kendimin içinde oturuyorum ve dar bir kuyudan bakar gibi gözlerimden dışarı bakıyorum, işte dünya orada, işte şurada bir başkası; insanlar, sokaklar, bulutlar, bir oda ve yazgılar ve buna bizzat ben dahilim, bizzat içerisindeyim - neredeyim...
Dış dünya, içsel olanın yerini alamaz. Bu nedenle, dışsal olaylar açısından yaşamım zengin değil. Onlarla ilgili söyleyecek fazla bir sözüm de yok; anlatsam boş ve içeriksiz oldukları duygusuna kapılırım. Kendimi yalnızca içimde olup bitenlerle anlayabilirim.
Buna karşın ben, hiçbir zaman sonsuz akışın altında yaşayan ve sürekliliği olan bir şeyin var olduğu duygusunu yitirmedim. Gördüğümüz geçici bir tomurcuktur. Kök gövdeyse kalıcıdır.