merve

SATYAGRAHA
Satyagraha, Pasif Direniş'ten tıpkı akla kara gibi farklıdır. Pasif Direniş zayıfların bir silahı olarak kabul edilir ve amaçlarına ulaşmak için şiddet veya fiziki güç kullanmayı reddetmez; fakat Satyagraha, en güçlünün silahı olarak kabul edilir ve her durumda şiddet kullanmayı reddeder. Onun kök anlamı hakikate tutunmaktır yani hakikatİn gücüdür. Bunun yanı sıra ben ona Sevgi-gücü veya Ruh-gücü diyorum. Satyagraha'nın uygulanmasında, yani hakikate ulaşmada daha ilk başlardaki aşamada kişinin rakibine karşı, onu zedeleyen şiddeti uygulamamak gerektiğini, onun sabır ve şefkatle hatadan kaçındınlması gerektiğini keşfettim. Bir kişiye hakikat gibi görünen bir şey diğeri için hata gibi görünebilir. Sabır, kendine acı çektirme anlamına gelir. Bu yüzden doktrin, muhalifin acı çekmesiyle değil, kendisinin acı çekmesiyle hakikatin gösterilmesi anlamına gelir. Fakat politik sahada, kamu yararı için yapılan mücadele çoğu zaman, adil olmayan kanunlar şeklindeki hatalara muhalefet etmeyi içerir. Eğer kanun yapıcıya dilekçe ve benzeri yollarla hakikati gösteremezseniz ve hataya da teslim olmak istemiyorsanız, o zaman size sadece tek bir yol kalıyor; o da ya fıziki güçle zorlayarak size teslim olmasını sağlamak ya da kendi şahsınıza acı verecek kanuna direnme cezasını davet etmek. Bu yüzden Satyagraha halkın önüne ya Sivil itaatsizlik ya da Sivil Direniş şeklinde geliyor. O, suç niteliği taşımaması anlamında sivildir. Sıradan bir kanun muhalifi kanunu gizli olarak ihlal eder ve cezadan kaçınmak ister fakat sivil direnişçi öyle değil. O ait olduğu devletin kanunlarına, müeyyidelerin korkusundan değil onları toplumun yararına uygun gördüğü için itaat eder. Fakat çok ender olarak bazı kanunların adil olmadığını düşündüğünde onlara itaat etmek onursuzluk olur. Bu durumda o, açık ve
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Amaçlar ve Araçlar
Okuyucu: İyi olan bir amacı şiddet kullanmak da dahil herhangi bir araçla neden elde etmeyelim?Evimdeki hırsızla uğraşırken araçların değerlendirmesini yapmalı mıyım? Benim görevim onu ne şekilde olursa olsun dışarıya atmaktır. Siz de itiraf ediyorsunuz ki dilekçe vermekle hiç birşey elde etmedik ve edemeyeceğiz. O halde niçin güç kullanarak istediğimizi elde etmeyi denemeyelim? Ve kazanılan haklan korumak için de gerektiği ölçüde aynı gücü kullanma gibi bir caydırıcı silahı muhafaza etmeliyiz. Bir çocuğun ayaklarını ateşe sakmasını engellemek için güç kullanmanızda hiç bir hata yoktur. Şu veya bu şekilde arnaçlarımıza ulaşmalıyız. Editör: Akıl yürütmeniz makul. Pek çok kişiyi ikna eder. Ben de bundan önce aynı iddiaları savunurdum. Fakat şimdi daha iyi bildiğimi sanıyorum ve sizi düştüğünüz yanılgıdan kur- tarmaya çalışacağım. İngilizler amaçlarına ulaşmak için güç kullandığı için bizim de kaba kuvvet kullanmamızın meşru olduğunu iddia eden görüşü gözden geçirelim. İngilizlerin kaba kuvvet kullandıklan mutlak surette doğrudur ve bizim de aynı şekilde davranmamız mümkündür ama aynı araçları kullanarak ancak onların sahip olduğu aynı şeyleri elde edebiliriz. Kabul edersiniz ki biz onu istemiyoruz. Amaçlarla araçlar arasında hiç bir bağ olmadığı inancı büyük bir hatadır. Bu hata sonucu dindar birisi bile çok feci suçlar işleyebilir. Sizin akıl yürütmeniz zararlı otlardan gül elde edebileceğini söyleyen idddiadan farksızdır. Eğer okyanusu geçmek istiyorsam onu sadece bir gemi vasıtasıyla yapabilirim; eğer bu amaç için bir araba kullanacak olursam hem araba hem de ben denizin dibini boylarız. "Tanrı ne ise ona kendini adayan da odur." atasözü düşünülmesi gereken bir atasözüdür. Onun anlamı bozulmuş ve insanlar yolunu şaşırmıştır. Araçlar tohuma benzerler amaç da bir
Şimdi dilekçe vermeyi sorgulayalım. Arkasında güç olmayan dilekçenin faydasız olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Buna rağmen, rahmetli Yargıç Ranade, dilekçelerin halkı eğitme araçlan olarak faydalı bir amaca hizmet ettiğini söylerdi. Dilekçeler insanlara kendi şartlan hakkında bir fikir verir ve yöneticileri uyarır. Bu görüş açısından onlar tümüyle faydasız değildir. Bir eşitin dileği bir nezaket işaretidir; fakat bir kölenin dileği onun köleliğinin bir sembolüdür. isteğini dilek şeklinde sunan bir eşitin, güçle desteklenen böylesi bir dileği onun soyluluğuna işarettir. Dilekleri destekleyen iki çeşit güç vardır; "Eğer bunu bana vermezsen sana zarar veririm." bir tür güçtür, bu kötü sonuçlarını gösterdiğimiz silah gücüdür. İkinci tür güç "Eğer bizim isteğimizi kabul etmezsen artık senden bir şey istemeyiz. Sen bizi sadece, biz yönetilen olduğumuz müddetçe yönetebilirsin; artık bizim seninle bir işimiz yok." Bu şekilde gösterilen güç, sevgi-gücü, ruh gücü veya daha popüler fakat daha az doğru bir ifadeyle pasif direniştir.
Dünyada pek çok kişinin sağ kalmış olması gerçeği bize göstermektedir ki bunlar silah gücüne değil ruh gücüne dayanmışlardır. Bu yüzden bu gücün başarısının en büyük ve kuşku götürmez delili dünyadaki savaşlara rağmen hala ya­şamın devam etmesi gerçeğidir. Binlerce, gerçekten on binlerce kişinin yaşamı bu gücün aktif bir şekilde kullanımına bağlıdır. Milyonlarca ailenin günlük yaşamındaki tartışmalar, bu gücün kullanımıyla tatlıya bağlanır. Yüzlerce ulus bu şekilde barış içinde yaşar. Tarih bu eylemleri yazmamıştır ve yazamaz. Tarih sevgi veya ruh gücünün kullanılmasındaki kesiklikleri yazar. İki kardeş kavga eder; onlardan biri pişman olur ve ruhunda yatan sevgiyi uyandınr; iki karde tekrar barış içinde yaşamaya başlar; hiç kimse bunu yazmaz. Fakat eğer bu iki kardeş bazı sebeplerle silaha sarılır ve hukuk önüne geliderse -kaba kuvvetin diğer bir şekli- onların yaptıklan bu iş hemen basma yansır; komşularının konuşma mevzuu olurlar ve tarihe de geçerler. Aileler ve toplumlar için geçerli olan bu şey uluslar için de geçerlidir. Aileler için bir kanunun, uluslar içinse başka bir kanunun geçerli olduğuna inanmamız için hiç bir sebep yoktur. Bu nedenle tarih, tabiatın yolundaki bu sapmaların kaydıdır. Tabii olan ruh gücü tarihte belirtilmez.
Doğal hukuk veya üst hukuk teorisi
Yönetenleri "hukuka tabi" kılan, çeşitli politik krizlerle karşılaşan bu teori, kaynağını Logos veya ilahi hukukta bulur ve insanın, yasanın gayri meşruluğuna karşı çıkmasına izin verir. Antigon'un, kardeşinin cesedinin, kralın onu köpeklere verilmesi doğrultusundaki emrine rağmen gömülmesi yönündeki ısrarı; Hristiyanların, Sezar'ın imajını tütsü ve buhur ile kutsamayı reddetmeleri; Aquinas'ın "insan ürünü hukuk, vicdanlı kişiyi bağlamaz .... [ve üst hukukla çeliştiğinde] insan yapısı kanununa uyulmamalıdır." sözü; Amerikan kolonilerinin İngiltere'den bağımsızlıklarını "bütün insanların Allah'ın verdiği bazı Haklara sahip olarak eşit yaratıldıkları"nı ifade ederek ilan etmeleri; Anayasa Mahkemesinin vicdanı "Devletten daha üstün güce karşı bir görev" olarak tanıması.­ Bütün bunlar, hepsi daha üst bir hukuka, tabii adalete, hiçbir politik iradenin yok edemeyeceği insanın temel haklarına dayanır.