Birçok terapide, ebeveynlerimiz hakkında hüküm vermek için teşvik ediliriz. Çocuklar başarısız olur, acı çeker, bunun için ebeveynlerini suçlar ve ebeveynler suçluluk duyar. Bu durum, ilgili herkesi güçsüz kılar. Çocuklar, çocukluklarındaki acılarının üstesinden gelmede, mutlu olmayı öğrenmede özgür olup, yetişkin ve ebeveynlerini kendi yazgılarına bırakabilir. Dizim çalışması, öz sorumluluğu onaylar ve suçlamaya yer bırakmaz. Sistemik vicdan, her zaman doğru ebeveynlere sahip olduğumuzu gösterir. Bunu kabullendiğimizde, güçleniriz.
Aile dizilimlerinde çoğu duygusal acının temelinde kesintiye uğramış sevgiyi görmekteyiz. Bu acı çocuk için çok yoğun bir acıdır. Bu nedenle çocuk ebeveyne yaklaşmak istemez, onlardan uzaklaşır. Daha fazla acı hissetmekten kendini korumak için tüm girişimleri de geri çevirir.
Sistemdeki aksaklıklar işte böyle nesiller boyunca aktarılır.
Bir yetişkin için "soru kalitesi" hayatın kalitesini belirler. Dikkat ederseniz hayatından şikayetçi olanlar hep aynı ve işlevsiz sorulara takılmışlardır hayatlarında. Yıllardır aynı soruları sormaya devam ederler ve böylece hayatları asla değişmez! En verimsiz soru ise "Neden ben?"dir. " Bu neden benim başıma geldi? de aynı kapıya çıkan farklı versiyondur. Biraz kibirli ve birazda olgunlaşmamış kisiliğin sorusudur. Yanlış sorular doğru cevaplar getirmez. Ancak doğru sorularla sebeb- sonuç ekseninde doğru yeri bulabiliriz.