• "Yeni düşünceIeri ortaya çıkaran hayaI gücü biIinçten önemIidir."AIbert Einstein

    Felsefe; düşünmenin adı. Bu kitapta da "Felsefe tarihi üzerine bir roman" diye yazılmış. Yani düşünce tarihinin romanı.

    İnsanlar ne düşünmüşler? Herkes düşünür de, kimler düşünmüşler? Şu isimlerini illaki bir yerlerde duyduğumuz filozofların derdi neymiş? Hayatın başlangıcı, amacı ve sonu hakkında ortak ve değişik bakış açıları nemize gerek? Bu sorularla muhatap olmak istiyorsanız, hepsi bu kitapda mevcut.

    Bu kitabı hep bir klasik olarak görmüşümdür.Bu kadar kapsamlı ve ilgisi olmayanların okumaktan sıkılacağı bir konu, ancak bu kadar sade ve güzel bir dille anlatılabilirdi.Tek silahı düşünmek olan insanın M.Ö 1000 li yıllardan günümüze kadarki gelişimi anlatılıyor. Sofi ve Hilde'nin refâkatında dünyanın başına gelen dönemler ve devirler birbirini kovalıyor. Fakat öylece hemen değil, yavaş yavaş.

    Ayrıca kitabın bir bölümünden sonra beyninizin iki çekirdeğini de çalıştırmanız gerekiyor. Çünkü hikâye belli bir boyuta geçerek daha enteresan bir hal alıyor.

    Bittiğinde ne kadar az düşündüğümü fark ediyorum. Aslında her öğretide düşünmenin tetiklenmek istemesi bizi tekdüzelikten kurtarmak isteye dursun, bizim kolaya kaçmamız ve toplumdaki kalıplaşan kabullenilmişliklerin yıkılamaması zaten zayıf olan bu çabamızı da bitiriveriyor. Gündelik rutin hayatımız içerisinde tekerlenmeye devam ediyoruz.

    Yine din ve düşüncenin birbirlerine sanki düşmanmış gibi çarpışması, düşüncenin tıkandığı yerde akıl ve vicdanımızı rahatlatamıyor. Ya düşünce çarklarımız boşta dönüyor ya da, rehavetle kaderci anlayış ataletiyle üstümüze çöküyor. Kurtuluş reçetesi olan iki faktörün birbiri ile örtüşmesi halen daha günümüzde mevcut değil.


    Eee dünya geldi bilmem kaç yaşına. Bizim ömrümüz zaten ortalamalarla sabit. Genişleyen evrenin big-bang la başa dönmesi ya da, yıldızların dökülüvermesi de ihtimal içinde olduğuna göre. Boşu boşuna ömrümüzü heba etmeyelim, şu kısacık zamanı değerlendirelim. O zaman fikrimiz gelsin. Düşünelim öyleyse var olduğumuzun farkına varalım. Varlığımızı bedensel değil tinsel yapalım. Ya da en iyisi hep okuyalım. Mesela okumaya bu kitapla devam edelim. Böylece özgür olalım. Aksi taktirde bu dünya da, bu beden de, bu kâinat dahi bize dar gelecek vesselâm...
  • "Düşüncenin ortaya konulması insanı kölelikten kurtarıp özgürlüğe ulaştırır."
    ~~EMERSON~~
  • Tanrı fikrinin ve buna bağlı olarak dinsel düşüncenin anlamlılığını sorgulamak başından beri önemli bir tartışma konusu olmuştur. Burada söz konusu argümanı şu şekilde formüle edeceğiz:
    1) Var olan şeylere ait bizi ilgilendiren 3 çeşit özellik bulunmaktadır. Bunlar:
    A. Ana özellikler
    B. İkincil özellikler
    C. İlişkisel özellikler

    2) Yukarıdaki maddede yer alan B ve C anlamlı olabilmek için var olan şeyin A’sına (temel özellikleri) bağlanabilmelidir.
    3) Tanrı kavramı için pozitif olarak tanımlanmış bir ‘A’ (temel özellikler) mevcut değildir.
    4) Bu yüzden Tanrı kavramı ne A, ne B, ne de C’ye sahiptir.
    5) A, B ve C’nin tümünden yoksun olan bir kavram anlamsızdır.
    6) Demek ki Tanrı kavramı geçersizdir.

    Birisi ‘Güzel bir elbise’ diye bir yorum yaptığında, biz ona ‘Elbise nedir?’ diye sorarsak, kendisinden ‘Güzel bir dizaynı var’ ya da ‘Rahat’ gibi bir cevap duymak istemeyiz. Elbisenin ne olduğunu soruyoruz çünkü. Temel özelliklerini, elbiseyi elbise yapan şeyi soruyoruz. Bu kişi bize elbise ‘kırmızı’dır dese, ‘yazlık bir elbise’ dese ya da elbise hakkında herhangi başka bir şey söylese, bunların hiçbiri hala ‘Elbise nedir?’ sorusunun cevabi değildir. Elbise nedir sorusunun cevabı, elbisenin sözlükte veya ansiklopedide geçen ayrıntılı tanımıdır.

    Tanrı hakkında soru sorduğunuzda teistten aldığınız cevaplar da bu tür cevaplardır. Tanrı nedir diye sorduğunuzda söylenen şeyler:
    - Her şeyi bilen
    - Her şeye gücü yeten
    - Ezeli ve ebedi
    - Yaratıcı
    - Bağışlayıcı
    - Kişi (insan değilse bile bir ‘birey’dir Tanrı)
    - Mükemmel
    - Aşkın
    - Maddesel olmayan
    Bu listeye başka şeyler de eklenebilir. Fakat ne eklerseniz ekleyin, teizmin Tanrı konusunda verdiği cevaplar, Tanrı’ya ait ‘ikincil’ ya da ‘ilişkisel’ özellikler olmaya devam edecektir. Bu niteliklerin hiçbiri ‘Tanrı özünde nedir?’ sorusunu cevaplamaz.
    Yani sonuçta teist, tüm çabasına rağmen Tanrı hakkında hiçbir şey söylememiş olur. Tanrı’dan bahseden herhangi bir açıklama, ne kadar çok sözcük içerirse içersin, anlamsız bir laf salatasıdır.
    Söylenenler anlamsız olduğundan, Tanrı hala tanımsızdır.
    Tüm bunlar ışığında, pozitif ateistin çıkardığı sonuç, Tanrı denen bir kavramın kesin olarak var olmadığı, çünkü ortada Tanrı diye bahsedilen bir şeyin olmadığıdır.
     
  • İnceleme yerine içindekiler kısmını bırakıyorum, öyle sanıyorum daha fikir verici ve eğer mümkünse başka bir yayınevi tercih edilmeli. bol yazım hatalı ve çeviri noksanı bir basım.

    İçindekiler

    GİRİŞ
    1. Felsefe Nedir?
    2. Niçin felsefeyi incelemeliyiz?
    3. Hangi felsefeyi incelemeliyiz?
    a) Bilimsel bir felsefe : diyalektik materyalizm
    b) Devrimci bir felsefe : proletaryanın felsefesi
    4. Sonuç: Teori ve pratiği birliği
    BİRİNCİ BÖLÜM: MARKSİST DİYALEKTİK YÖNTEMİN İNCELENMESİ
    BİRİNCİ DERS - DİYALEKTİK YÖNTEM
    1. Yöntem nedir?
    2. Metafizik Yöntem
    a) Nitelikleri
    b) Tarihsel anlamı
    3. Diyalektik yöntem
    a) Nitelikleri
    b) Tarihsel oluşumu
    4. Formel mantık ve diyalektik yöntem
    İKİNCİ DERS - DİYALEKTİĞİN BİRİNCİ İLKESİ ; HER ŞEY BİRBİRİNE BAĞLIDIR (KARŞILIKLI ETKİ YASASI VE EVRENSEL BAĞLANTI YASASI)
    1. Bir örnek
    2. Diyalektiğin birinci ilkesi
    3. Doğada
    4. Toplumda
    5. Sonuç
    Kontrol Soruları
    ÜÇÜNCÜ DERS - DİYALEKTİĞİN İKİNCİ İLKESİ ; HER ŞEY DURUM DEĞİŞTİRİR (EVRENSEL DEĞİŞME VE KESİNTİSİZ GELİŞME YASASI)
    1. Bir örnek
    2. Diyalektiğin ikinci ilkesi
    3. Doğada hareket
    4. Toplumda
    5. Sonuç
    Kontrol Soruları
    DÖRDÜNCÜ DERS - DİYALEKTİĞİN ÜÇÜNCÜ İLKESİ ; NİTEL DEĞİŞİKLİK
    1. Bir örnek
    2. Diyalektiğin üçüncü ilkesi
    3. Doğada
    4. Toplumda
    5. Sonuç
    Gözlemler
    Kontrol Soruları
    BEŞİNCİ DERS - DİYALEKTİĞİN DÖRDÜNCÜ İLKESİ ; ZITLARIN SAVAŞIMI (I)
    1. Zıtların savaşı değişikliklerin motor gücü
    2. Diyalektiğin dördüncü ilkesi
    3. Çelişkilerin nitelikleri
    a) Çelişki içtendir
    b) Çelişki yenileştiricidir
    c) Zıtların birliği
    Kontrol Soruları
    ALTINCI DERS - DİYALEKTİĞİN DÖRDÜNCÜ İLKESİ ; ZITLARIN SAVAŞIMI (II)
    1. Çelişkinin evrenselliği
    a) Doğada
    b) Toplumda
    2. Uzlaşmaz karşıtlık ve çelişki
    3. Zıtların savaşı, düşüncenin motor gücü
    Kontrol Soruları
    YEDİNCİ DERS - DİYALEKTİĞİN DÖRDÜNCÜ İLKESİ ; ZITLARIN SAVAŞIMI (III)
    1. Çelişkinin özel niteliği
    2. Evrensel ve özgül ayrılmazlar
    3. Baş çelişki, ikincil çelişki
    Sonuç:
    4. Çelişkinin başlıca yönü ve ikincil yönü
    5. Çelişki üzerine genel sonuçlar : Prudonculuğa karşı Marksizm
    Kontrol Soruları

    İKİNCİ BÖLÜM: MARKSİST FELSEFİ MATERYALİZMİN İNCELENMESİ
    SEKİZİNCİ DERS - MATERYALİST DÜNYA ANLAYIŞI NEDİR?
    1. "Materyalizm" sözcüğünün iki anlamı
    2. Madde ve ruh
    3. Felsefenin temel sorunu
    4. "İdealim" sözcüğünün iki anlamı
    5. Materyalizm ve idealizm teoride olduğu kadar pratikte de birbirinin karşıtıdır
    6. Marksist felsefi materyalizm üç temel çizgi ile ayırt edilir
    Kontrol Soruları
    DOKUZUNCU DERS : MARKSİST MATERYALİZMİN BİRİNCİ İLKESİ ; DÜNYANIN MADDİLİĞİ
    1. İdealist yaklaşım
    2. Marksist ankayış
    3. Madde ve hareket
    4. Doğal zorunluluk
    5. Marksizm ve din
    6. Sonuç
    Kontrol Soruları
    ONUNCU DERS - MARKSİST MATERYALİZMİN İKİNCİ İLKESİ ; MADDE BİLİNÇTEN ÖNCEDİR
    1. Yeni idealist hile
    2. Marksist anlayış
    3. Düşünce ve Beyin
    4. Bilincin iki derecesi
    5. Sonuç
    Kontrol Soruları
    ON BİRİNCİ DERS - MARKSİST MATERYALİZMİN ÜÇÜNCÜ İLKESİ ; DÜNYA TANINABİLİR
    1. İdealizmin son sığınağı
    2. Marksist anlayış
    3. Göreli gerçek ve mutlak gerçek
    4. Teori ve pratiğin birliği
    Kontrol Soruları

    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: DİYALEKTİK MATERYALİZM VE TOPLUMUN MANEVİ YAŞAMI
    ON İKİNCİ DERS - TOPLUMUN MANEVİ YAŞAMI MADDİ YAŞAMININ YANSIMASIDIR
    1. Bir örnek
    2. İdealist açıklamalar
    3. Materyalist diyalektik tez
    4. Sonuç
    Kontrol Soruları
    ON ÜÇÜNCÜ DERS - TOPLUMSAL YAŞAMDA FİKİRLERİN ROLÜ VE ÖNEMİ
    1. Bir örnek
    2. Kaba materyalizmin yanılgısı
    3. Diyalektik materyalist tez
    4. Sonuç
    Kontrol Soruları
    ON DÖRDÜNCÜ DERS - BİLİMSEL SOSYALİZMİN ŞEKİLLENMESİ, ÖNEMİ VE ROLÜ
    1. Marksizmin üç kaynağı
    2. Ütopik sosyalizm
    3. Bilimsel sosyalizm
    4. Bilimsel sosyalizmin rolü
    5. Sonuç
    Kontrol Soruları

    DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: TARİHSEL MATERYALİZM
    ON BEŞİNCİ DERS - ÜRETİM ; ÜRETİCİ GÜÇLER VE ÜRETİM İLİŞKİLERİ
    1. Toplumun maddi yaşam koşulları
    2. Üretim tarzı
    3. Üretimi araçlarının mülkiyeti
    4. Üretim tarzının değişimi ve toplumlar tarihinin anahtarı
    5. Sonuç
    Kontrol Soruları
    ON ALTINCI DERS - ÜRETİM İLİŞKİLERİ İLE ÜRETİCİ GÜÇLERİN NİTELİĞİ ARASINDA GEREKLİ UYGUNLUK YASASI
    1. Üretici güçler, üretimin en hareketli en devrimci öğesidir
    2. Üretim ilişkilerinin üretici güçler üzerindeki karşı etkisi
    3. Gerekli uygunluk yasası
    4. İnsan eyleminin rolü
    Kontrol Soruları
    ON YEDİNCİ DERS - KAPİTALİZMDEN ÖNCE SINIF SAVAŞIMLARI
    1. Tolplumun kökenleri
    2. Sınıfların çıkışı
    3. Köleci ve feodal toplumlar
    4. Burjuvazinin gelişimi
    Kontrol Soruları
    ON SEKİZİNCİ DERS - KAPİTALİST TOPLUMUN ÇELİŞKİLERİ
    1. Kapitalist üretim ilişkileri : kapitalist üretim ilişkilerine özgü çelişkiler
    2. Kapitalist toplumda gerekli uygunluk yasası
    3. Proleteryanın sınıf savaşı, üretim ilişkileri ile üretici güçler arasındaki çelişkiyi çözme yöntemi
    4. Sonuç
    Kontrol Soruları
    ON DOKUZUNCU DERS - ÜSTYAPI
    1. Üstyapı nedir?
    2. Üstyapı temel tarafından oluşturulur
    3. Üstyapı aktif bir güçtür
    4. Üstyapı doğrudan doğruya üretime bağlı değildir
    5. Sonuç
    Kontrol Soruları
    YİRMİNCİ DERS - SOSYALİZM
    1. Üretim ve paylaşım
    2. Sosyalizmin ekonomik temeli
    3. Sosyalizme geçişin objektif koşulları
    4. Sosyalizmin temel yasası
    5. Sosyalizme geçişin subjektif koşulları
    6. Sonuç
    YİRMİ BİRİNCİ DERS - SOSYALİZMDEN KOMÜNİZME
    1. Komünist toplumun ilk aşaması
    2. Komünist toplumun üst aşaması
    3. Sosyalizmde üretici güçler ve üretim ilişkileri
    4. Sosyalizmden komünizme geçişin koşulları
    5. Sonuç
    Kontrol Soruları
  • Burada söz konusu olan bir düşünce yasası değil, gerçek bir yasadır. Diyalektik disipline boyun eğen kişi deneyimin niteliksel çeşitliliğini feda etmeye hazır olmalıdır. Deneyimin diyalektik aracılığıyla cılızlaştırılması aklıselim sahiplerini hiddetlendirir hiddetlendirmesine ama, bu cılız deneyim güdümlü dünyanın soyut tekdüzeliğiyle tamamıyla uyum içindedir. Diyalektiğin verdiği ıstırap, bir kavram düzeyine çıkarılmış olan bu dünyanın ıstırabıdır aslında. Somutluğu, adım adım dönüşmeye başladığı ideolojiye bir kez daha kurban etmemek için bilginin dünyaya intibak etmesi gerekmektedir. Diyalektiğin başka bir versiyonu, etkisiz bir Rönesansa razı olmuş, düşünce tarihi boyunca Kant’ın açmazlanndan ve haleflerinin sistemlerinde planlanmış ancak asla ifa edilememiş bir hedeften türetilmiştir. Oysa diyalektik sadece olumsuzlamayla ifa edilebilir. Diyalektik, genelin dayattığı tikel-genel farklılığını açımlar. Bu farklılık, öznenin kaçınması mümkün olmayan, bilince nüfuz etmiş öz- ne-nesne kırılmasıdır ve öznenin nesnel düşünceleri de dahil olmak üzere her düşüncesinde izini bırakmakla birlikte, uzlaşma sağlandığında ortadan kalkacaktır. Bu uzlaşma ortamında, özdeşliksiz unsurlar zihnin cebrinden kurtularak serbest kalacak, diyalektiğin artık hiçbir şekilde etki edemeyeceği farklılığın çokluğu açığa çıkacaktır. Uzlaşma, öznel akıldan aforoz edilmiş çokluğun artık hasım sayılmamasıdır. Diyalektik uzlaşmanın hizmetindedir. Kendi izlediği seyrin mantıksal zorbalığını yürürlükten kaldırır; tümmantıkçılıkla (Panlogismus) itham edilmesinin nedeni budur. İdealist diyalektik, kavramın her hareketine ve genel seyrin bütününe olumsuzlamayla etki eden güç olarak mutlak öznenin üstünlüğüyle kısıtlanmıştı. Tarih, hem bireysel bilinci hem de Kant ve Fichte’ nin transandantal bilincini geride bırakan Hegelci diyalektik kavrayışında özneye verilen bu önceliği mahkûm etmiştir. Dünyanın gidişatının üstün gücü karşısında onu düzenlemekten gözü korkan laçkalaşmış düşüncenin güçsüzlüğü değildir sadece öznenin önceliğini bastıran. Mutlak idealizmin —bütün diğer idealizmler onun yanında tutarsız kalmıştır—

    savunduğu hiçbir uzlaşma (mantıksal uzlaşmadan siyasal-tarihsel uzlaşmaya varana kadar) bağlayıcı olmamıştır. Mantıksal tutarlılık gösteren idealizmin kendini sadece çelişkinin timsali olarak kurabilmiş olması, hem onun mantıksal hakikatidir hem de mantıksallığının, mantıksallık olarak ona kestiği ceza; yanılsama olduğu kadar zorunludur da. İdealist versiyonu kültürel bir eğitim malzemesine, idealist olmayan versiyonu dogmaya indirgenmiş olan diyalektiği tekrar yargılamak tarihsel olarak aktarılan felsefe yapma tarzının güncelliğini ya da bilgi nesnesinin felsefi yapısını belirlemeyecektir sadece. Hegel, boş ve kesinlikle hükümsüz bilgi biçimlerinin çözümlemesiyle yetinmek yerine içerik açısından düşünebilmesi için gerekli hak ve ehliyeti felsefeye tedarik etmiştir. Günümüz felsefesi, bir meselenin içerik açısından ele alındığı her yerde, ya dünya görüşünün keyfiliğine ya da biçimciliğe, Hegel’in isyan ettiği o “kayıtsızlığa” sığınmaktadır. Zamanında içerik gereksinimiyle harekete geçen fenomenolojinin, her türden içeriği kirlilik olarak görüp bir kenara atan varlığın çağrısı istikametinde gelişimi bunun tarihsel kanıtıdır. Hegel’in içerik düzeyinde felsefe yapışının temeli ve sonucu, öznenin önceliği ya da, Mantık kitabının giriş yazısındaki meşhur formülleştirmeyle ifade edersek, özdeşliğin ve özdeşliksizliğin özdeşliğidir.4 Hegel’e göre birey tin tarafından belirlenebilir çünkü bireyin içkin belirleniminin tinden başka bir şey olmaması gerekmektedir. Ona göre bu varsayım olmadan felsefenin içeriği ve özü bilme ehliyeti olamaz. İdealizmde üretilmiş diyalektik kavramı, Hegel’in vurgusunun aksine, idealist aygıttan bağımsız olan deneyimleri içine almıyorsa, felsefe kaçınılmaz olarak özveride bulunacak, içerik açısından izaha ayak direyecek, kendini bilimsel metodolojiyle sınırlayacak ve bunun felsefe olduğunu beyan ederek kendini resmen iptal edecektir
  • Bu kitabı kitabevi dolaşmalarım sırasında 'yeni çıkanlar' rafında gördüm. İçimden 'çekinme bir bak deyince' raftan alıp inceledim. Önce Antony C.Sutton'un kitaplarından biri sandım ama değilmiş. Arka kapak yazısı ilgimi çekince de almaya karar verdim ve o şekilde nisan ayında satın alıp, okumaya başladığım kitabı ancak kasım ayında bitirebildim. Araya giren diğer okumalardan dolayı biraz uzun sürdü. Ancak, kitabın sayfa sayısının az ama içeriğinin kalın olmasını da özellikle belirtmek istedim. Son cümle olarak söyleyeceğim şeyleri başta söyleyeyim o zaman. Tavsiye edilir mi? Evet.

    Hitler'in arkasındaki Amerikan gücü her zaman ilgi odağı olmuş ve bunun üzerine çok şeyler yazılmıştır. Hitler'in bir ülkeyi bataklıktan çıkartıp, tekrar güçlü ve emperyal bir ülke haline getirmesinde kendisine yardımcı olan kimlerdi? Bu bile apayrı bir çalışmadır.

    Edwin Black'in Nazi Bağlantısı kitabı da bu bağlamda 'at arabasından çelik yığınlara' ulaşan gücün çeşitli yerlerdeki bağlantısını sorguluyor. Bu sorgulamayı yaparken de ABD içindeki resmi kaynaklara, kitap, gazete, söyleşi gibi çeşitli araçlara bakıyor.

    Kitap 5 bölümden oluşuyor. Bunlar sırasıyla; Bağlantının Perde Arkası - Ford, Yahudi Nefreti ve Siyasi Irkçılık - Carnegie, Öjeni ve Üstün Irk - Rockefeller, Mengele ve Öjeni - GM ve Reich'in Modernizasyonu - IBM Holokost'u Organize Ediyor.

    "Bağlantının Perde Arkası" başlığına sahip bölüm, kitabın önsözü olup, kitabın yazım süreci, yaşananlar, niçin yazmak zorunda kalındı ve ne amaçlanıyor gibi çeşitli sorulara cevapları içeren; bu konuda okuyucuyu aydınlatmayı amaçlayan bilgileri içeriyor.

    Yazar, daha önce yazdığı ve ayrıntılı bir şekilde incelediği konu ve kaynakları Nazi Bağlantısı adıyla 'tek çatı altında' birleştirmiş. O yüzden "Daha önce ben bunları yazdım, tekrar etmeyeyim, geniş bilgi için diğer kitaplarıma bakın" diyerek bir açıklama da bulunuyor.

    Yazar ayrıca bazı kurumlara da kendisine izin vermedikleri için sitem ediyor.

    Kitap, hemen okunup bitirilecek kadar basit bir içeriğe sahip değil. Yukarıda yazdığım gibi sayfa sayısı az ama içerik onun çok daha fazlasına sahip ve bu yüzden anlamak, kavramak, sonuç çıkarmak biraz düşündürüyor. Temel tez, kitabın arka kapak tanıtım yazısında yazdığı gibi, Hitler'in arkasındaki Amerikan düşüncesi, firmaları ve bunların etkisiyle yapılan bir takım deneyler.


    Peki, Hitler'in Yahudi düşmanlığının kökenlerinde ne var? Niçin 'Kavgam' kitabında sorunların kaynağı olarak Yahudileri gösterir. Mussolini İtalyasında bu olaylar yaşandı mı? İkisi de 'faşist' bir sisteme sahipken aralarında ne fark var? Almanya'da bunlar yaşanırken diğer Avrupa devletlerinde durum ne idi? Bunu da kitabın içinde okuyoruz.

    Ama ortada çok uuzn yıllara dayanan bir 'Yahudi Sorunu' olduğu kesindi. Ki, bunu ifade eden onlarca yayın en sağdan en sola kadar mevcut. Tabi bu kitap olayın tarihsel sebepleri üzerinden yazılmış değil. Sadece ve özelde Yahudi Soykırımın gerçekleşmesinde Hitler'e yardım eden ABD şirketlerine odaklanıyor. Ama bu şirketlerde bunları doğrudan mı
    yoksa dolaylı mı yapmışlar?

    Esasında çok derin ve çok katmanlı bir konunun irdelenmesi söz konusu.

    Kitabı okumaya devam ettikçe Almanya'da Nazilerin de düşüncelerinin kökeni olan 'Lutherci bir gelenek'ten haberimiz olur. O geleneğin ve Luther'in söylemleri zaman içinden kayarak yani 1540'lı yıllardan 20.yüzyıla kadar toplanarak gelmesi ve Hitler'le bir kalıba dökülmesinin hikayesi de okunuyor.

    "Protestan hareketinin lideri Martin Luther 1543 yılında 'Yahudiler ve Yalanları Hakkında' isimli kitabını yayımladığından beri toplumsal dokunun bir parçası olmuştur."(s.12)
    Bu kitap günümüzde de söylenen çeşitli olumsuz düşüncelerinin de bir kaynağı olmaya devam ediyor. Örneğin, "Yahudilerin tefecilikten başka bir geçim kaynaklarının olmaması ve bu sayede, sahip olduğumuz her şeyi elimizden alıp bizi soymalarıdır. (s.12)” düşüncesi bile başlı başına önemli cümledir.

    Genel düşünceyi şu şekilde ifade edersek: Eğer yoksulsak, bir şeyimiz yoksa ve birileri de bizden daha iyi şartlarda yaşıyorsa ve o kişi de Yahudiyse o zaman 'bizi soyduğu' için o kadar zenginleşti diyerek bu cümleye bir karşılık bulunabiliyor.

    2.Dünya Savaşı öncesinde yaşananların bilinmesinde fayda var. Özellikle Almanya'nın 1.Dünya Savaşı sonunda imzaladığı ağır yenilgi anlaşması sonucu ortaya çıkan sıkıntılar Hitler Almanya'sının ortaya çıkmasında bir etken sayılabilir.

    Şimdi buradan hareketle 2.Dünya Savaşı öncesi Almanya'nın haline baktığımızda ve bir mezar taşının bile çuval dolusu parayla satın (E.Maria Remarque -Ölümsüz Günler kitabında bu konu işlenir) alındığı bir ortamda ve paranın da Yahudilerde olduğu düşünüldüğünde bir nefret bir kin ve öfke ile doldurulan yoksul kitleler, tepkisel olarak kendileriyle braber yaşayan ama kendilerinden olmayan Yahudilere bir düşmanlık beslemeye başlar. Halk, yönetici elitin yönlendirmesiyle aşama aşama bu düşmanlık cephesinin içersinde yer almaya başlar. "Ey Alman Ulusu, siz bu yoksulluğu hak etmiyorsunuz, onlar, bunlar, şunlar yüzünden siz boyunduruk altına girdiniz.." teması da işlendiğinden Hitler'in iktidara gelmesi ve iktidarda kalması hiç de zor olmadı. Bir çeşit çıkış arayışının fiziki bağlantısıydı Hitler.

    "Ford, Yahudi Nefreti ve Siyasi Irkçılık" bölümü okunduğunda şu soru sorulabilir? Hitler, Henry Ford'dan etkilenmiş. Peki, Henry Ford kimden etkilenmiş? Bunun cevabı yine tarihin derinliklerinde var.

    Bütün işlerin arkasında Yahudi parmağı arama huyunu yazar çeştli örneklerle anlatıyor: 1.Dünya Savaşını çıkartma da, Rus Devriminde, İç Savaşlar da, Abraham Lincoln Suikastinde hep bunlar söylenir. Hatta Ford'un beyanlarına ve yayınlarına göre herşey Yahudilerin kusuruydu diyerek olayı daha da genelleştirerek "ne kadar hatalı, yanlış iş varsa Yahudilerin üzerine atarak kurtulmaya çalışıldığını bildiriyor yazar.
    Örneğin, en sevdiği şekerin tadında bir değişiklik olduğunda bile 'kesin bir Yahudi parmağı var' diyecek kadar olayı başka bir yere götürüyor bu nefret.

    Eğer bu tarz kitap okumuşsanız anlatılan çoğu şey size yabancı gelmeyecek. Bu sayede olayları anlamak ve kavramak daha da kolay oluyor. O yüzden bu kitapda adı geçen Henry Ford, The Dearborn Independent - gazetesi ve sonrasında yayımlayan "The International Jew" (Beynenmilel Yahudi) adlı kitabını hemen hatırlarsınız.

    Edwin Black de zaten olayın başlangıcı ya da büyütülmesinde Ford'un yayınlarını örnek gösterir. Yalan yanlış bilgilerle toplumu yönlendirdiğini ve herşeyin altında bir 'Yahudi parmağı' arar hale geldiğinden bahseder.

    Meşhur Siyon Protokolleri eline geçtiğinde mal bulmuş mağribi gibi olayın üstüne atlayıp kendi çıkarları doğrultusunda bunu nasıl kullandığını da anlatıyor. Siyon Protoklleri adlı kitabın hala kimler tarafından yazdırıldığı; doğru veya yanlışlığı tartışılmaya devam etmektedir.

    Ama niçin Ford bunu kullanır. Yahudilerden özel olarak nefret etmesi ya da hazmedememesinin bir sebebi var mı? Hitler, Ford'dan esinlenmişse, Ford kimden esinlenmiş? Sadece protokllerden mi?

    Açıkça söylemek gerekirse, hemen okunup geçilecek bir kitap değil. İç içe geçmiş ve bir cümleden onlarca anlam çıkaracak kadar derin bilgiler içeren bir çalışma.

    Henry Ford ve Yahudiler arasında yaşanan sıkıntılar gazete yazıları, boykotlarla uzun bir süre devam eder. Daha sonra Ford'un ekonomik kayıpları artmaya başlayınca araya giren arabulucular sayesinde bir anlaşma yapılır ve Ford kendi gazetesinde Yahudilerden özür dileyen bir mektup yayımlar.

    Ford sadece Naziler için kamyon üretmiş ve bir de yazdığı kitap Almanya'da basılmıştır.

    "Carnegie, Öjeni ve Üstün Irk" bölümünde ise üstün ırk arayışının temellerine iniliyor.

    Hani kitabı öylesine elime alayım ve okumaya başlayayım diyerek kitabı bitirmek zor. Böyle bir kitap bekliyorsanız -yazara katılıyorum- o zaman bu kitabı hiç okumaya başlamayın diyebilirim.

    Eğer o dönemde yapılanlar hakkında hiç bilgi sahibi değilseniz ya da az çok birşeyler biliyor ve bu kitabı da merak ediyorsanız doğru yoldasınız demek. Yazar kendini okutturup, yaşananları anlatıyor. Tarihin çeşitli dönemlerinde yapılan soy temizlemenin 20. yüzyılın tam ortasına yakın zamanda hem de çağdaş, gelişmiş, ilerici denilen bir yerde başlaması ve bunun devlet eliyle yapılması çok ilginç bilgilerle karşımıza çıkıyor.

    Kim için, ne için bu destekler verilmiş? İnsanlık şu aşamada nerede? Bunu destekleyenlerin destekleme sebebi nedir? Niçin Irk ıslahı gerekiyor gibi çeşitli sorular ve yapılan çalışmalar anlatılıyor.

    Sosyal Darvinizm, sosyal mühendislik gibi kavramlarla yeni bir insan türü ya da düşüncesi oluşturma fikriyatının hala varlığını sürdürmediğinin garantisi var mı? İçinde yaşadığımız ülke ya da dünyada zihin kontrol araçlarıından, yediğimiz içtiğimiz çoğu şey bazı kişi ya da grupların elinde değil mi? Bunlar, bu araçları istedikleri gibi kullanabilirler mi? Bunun gibi çeşitli sorular insan aklını karıştırıyor. Hitler ve ekibinin arkasında yer alan Amerikan destekli bilim ve bilim insanları da Hitler'in istedikleri doğrultuda saf aryan bir nüfuz oluşturmak için çalışmadı mı? Irk ıslah projeleri altında günümüzde cinayet diye nitelendirilebilecek devlet destekli bilim araştırmaları için ötekileştirilen kesimler canlı denek olarak kullanılmıştır. Kitap sayfaları arasında bununla ilgili çok sayıda örnek veriliyor.

    1900'lü yılların başında Amerika'daki bazı eyaletlerde planlı ve istekli bir şekilde soy arıtımı uygulandığını kitaptan öğreniyoruz. Sayfalar arasında ABD'de yapılan çalışmalar ve bu operasyonlara kaç kişinin katıldığı, kaç kişinin bundan dolayı öldüğü ortaya çıkıyor. Burada seçilen kesimler genellikle toplumun (ya da mahalle baskısı -yeni tabirle -) dışına itilen kişilerden oluşurdu.

    Benim açımdan ilginç bir bilgiyle de karşılaştım. Hep bu IQ testlerinden bahsedilirdi ama kim, nerede, nasıl, ne işi yarar hiç araştırmamıştım ve burada bununla ilgili çok enteresan bilgilere de rastladım. Yani IQ adı verilen testlerin gerçek amacı ile şimdi ki arasında büyük fark. Gerçekten niçin çıktığını görünce yine 'bilim' adı altında yapılan zırvalıkların bir örneğine de şahit oluyoruz. Nedir IQ zeka testleri? Buradaki amacın beyazlar dışında kalan diğer halkların siyasi, ekonomik, kültürel olarak 'geri' olduklarını göstermek. Bunun içinde 'beyazların' kendilerine uygun ama karşı tarafta olanların hiç bir fikir sahibi olmadıkları nesneleri gösterip, bunları bilmeleri ya da eksik parçayı tamamlamaları istenir. Örnek. Bir zarfın üzerinde pul kısmının boş bırakılması ve onun doldurulmasının istenmesi gibi.
    Bunu bilmeyen, bunu cevaplamayan - ki hayatında mektup, zarf, pul görmemiş insan toplulukları gibi- kişi hemen 'geri', 'ilkel', 'moron', 'bilgisiz', 'cahil', 'kültürsüz' olarak nitelendirilip, 'beyazların' ne kadar üstün bir ırk(?) olduğunun ispatına gidilir. Peki o zamandan bu zamana ne değişti? O da ayrı bir çalışma. Bu sayede zencilerin, çingenelerin, Yahudilerin veya diğerlerinin 'alt' kültür olduğuna sonucuna vardırılır.

    Kitabın çoğu yerinde bilim, bilim adamı, bilimsel çalışma, üniversiteler tarafından bir takım kimselerin lehine uygun kanun, karar, yönetmelik, bilim, araştırma vb. şeylerin yapıldığı da anlatılıyor. Peki şimdi şu an değişen birşey var mı? Bilim, kimin ya da kimlerin elinde? Bağımsız veya özgür bilim olabilir mi? Olursa ne kadar olur? Bilim veya bilimsel çalışmalar birilerin istedikleri gibi mi yapılıyor ya da yönlendirme yapılıyor mu? Bunlar bile başlı başına bir sorun ve yazarda Amerika yani kaynağı kendi ülkesinde olan yayınlardan bahsederek durum saptaması yapıyor.

    Nasyonal Sosyalizm ve Hitler'in siyaset sahnesine çıkmasından önce Amerika'da yapılan bu çalışmalar, ilerde Hitler'e rehberlik, önderllik yapar. Hatta 'Amerikalı aktivistler ancak hayallerinde görebilecekleri...' diyerek olayın vahameti hakkında bilgi de veriyor.

    Hitler ya da Naziler iktidara gelmeden önce Rockefeller Vakfı Alman araştırma ve vakıflarına yüzbinlerce dolar yardımda bulunmuş. Yani Nazilerden öncede bu 'öjeni' yani ırk ıslahı olayının finansmanını Rockefeller vakfı destekler. Hitler hazır bu ar-ge çalışmalarının içinde kendini bulur ve oradaki yöneticilerin de Hitler'in bünyesine dahil olmasıyla 'ırk ıslahı' projesi ileri ki yıllarda devlet destekli hale geldiğini kitap sayfaları içinde okuyoruz.


    Dün toplumu 'bilim' adı altında nasıl sömürdülerse bugün de aynı şekilde devam etmediğini kim garanti edebilir? Bugün 'bilimsel' çalışmalar ne kadarı gerçekten bilimsel ve ne kadarını X, Y, Z kurum, şirket ya da vakıfları destekliyor? Buralardan destek alarak yapılan çalışmaların bilimselliği sorgulanabilir mi? Ya da sorgulandığında biz 'gerici' olurmuyuz?

    Okudukça anti-semitist düşüncenin Almanya'da zaten var olduğunu yani Hitler'le beraber gelmediğini bunun arka planında eskilere dayanan bir gelenek olduğunu da görüyoruz. Yani Alman toplumu ve elit kesimi Hitler'le beraber Yahudi düşmanı olmamış. ABD'li Alman bilim insanları kendilerine göre işe yaramaz, sakat ya da başka türlü nitelendirmeyle toplum dışına ittikleri kesimleri gönüllü denek olarak kullanmış ve bunu da 'bilim' adı altında yaptıklarını da görüyoruz. Kitapta bunun ayrıntılı bilgisi sunuluyor.

    Özellikle 'Irk Islahı' üzerine yapılan çalışmalar neticesinde, Alman hükümeti ve yöneticiler, Yahudilere karşı bir önyargı, dışlama ve sistematik bir şekilde yok etme düşüncesine sahip olunduğu ortaya çıkıyor. Bu 'Irk Islahı' çalışmaları Hitler'in iktidara gelmesiyle bir çeşit resmiyet kazanarak artık devlet politikası olarak uygulanmaya başlanmış. Kitapta, insanlıktan sapmış bir güruhun saplantılı sapıklığının kağıda dökülmüş halini okudukça bazı yerlerde - mideniz boş olsun- kusabilirsiniz .

    O zaman şu soru sorulabilir: Şu an da DNA üzerine yapılan çalışmalar bir zamanların 'Irk Islahı' projesinin devamı sayılabilir mi?

    General Motors'un Alman hükümeti yani Hitler'le yaptığı anlaşma uyarınca Almanya'da kamyon üretmeye başlaması ve Almanlar için ucuz otomobil üretmesi hem GM'nin hem de Hitler Almanya'sının menfaatine uyuyordu. Bu sayede GM kamyon ve otomobil üreterek Almanya'da bu sektörde tekel konuma gelecek ayrıca Alman vatandaşlarda bu durumda fabrikalarda iş bularak, işsizlik azalacak, yan hizmetler artacak ve Alman devleti de sanayisini geliştirecekti. GM ve Hitler Almanya'sının işbirliği Amerika'da bulunan Yahudi örgütlerinin tepkisini çeker. Gazeteler yoluyla bu anlaşmalara tepki gösterirler. Sonra Alman 'Opel' firması üzerinden gerçekleştirilecek GM'nin varlığı arka plana itilerek 'yokmuş' görüntüsü sağlanır. Bu Alman kamyonları Yahudilerin toplama kamplarına getirilmesinde en etkili araç haline gelir.

    "IBM Holokost'u Organize Ediyor" bölümünde ise IBM ya da firmasıyla bağlantılı işler anlatılır. Bir mahalle, bölge ya da daha büyük bir yerde oturanların isim bilgilerinden, dinlerine, milliyetlerine, yaşadıkları yere, mesleklerine kadar tüm bilgileri deftere yazarak, bunlardan bir sonuç alınması sağlanır. Bunlar günümüz tabiriyle 'bilgisayar' sistemi içinde sadece birkaç tuşla kim nerede, hangi meslek grubunda şeklinde kolay bir şekilde yapılabiliyor. Ama bilgisayar sisteminin olmadığı bir zaman dilimi içinde hızlı ve pratik bir şekilde nasıl gerçekleştirilebilir? Bunun cevabı da 'delikli kartlar' da yatıyor. IBM 'de bu delikli kart sistemini 1933 yılında Almanya'da yapılan nüfus sayımıyla gerçekleştirir. Bir 'delikli kartın' neler yapabileceğini göstermesi anlamında önemli bir buluş diyebiliriz.

    Kısacası söylemek gerekirse, Hitler Almanya'sına katkı sağlayan Amerikan firmalarının veya Hitler'in düşünce yapısıyla uyumlu fikirlerin egemen olması bağlamında Amerikalı bilim insanlarının menfaatlerinin ortak paydada buluşup, dünyayı 'yeni bir düşünce veya ideoloji' etrafında toplaması ve buna da bazı Amerikan firmalarının öncülük etmesinin kısa hikayesini okuyacağız.


    Ezcümle: Tavsiye ederim. Alın, okuyun

    Notlar:
    + 17 Nisan 2018 - 3 Kasım 2018 tarihleri arasında notlar alınarak okundu ve ancak bu tarih yani 8 Kasım 2018 tarihinde yazısı yazılıp, siteye eklendi.
    + Kitap kapağı, arka tanıtım yazısı, seçilen yazı tipi yerinde.
    - Artık internet çağında yaşıyoruz. Yazarın Türkiye'de Türkçe yayımlanan ilk kitabı o yüzden ondan bir ricada bulunup Türkçe önsöz yazması istenseydi, bir artı değer katardı diye düşünüyorum.
    - Yayınevi veya çevirmen bazı anlaşılmayan veya anlaşılmayacak veya anlaşılmaya katkı sağlamak amacıyla bazı kelime ve kavramları da keşke Türkçeye çevirip, dipnot olarak verebilselerdi. Çok örnek var bu konuda. Örneğin, 'Holokost', 'Reich', 'Luftwaffle', 'Fanta', 'Der Führer' gibi. Bunlar dipnotta Türkçe ne ifade ediyor şeklinde okuyucuya ek bilgi olarak verilebilirdi.
    - Martin Luther'in Almanca yazdığı ama doğrudan Türkçesi yazılan kitabın özgün adı yazıldıktan sonra dipnot olarak Türkçesi verilebilirdi.
    - Henry Ford'un 'The International Jew' adıyla yayımlanan kitabı Türkçeye "Beynelmilel Yahudi" adıyla yayımlanmıştı ve benim okuduğum kitap 'Kayıhan Yayınları 2000' tarihli idi. Ama tercümesi kötü, çeviri yanında yorumlar ağırlıkta ve açıkçası çevirisi bile doğru mu değil mi o da şüpheli. Destek Yayınları'ndan 'Yahudi Enternasyonali' adıyla çıkan kitap elimde ama onu da açıkçası daha okumadım ona bir şey diyemem.
    + Yazar bölüm sonlarında atıfta bulunduğu yayınların ismini veriyor.
    - Teneke Lizzie ne demek? Okuyan bir şey çıkarabiliyor ama bunun özgün adı verilip ya parantez içinde ya da dipnot olarak keşke verilseydi.
    + Bu kitabı "Kitap Kurdu Yayınları", "1.Baskı Mart 2018 tarihinde yayımlamış ve Türkçeye çeviren "Murat Karlıdağ". Yazara, Yayımevine ve Çevirmene de teşekkür ederim.
    + Yazar Edwin Black'in bu kitaba ait sitesi: https://nazinexus.com