Besmelem ki…
    Dağılan…kırılan… ağrıyan…
    Kara çocuk.
    Buna “amin” de.
    Kalk!
    Al göğüme bıraktığın yağmurları
    Al bu satırları…
    Ah yetmiyor…Yetmiyor hiç bir sözcük iyileştirmeye…
    Bir hayali yeniden kurmak için söz sırası ellerimizde.
    Ama ellerin senin,
    Yok, ellerin gibisi yok.

    Kıpırda!
    Yürüdükçe sancıyan bir yolu geçeceğiz birlikte
    Ve baharın yeşilini akıtacağım,
    incinmiş bilek gibi bakan gözlerine.
    Değil bu, solmanın sırası hiç değil.
    Düşüp de kalmanın, yıldız saymanın…
    Durma!

    Adı illa ki umut olan bir çağa tay gibi koşmak gerektir.
    Un ufak olsa da sol yanımız, kara çocuk, sevdayla…
  • Sevginin başlangıcında seven feryat figan eder, ağlayıp inler, yanar yakılır, kalbindeki ateşin dumanı ağzından ah olarak çıkar. Ama sevgi kemale erip de sevenin varlığını ele geçirince artık inlemeler ve ağlamalar son bulur, seven latif bir cisme dönüşür; kusurluluk biter, paklık başlar. Yani ateşin alevi büyüdüğü vakit dumanı azalır, hatta kaybolur gider. Bu durumda sevilen seven için bir kesif bir dumana dönüşür. Hem de bütün alevi örten bir duman.
  • Ceplerinde cümleler, saklayamazsın
    Boğazın düğümlenir ya, konuşamazsın
    Halim toz, halim duman olsa
    Yenilsem, tükensem bitsem, bir ah etmem
  • Bilmeceyi çözdüğüm bir günden merhaba,

    On iki sularında bisikletime atlayıp biraz kül rengi biraz mavi gökyüzünün altında pedallamaya başladım. Bizim köyden geçerken (Çengel) bir anda yağmur yağdığını fark ettim. Bu bir yaz yağmuruydu. Arkama baktım, yer kuruydu ama önümde belli bir alanda çiseliyordu. Allah'ım, mutluluktan çıldıracak gibi oldum. Popüler kültürün bir parçasıymışım gibi WhatsApp'a hikâye attım ama Türkçe konuşmadığım için hikâyelerime bakan ablam, halam, teyzem, yengem ve ender birkaç arkadaşım çok bir şey anlamadı. Halbuki yağmur yağıyordu... Alelade bir ana sığan harikulade doğa olayı beni düşündürdü. Rüzgar veya yağmur olmak gibi bir dileğim yok, yeniden doğup gelsem gene Burak olmak isterdim, çünkü ne rüzgar ne de yağmur onu sevebilir, benim hissettiklerimi hissedebilir. Bazan ben bile anlamlandıramıyorum yaşadıklarımı. Uzun yıllar önce hemen herkesin okuduğu bir kitabı okuyup, ulan Burak, işte ilişkilerin sonu, sanki nereye gittiğini bilmiyor muyuz? Her ilişki sonunda bir çıkmaza girmiyor mu? Hayır, azizim. Bu tasavvuru zihniyet olarak benimseyip yaşarsak, bunu ister istemez kabullenmiş oluruz. Mutlu olmak hadisesi çok karmaşık bir şey. Her şeyden önce bunu idrak etmeli... Her neyse, bisikletimi, tıraşlı bacaklarımı, taytımı, kaskımı, vites kutumu kirletmek pahasına suyun, çamurun içinden geçtim ve evimden yirmi iki kilometre uzaktaki köye kadar gittim. Dönerken bir adet muzlu pop kek ve metro aldım, toplamda üç lira ödedim. Keki yemek istemedim, çünkü eve dönünce pilav yiyecektim. Yedim de, elhamdulillah. Köy bakkalının önünde bana "helloooo abi" diyen çocuklar vardı. Küçük bir kız dikkatimi çekti. Yüzünde dünyanın ne kadar pis bir yer olduğundan habersiz olmanın saf tebessümü vardı. Onlarla İngilizce konuştum, bana el salladılar. Çok mutlu oldum. Yolda, müziği kapattım. Bir anda rüzgarın uğultusunu fark ettim. Yavaş gidince çok daha tatlı bir uğultu bu. Tam o sırada aklıma Haşim'in "denizlerden esen bu ince hava saçlarınla eğlensin" dizesi geldi. Tanrım! Bir akşamüstü, bir yaz vakti... Karalar gün içinde ısınıp alçak basınç konumuna geçiyor. Bundan ötürü denizden karaya rüzgar esiyor ama sonra ne oluyor, onun bitişine yakın her şey tersine dönecek (yanılıyor muyum acaba, coğrafya görmeyeli ne çok zaman olmuş). Evet, o dilber, Haşim'in tasvir ettiği dilber, ben o dilberle çok önceden tanışmışım. Şimdi de onu görmenin heyecanını yaşıyorum anlaşılan. Onu kaybetmek ne zor bir şey. Ama ben ona sahip olmak için diretirsem, yanlış yapmaz mıyım? Böyle bir mahlukun saadeti değil midir benim için mühim olan? Hülâsa, demek istediğim, Haşim'in özünü ettiği şu ince hava bir meltemdi! Bunu nasıl düşünemedim daha önce? İşte bugünkü en büyük keşfim bu benim! Meltem, bir meltem, hem de deniz meltemi! Bana bu yaşamda ilk ve son kez tecrübe edeceğim duyguları tecrübe ettiren, belki benim celladım olacak meltem... Ah, ne güzel şey onu hatırlamak!... Ah, ben ne isterim bu hayatta? Onun saadetinden başka? Duvarımda diplomam asılı Burak Duman, İngilizce Mütercim Tercümanlık, imzalayan Prof. Dr. Mahmut AK... Hayırlı olsun, belki mahkemeye gider adımı değiştiririm. Raif olsun adım. Mütercim Raif desinler bana! Çırağan Caddesinde her sabah dans ede ede okuluna giden o çocuğun neden sessiz sedasız yaşadığını soranlar olursa, işte kalem, işte cevap! Ah, ne gerek var bu kadar eleme... Varlığıyla mesudum! İlla kalemi alıp anlatmalı mı herkese? Hayır, ben onu hep seveceğim. Yine coştum. Annemle babam yemek yiyecekti az önce. Dedim ki birkaç dakika sessiz olabilir miyiz? Mühim bir kayıt alacağım... Evet, sustular. İki yaşlı insan, birbirlerine baktılar, benim yaşadığım duyguları düşünüp mutlu oldular... Bugün böyle olsun. Bu şarkıyı çalmak geldi içimden... İstanbul'a, sonbahar, Haliç'e, denizlerden esen kâh ince kâh sert havaya selam olsun...

    https://www.youtube.com/watch?v=ueKLFcnTFuo
  • Ne olursa olsundu, artık geri dönmem
    Kim senle gelsin ki? Düşünmemiştim pek ben
    Karanlık bi bölgeye değin, bir ben ve gölgem
    Önümdeydi devasa yıkılmaz bi engel
    Oturdum bi sigara yaktım erkenden
    Dedim ki sigara bitince yıkarsın birden
    Sonra bi fısıltı...
    "Ben insanın karşı koymaması gereken türden"
    Gölgem irkildi, korktu aniden, sakin ol dedim, korkmak için daha erken
    Ağzımda biraz duman, usulca seslendim
    Nesin ki sen?
    "Dedim ya karşı koymaman gereken türden"
    Engeller konuşur muymuş dedim
    İşiteceğimden çok daha yüksek ve ürkütücü bir sesle; "Engel değilim ben!"
    O dakka izsel yansımasıyla yok oldu gölgem.
    İşte o zaman anlamıştım, nasıl bir şey güven!
    Öfkelendim, dedim ki engel olmayana, bir daha bana bağırma! Korkmuyorum senden!
    'Bağımsızım ben her şeyden"
    Pırıl pırıl bir sesle; "Değilsin benden, doğduğundan beri seninleyim ben"
    Güldümsedim, belki de bir melektir derken
    Yaklaştı bana, silüet yok, ama hissediyorum yaklaştığını, yüzüme nefes mesafesinden;
    "Ben senin özgürlüğünüm, sen varsan ben de varım, bak terketti kaçtı seni gölgen, aslında insanlar da birer gölge, ve diğer sevdiğin her şey, biz seninle doğduğundan beri birlikteyiz, ah biraz beni, duysan, görsen, bilsen!
    İçimde bir acı hissettim, zaten içimde çok derin bi sevgi, ızdıraplı bir acı, bilinçli bir öfkeden başka bir şey yoktu, sesimi çok yükseltmeden;
    "Senin için yaşadığımı nasıl duyumsamazsın sen!"
    "Ama benden daha çok sevdiğin şeyler var!"
    "Ne mesela?"
    "İnancın"
    "İnancım yoksa sende yoksun!" Bu mu?
    "Çok az kıyafetin var ve bunları çok seviyorsun!"
    "Kıyafetlerim az ama sen kokuyorlar çok" Başka?
    "Doğa mesela"
    "Çünkü sen doğalsın, en çok doğadasın"
    "Peki bir kadın?"
    "Sen işte o sevginin içinde olursun, özgürce"
    "Peki, son bir şey var"
    "Nedir?"
    "Ya sen?"
    "Halim seninle ve inancımla ilintili olabilir ama bu beni ilgilendirir. Sen ve inancım varsa, içimde ki acıya rağmen her şey tamam."
    "............................................"
    Engelimiz demirden mi? Olsun, eğilmem!
    O kadar yandım, çıktım sürünerek ateşler içinden
    Sağıma doğruldum ilkin yolunda mı her şey?
    Ufka baktım huzur şimdi, solumda çiçekler
    Gökyüzümde kuşlar, izlerim sabırla ben
    Bozkırımda bi rüzgar, döndürür değirmen

    O.S
  • 160 syf.
    ·10 günde·Puan vermedi
    Ah be dosto senin kelimelerinde, senin yalnızlığa baş kaldırışında hep kendimi buluyorum.. hayatıma ilmek ilmek işledin. Yazarın ilk kitabı olmakla birlikte tam 175 yıl önce yazılmış bir kitap, bir asır geçmiş gibi ama şuan görüyoruz ki çok güzel ilgi ve tutumlarla insanlar hayatında dostoya yer veriyor tazeliği ilk gün ki gibi beğenmeyeceğinizden şüphem yok iyi okumalar 1k sakinleri..
  • " Öyle bir yaşta idim ve öyle bir mizaçta idim ve çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki,yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu;ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil,eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile. Damlardan kiremitler uçmalıdır,ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır,camlar kırılmalıdır, hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır filan... Zavallı mürâhik...

    Nüzhet bana yalan söyledi.

    Ah ben ruhunun içindeki o ikinci ruhu bilirim,esrarı gören gözleriyle, esrarı duyan kulaklarıyla her şeyi sezer ve bana sezdirir ve beni aldatamaz,ah,içim beni aldatamaz."