• Düşler ülkesi gözlerin
    Dedim ki,
    Gözlerin çıra mı geceyi aydınlatıyor.

    Ahmed Arif
  • 250 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Ütopya'yı İş Bankası Kültür Yayınlarından Mîna Urgan'ın incelemesiyle birlikte okudum.
    Haliyle Thomas More'un hayatı, fikirleri ve dramı ile de ilgili epey bilgi edindim.
    *
    Ütopya; hiçbir yerde olmayan, düşler ülkesi, gerçekleşmesi imkansız düşünce anlamlarına geliyor.
    Ütopya kavramını fikir ve edebiyat dünyasına kazandıran Thomas More.
    *
    Önce kuş bakışı hayatına bakalım:
    *
    Thomas More, 16. yüzyılda İngiltere'de Rönesans ve hümanizmin temsilcilerinden biri.
    Erasmus'un yakın arkadaşı...
    Yunanca ve felsefe ile uğraştıktan sonra hukuk eğitimi alıyor.
    Babası yargıç...
    Kendisi aslında bir müddet rahip olmayı düşünmüş.
    Dindar bir Katolik.
    Bazı sebeplerden dolayı bundan vazgeçmiş.
    Erasmus'a göre; bir kıza sevdalanmış ve ''İffetsiz bir rahip olmaktansa iffetli bir koca olmayı tercih ettim'' demiş.
    Şakacı, ironik, güler yüzlü, sakin bir adammış...
    Sonuç olarak avukat olmuş önce, sonra parlamentoya girmiş. Kral 7. Henry'nin vergi politikasını eleştirince Fransa'ya kaçmak zorunda kalmış.
    Kral 8. Henry zamanında yargıç olmuş.
    Londra'da geniş kitlelerin güvenini kazanmış.
    Daha sonra 8. Henry'nin en yakınlarında yer almış hep ve başyargıç, hükümet temsilcisi, Lordlar Kamarası Başkanlığı gibi yetkileri olan Lord Chancellor görevine kadar yükselmiş.
    Aslında More hiçbir zaman ihtiraslı bir adam değilmiş, yüksek mevkileri sevmemiş; ancak kader onu en yüksek mevkilere çıkarmış; daha sonra ise yine aynı 8. Henry döneminde idam cezasına çarptırılmış.
    *
    Olay şu: Kral 7. Henry ölünce büyük oğlu Arthur İspanyol prensesi Arragonlu Catherine ile nişanlanmış. Fakat Arthur 1 yıl içinde ölmüş. Onun yerine 8. Henry ünvanıyla geçen kardeşi ise ağabeyinin dul karısı ile evlenmiş. Fakat günün birinde başka bir kadına aşık olunca Catherine'den boşanmak istemiş. Ancak Katoliklerin boşanmaları Papa'nın iznine tabi olduğundan Papa bu yetkisini siyasi sebeplerden ötürü kullanmayınca kriz çıkmış. Bunun üzerine İngiltere Kralı 8. Henry bir yasa çıkartarak Papalığın egemenliğini tanımadığını ve kendisinin İngiltere Kilisesi'nin başı olduğunu ilan etmiş.
    Fakat Katolik inancına sıkı sıkıya bağlı olan More buna katılmamış ve bulunduğu görevden çekilmiş.
    *
    More zaten makam delisi bir adam olmadığından görevden çekildikten sonra şöyle söylendiği rivayet ediliyormuş:
    ''Aman ne güzel! Artık güneşe günaydın diyorum, devlete iyi geceler!''
    *
    Fakat More'un bundan sonraki hayatı ıstırap ve dramdır.
    Düşüncelerini ve inançlarını Kral baskısıyla değiştirmeye yanaşmadığından idam cezasına çarptırılır ve öldürülür.
    Bu bakımdan ona ikinci Sokrates benzetmesi yapan yazarlar var.
    *
    Ütopya 1516 yılında kaleme alınmış. Yani 500 yıl önce...
    İçindeki bilgiler bugün için bile çok kıymetli.
    Çağını aşan fikirlerle Rönesans ve hümanizm akımlarına ciddi katkılar sunmuş More.
    Ve dünya siyasi / edebi / hukuk düşünce hayatına bir şaheser bırakmış.
    *
    Kitap iki kısımdan oluşuyor.
    Birinci kısım kitabı öyküleştirmeye yarayan bir girizgah, ikinci kısım ise tamamen monolog şeklinde.
    *
    Birinci kısımda Amerigo Vespucci ile seyahatler eden ve sonra ondan ayrılarak Utopia adında bir ada devleti keşfeden Hythloday ile tanışma ve onun 2. kısımda bu devleti bütün yönleri ile anlatması için gelişen diyaloglar yer alıyor.
    Bu arada yeri gelmişken Hythloday ''saçma sapan konuşan'' anlamına geliyor.
    More bu şekilde kelimeler seçerek hedef haline gelmekten kurtulmaya çalışmış.
    Nitekim bu bölümde ülkesi İngiltere'ye yönelik ciddi eleştiriler de var. Fakat More dikkatli olmak adına bu bölümde kralları eleştirip ve onlara söz anlatılamayacağını izah ederken her şeye karşın Fransa'dan örnek vermeyi tercih ediyor.
    Bu bölümde genel olarak Kralların sarayında felsefenin yer alamayacağını More adeta kendisinin yarattığı bir hayali kahramanla kendisini tartıştırarak ironik bir şekilde ortaya koyuyor.
    *
    İkinci kısıma gelirsek...
    Artık burada Hythloday büsbütün monolog şeklinde bir yeryüzü cenneti olan devletin bütün özelliklerini uzun uzadıya anlatıyor.
    Batı Dünyasında ilk sosyalist olarak ilan edilecek olan More'un Utopia'sında özel mülkiyet bulunmamakta, para kullanılmamakta, herkes eşit kabul edilmektedir.
    Herkes günde 6 saat çalışmakta, ihtiyacına göre yiyecekleri almakta, geri kalan zamanda ise kendini geliştiren bilimsel, sanatsal, zihinsel faaliyetlerde bulunmaktadır.
    Ütopia'da demokrasi vardır. Seçimle yöneticiler belirlenir.
    Hatta More, papazların bile seçimle belirlenmesi gerektiği görüşünü ortaya atmıştır.
    Ütopia devletinde genel olarak;
    Kadın ve erkek eşitliği söz konusudur.
    Evliliklerde belli şartlarla boşanma hakkı vardır.
    Savaş aşağılanmaktadır.
    Öldürmeye dayalı bütün mitler ve güç gösterileri şeref dışı ilan edilmektedir.
    Altın ve gümüş gibi madenler yaratıldıkları yer olan ''yerine dibine'' sokulmaktadır.
    Gösteriş ve debdebe kınanmıştır.
    Yasaların az, kısa ve öz olması gerektiği vurgulanmıştır.
    Ruhani zevklerle birlikte bedensel zevkler de ortaya konulmuş, mutluluk, zevkin erdemleşmiş hali olarak anlatılmıştır.
    Ötanazi hakkı tanınmıştır.
    Rahiplere evlenme hakkı verilmiştir.
    Kölelikte ''umut hakkı''ndan bahsedilerek kölelerin özgürlüklerine kavuşmalarının yolu açılmıştır.
    Sınıfsal statüler yoktur.
    Ölüm cezası tenkit edilmektedir. Cezalarda ölçülülük savunulmaktadır.
    Din ve vicdan özgürlüğü tanınmış ve önemi belirtilmiştir.
    Dinlerin birleştirici ve bütünleştiriciliğine çalışılmıştır.
    Yaşam boyu eğitim fikri ortaya atılmıştır.
    Zorunlu askerlik kaldırılmıştır.
    Paralı askerlik düşüncesi ortaya konulmuştur.
    Bilim, sanat ve düşüncenin değerinden bahsedilmiştir.
    Kumar, avcılık gibi eğlenceler tenkit edilerek yasaklanmıştır.
    *
    Bütün bu fikirler 16. yüzyılın başındaki bir dünya için çok ileri ve dikkat çekici fikirlerdir.
    İşte bu yüzden 500 yıldır Ütopya hala dipdiri....
    Thomas More hümanist fikirlerine rağmen reform hareketlerine karşı mesafeli duruşu nedeniyle birçok kesim tarafından çelişkili / kafası karışık / eseriyle hayatı arasında zıtlık bulunan adam diye tenkit edilse de bazılarına göre ise More sanıldığı kadar kafası karışık bir adam değildi.
    Bu kimselere göre onun birtakım pratik sebeplerden dolayı ( savaş karşıtlığı / Hristiyanlıkta birlik arzusu) reform hareketlerine mesafeli duruşu laikliğe dayalı seküler yaşama geçişe mani olucu sonuçlara yol açsa da o inandığı değerler uğrunda fikir / inanç hürriyetini ortaya koyucu kahramanlıkla can veren bir fikir adamı olarak kabul edilmekte.
    (Bu konuda Mina Urgan incelemesinde uzun uzadıya farklı fikirlere yer vererek izahta bulunmakta.)
    *
    Sonuç olarak Thomas More fikirlerinden dolayı öldürülmüş bir hukukçu ve devlet adamıdır.
    Ve ölümünden 400 yıl sonra Katolik Kilisesinin azizleri arasında yer alarak Saint Thomas More diye anılmaya başlanmıştır.
    Onun tartışmalı hayatından geriye ise 500 yıldır okunan bir dünya klasiği kaldı:
    Yeryüzünde cenneti arayan :
    Ütopya!
    *
    Bununla birlikte 20. yüzyıl ütopyaların değil anti-ütopyaların (distopyaların) egemenlik kuramaya başladığı bir yüzyıl oldu!...
  • -Evet, öyle kalmak istiyorum, dedi Peter ve uçup gitti.
    Yıllar sonra, Wendy'nin hala küçük bir kız olarak kaldığını umarak tekrar geldi. Onu Düşler Ülkesi'ne geri götürmeyi çok istiyordu. Ama Wendy'nin artık uçamayacağını fark etmişti. Artık peri tozu da işe yarayamazdı, çünkü Wendy büyümüştü ve büyükler uçamazdı. Bunu herkes bilirdi.
  • 216 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    #KitapYorumu
    #NurcanŞen
    #DüşlerÜlkesi

    Ayyy o kadar keyif alarak okudum ki anlatamam.Bitsin istemedim ama her şeyin bir sonu olduğu gibi bu kitapta bitti.Sınavlardan dolayı yavaş okusam da asla bırakmıyorum okumayı.Nurcan hocam çok güzel bir emek vermiş.Yüreğinize sağlık.Kısa bir özetine gelirsek:
    Tatlı mı tatlı Meyveş Nine anlattığı hikâyelerle,efsanelerle biliniyor.Yağız ve Naz da bu fırsatı kaçırmayıp bu hikâyelerden birini dinlemeye başlıyorlar.Meyveş Nine bir zamanlar yaşadıkları düşünülen Amazon savaşçı kadınları anlatıyor.Ne kadınlar ama...
    Kimseden korkuları yok,kendilerine yanlış yapanı anında yok ediyorlar.Alımlı,güzel ama bir o kadar da vahşiler.Aralarına kesinlikle erkek almıyorlar ki alirlarsa da çalıştırmak için alıyorlar.Ormanda kimsenin bilmediği,bilse bile girmeye cesaret edemediği yerde yaşıyorlar.Birgün yaşadıkları yerde başlarına bir felaket gelir.Ama bunu tabiki anlatmayacağımmmm 🤗🤣
    Merak edenler okuyup öğrenecek devamını.Hayde ben kaçtım hayırlı geceler 🤣🤗
  • 336 syf.
    ·7/10
    Peter Pan masalı bu kadar güzel ele alınabilirmiş.Bu kısım spoiler içeriyor:)Tiktok'un ölmesi beni kitapta en üzen kısım oldu sanırım.Yerli hayatı ve bir masal bu kadar güzel harmanlanabilirmiş.
  • Ah aşkım, gel dürüst olalım birbirimize!
    Önümüzde düşler ülkesi gibi uzanan,
    Öyle çeşitli, öyle güzel ve öyle yeni bu dünyada
    Aslında ne mutluluk, ne aşk, ne ışık,
    Ne kesinlik, ne huzur ne de acı dindirenler var.
    Patricia Fara
    Sayfa 380 - Matthew Arnold, Dover Beach, 1867
  • "O gece düşünde zorla girilip yağma edilen,
    paramparça edilen, sonra da deterjanlarla silinip temizlenen ve parçaları birleştirilip ölü
    ama artık kabul edilebilir hale getirilen bir oda
    olarak görmüştü kendini!"

    Bir başka düşünde de kırık bir saksı görmüştü;
    Saksıdaki çiçek kendisinin yıkılıp yok olan gücünü andırıyordu.
    ...bu düşlerden çok sarsılmış,
    derin bir sessizliğe gömülmüştü.