Keşke bir hissin tam olarak ne olduğunu hiçbir cümleye ihtiyacımız olmadan anlatabilsek. Uyurken unuttuğum ve arkamı döndüğümde bulduğum bir gövdenin sevinci, içten bir sarılmanın tüm organlara değebilmesi.
Gerçeklik durağandır. Sevgi de öyle. Kovalamak zorunda kalmaz, oturup öylece izlersin. Uyuyakalırsın ve bazen koltukta uyuyakalmak en rahat yatakta uyumaktan daha güzeldir. Bu da böyle işte. Anlatamadığımız ama bildiğimiz o his.
Yaşadıklarından öğrendiği bir şey olduysa, o da bazı yaraların ne iyileşebildiği ne görmezden gelinebildiği ne de tedavi edilebildiğiydi. Zaman yaralarını iyileştirmemişti. Bu klişe söz de saçmalıktan başka bir şey değildi. Şanslı insanların, onlar kadar şanslı olmayanlara söylediği bir tür sözdü işte. Yine bu şanslı insanlar acılar hakkında konuşmanın işe yaradığına inanıyor, “hayatına devam etmen gerekir” sözünü tekrar edip duruyorlardı. Bir süre sonra kendini daha iyi hissetmeye çalışmaktan vazgeçti. Ancak o zaman yaşamanın bir yolunu buldu. Kederini, hayatını ya da herhangi bir şeyi kontrol edemiyordu bunu öğrenmişti ama duygularını kontrol edebiliyordu.