"Sonra aramıza şehirler girecek, hiç karşılaşmayacağız. Tesadüfler bile bir araya getiremeyecek. Sonra belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek..”
Nazım Hikmet Ran
Belki de "Mutlu Son," kendi hayatına aşık olmaktır.
Belki de "Mutlu Son," artık sevgi sunulmayan masadan kalkmayı bilmektir.
Belki de "Mutlu Son," seçimlerinin ve kararlarının sorumluluğunu almaktır.
Belki de "Mutlu Son," kurban rolünden çıkıp, kendi istediğin yöne doğru hareket etmektir.
Belki de "Mutlu Son," içindeki sevgiyi ve sevgiliyi hissedebilmektir.
Belki de "Mutlu Son," mesafenin sınırlarını belirlemek ve bu sınırlarla gerçek yakınlık kurabilmektir.
Belki de "Mutlu Son," kendini hayatının başrolüne koymaktır.
Belki de "Mutlu Son," yaptıkların ve yapamadıkların için kendini affetmek, kabul etmek ve sevmektir.
Belki de "Mutlu Son," zorlukların ve problemlerin geçici olduğunu bilmektir.
Belki de "Mutlu Son," kendi hikayene ait bir mutlu son yazabilmektir.
Belki de "Mutlu Son" sandığımız şey aslında bir illüzyon.
Masallar, filmler ve çocukken bize anlatılan o mutlu sonlar bize ait değil.
Kendine ait bir "Mutlu Son" çok başka… İçinde mutsuzluk, zorluk ve acı da var.
Ama işte tam da bu yüzden nasıl da güzel.
Başkalarının mutlu sonlarını bırakıp, kendi mutlu sonunu yazmak cesaret ve güç gerektiriyor.
Ve bunu yazmaya başlayanlar, sonu değil, yolu sevmeye başlıyor.
“Kazanmak için sahip olunması gereken bir nitelik vardır; o da amacın kesinliği, kişinin ne istediğini bilmesi ve ona sahip olmak için yanıp tutuşmasıdır.”
| Napoleon Hill