• 153 syf.
    ·32 günde·Beğendi·7/10
    Kitap günlük hayatımızın gündelik bir dille incelemesi niteliğinde. Genelde düşünce kitaplarında İsmet Özel, Nuri Pakdil, Sezai Karakoç, Rasim Özdenören gibi bir okuyup üç düşündüren yazarların diline alışık olanlar için dili hafif gelecektir. Aynı sebepten ben de inceleme yazıp yazmama konusunda kararsız kaldım, zira Taha Hocam’ın cümlelerinde çoğu kez bir aşinalık vardı. Ne fazlasını söylemeye gerek duydum ne de kendimce yorumlamaya ihtiyaç. O kadar sade ve öz bir dille yazılmış bir eserdi ki karşımdaki, söylenmesi gereken ne varsa söylenmişti.

    “Hayatlarımız yarım kalmış, bitmemiş, olgunlaşmamış, devamı getirilememiş ve adı konulamamış başlangıçlarla dolu.” diyor yazar daha kitabın ilk sayfasında. Bizim evde “Her işi yarım bırakıyorsun” sözünün muhattabı olan ben için aşinalık tam da burada başladı işte.

    Kitap, hayatın her alanına dair öğütler, uyarılar, eleştiriler barındırıyor. Seyahat usulünden, okuma usulüne; Ramazan’dan, dilimizde tekerleme olmuş nasip, hayırlısı, inşallah sözcüklerinin doğru kullanımına kadar hayatımızın her köşesine değiniyor.

    Annemin “Bir Ömür Nasıl Yaşanır? kitabını okuduktan sonra soruyordun ya nasıl yaşanır diye, bu kitapta var cevabı” demesinin ardından, daha bi’ hevesle elime aldım kitabı. Gerçekten de Müslümanca Bir Ömür Nasıl Yaşanır, onu anlatıyordu Taha Hocam bu incecik kitapta.

    Okurken hiç duymadığınız bilgilerle ya da çok değişik bir perspektifle karşılaşmıyorsunuz belki. Hatta aile büyükleri ile oturup onlarla sohbet eden kişilere yine o aile meclislerinden birindeymişsiniz gibi tanıdık gelecektir konuşulanlar ancak, bazen içinde yaşarken kaybettiğimiz duyguları, bilinci, farkındalığı tekrar kazanabilmek için bize birinin bunları parmakla göstermesine ihtiyaç duyarız. Bundandır ki Kuran’da da birçok sefer tekrar edilmiştir kıssalar, öğütler, uyarılar ve umulur ki uyansın Müslümanlar:

    “İşte böylece biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik. Onda tehditlerden nice türlüsünü tekrar tekrar açıkladık ki belki sakınırlar, yahut onlara bir ibret ve uyanış verir. “
    Tâ-Hâ Suresi 113. Ayet

    Kitapta beni Malcolm X’in deyimiyle en çok rahatsız eden bölüm Ramazan ile ilgili bölüm ve şu cümleler oldu: “Ramazan, elindeki sihirli değnekle kafamıza vurup bizi bambaşka insanlar haline getiren bir sihirbaz değildir. Ramazan bize amellerimiz ve gayretlerimiz ölçüsünce muamele eder. Ve Ramazan dışında nasılsak ve gayretimiz ne yöndeyse, Ramazanın içine de onlar yansır.” Bu cümle her Ramazan namaza başlayacağım diyip sonra bırakan Müslümanlara ayrı, Kuran’ın mealini bu Ramazan baştan sona kesin okuyacağım diyen Müslümanlara ayrı, Ramazanla beraber hayatıma, yeme-içme konusuna ve uykuma bir düzen getireceğim, daha bilinçli yaşayacağım diyen Müslümanlara ayrı vuruyor. Bunca zamandır her Ramazanı kendisine bir başlangıç edinen bizler için, her Ramazan sonrası da yarım bırakılan bir başlangıç olduysa eğer, durup bir düşünmemizin vakti gelmiş demektir.

    Velhasıl, bu kitap “beni” düşündürdü, “beni” eleştirdi, “bana” tavsiyeler verdi, “bana” yol gösterdi, “bana” yaparsın ya diyerek moral verdi ve en önemlisi “bende” hayatımı gözden geçirme isteği uyandırdı.

    Gözlerimle okuduklarımın uyanmam için bir vesile olması, ellerimle yapacağım hayırlı işlere dönüşmesi ve tüm uyuyanları uyandırmaya yetecek donanımda olan gençler arasında benim de yer almam duasıyla...
    Sizin heybenize neler düştüğünü merak ediyorsanız sizi de bu kitabı okumaya ve uyanmaya davet ediyorum.
    Selametle.
  • İnsanlar düşünürdü, iğrenç şeyler düşündürdü ve düşündükleri iğrenç şeylerin kalıbına seni çok rahat yerleştirirlerdi.
  • 312 syf.
    ·3 günde·9/10
    19. yüzyıl sonlarında Avrupa felsefî akımını derinden etkileyen, gerek üslup, gerek anlatım biçimi, gerekse düşünce içeriği açısından dönemin hem edebiyatına, hem felsefesine yeni bir soluk getiren, Friedrich Nietzsche’nin ‘Herkes ve hiç kimse için bir kitap’ olarak nitelendirdiği eseri Böyle Buyurdu Zerdüşt.
    Zerdüşt; yalın, aynı zamanda karmaşık.
    Karamsar aynı zamanda umutlu.
    Beşerî fakat aynı zamanda ruhunu bedeninin önüne koyuyor.
    ‘İyi’ ve ‘kötü’ kavramlarının birbirinin içinde eriyip yok olduğu ve yeniden şekillenerek yeni kavramlar, isimler edindiği bir dünyası var Zerdüşt’ün.
    Bu eser, aslında Nietzsche’yi anlamak için bir kapı anahtarı.
    Etkiledi.
    Sarstı.
    Düşündürdü.
    Felsefeden beklenen her şey kısaca.
    Okuyunuz.
    Not: Tutku yayınları bu sefer beni çok üzmedi. Çeviri ve basım fenâ değil.
  • 120 syf.
    ·Puan vermedi
    PALTO
    Düşündürdü. Hatta hani derler yaa "dank etti", aynen öyle de dank etti kafama. Bir palto ne kadar değerli olabilir?, nasıl bu derece mutluluk verebilir? Ya ben, sahip olduğum onca palto arasında ne kadar mutluyum? Değerli olması ve mutluluk vermesi için tek bir paltosu mu olmalı insanın zorluklarla sahip olduğu? İnsan kendini mi yoklamalı yeniden ve yeniden ve yeniden ....
  • Bilmeceyi çözdüğüm bir günden merhaba,

    On iki sularında bisikletime atlayıp biraz kül rengi biraz mavi gökyüzünün altında pedallamaya başladım. Bizim köyden geçerken (Çengel) bir anda yağmur yağdığını fark ettim. Bu bir yaz yağmuruydu. Arkama baktım, yer kuruydu ama önümde belli bir alanda çiseliyordu. Allah'ım, mutluluktan çıldıracak gibi oldum. Popüler kültürün bir parçasıymışım gibi WhatsApp'a hikâye attım ama Türkçe konuşmadığım için hikâyelerime bakan ablam, halam, teyzem, yengem ve ender birkaç arkadaşım çok bir şey anlamadı. Halbuki yağmur yağıyordu... Alelade bir ana sığan harikulade doğa olayı beni düşündürdü. Rüzgar veya yağmur olmak gibi bir dileğim yok, yeniden doğup gelsem gene Burak olmak isterdim, çünkü ne rüzgar ne de yağmur onu sevebilir, benim hissettiklerimi hissedebilir. Bazan ben bile anlamlandıramıyorum yaşadıklarımı. Uzun yıllar önce hemen herkesin okuduğu bir kitabı okuyup, ulan Burak, işte ilişkilerin sonu, sanki nereye gittiğini bilmiyor muyuz? Her ilişki sonunda bir çıkmaza girmiyor mu? Hayır, azizim. Bu tasavvuru zihniyet olarak benimseyip yaşarsak, bunu ister istemez kabullenmiş oluruz. Mutlu olmak hadisesi çok karmaşık bir şey. Her şeyden önce bunu idrak etmeli... Her neyse, bisikletimi, tıraşlı bacaklarımı, taytımı, kaskımı, vites kutumu kirletmek pahasına suyun, çamurun içinden geçtim ve evimden yirmi iki kilometre uzaktaki köye kadar gittim. Dönerken bir adet muzlu pop kek ve metro aldım, toplamda üç lira ödedim. Keki yemek istemedim, çünkü eve dönünce pilav yiyecektim. Yedim de, elhamdulillah. Köy bakkalının önünde bana "helloooo abi" diyen çocuklar vardı. Küçük bir kız dikkatimi çekti. Yüzünde dünyanın ne kadar pis bir yer olduğundan habersiz olmanın saf tebessümü vardı. Onlarla İngilizce konuştum, bana el salladılar. Çok mutlu oldum. Yolda, müziği kapattım. Bir anda rüzgarın uğultusunu fark ettim. Yavaş gidince çok daha tatlı bir uğultu bu. Tam o sırada aklıma Haşim'in "denizlerden esen bu ince hava saçlarınla eğlensin" dizesi geldi. Tanrım! Bir akşamüstü, bir yaz vakti... Karalar gün içinde ısınıp alçak basınç konumuna geçiyor. Bundan ötürü denizden karaya rüzgar esiyor ama sonra ne oluyor, onun bitişine yakın her şey tersine dönecek (yanılıyor muyum acaba, coğrafya görmeyeli ne çok zaman olmuş). Evet, o dilber, Haşim'in tasvir ettiği dilber, ben o dilberle çok önceden tanışmışım. Şimdi de onu görmenin heyecanını yaşıyorum anlaşılan. Onu kaybetmek ne zor bir şey. Ama ben ona sahip olmak için diretirsem, yanlış yapmaz mıyım? Böyle bir mahlukun saadeti değil midir benim için mühim olan? Hülâsa, demek istediğim, Haşim'in özünü ettiği şu ince hava bir meltemdi! Bunu nasıl düşünemedim daha önce? İşte bugünkü en büyük keşfim bu benim! Meltem, bir meltem, hem de deniz meltemi! Bana bu yaşamda ilk ve son kez tecrübe edeceğim duyguları tecrübe ettiren, belki benim celladım olacak meltem... Ah, ne güzel şey onu hatırlamak!... Ah, ben ne isterim bu hayatta? Onun saadetinden başka? Duvarımda diplomam asılı Burak Duman, İngilizce Mütercim Tercümanlık, imzalayan Prof. Dr. Mahmut AK... Hayırlı olsun, belki mahkemeye gider adımı değiştiririm. Raif olsun adım. Mütercim Raif desinler bana! Çırağan Caddesinde her sabah dans ede ede okuluna giden o çocuğun neden sessiz sedasız yaşadığını soranlar olursa, işte kalem, işte cevap! Ah, ne gerek var bu kadar eleme... Varlığıyla mesudum! İlla kalemi alıp anlatmalı mı herkese? Hayır, ben onu hep seveceğim. Yine coştum. Annemle babam yemek yiyecekti az önce. Dedim ki birkaç dakika sessiz olabilir miyiz? Mühim bir kayıt alacağım... Evet, sustular. İki yaşlı insan, birbirlerine baktılar, benim yaşadığım duyguları düşünüp mutlu oldular... Bugün böyle olsun. Bu şarkıyı çalmak geldi içimden... İstanbul'a, sonbahar, Haliç'e, denizlerden esen kâh ince kâh sert havaya selam olsun...

    https://www.youtube.com/watch?v=ueKLFcnTFuo
  • "Kızıl renkli güneşin batışı bana insanlığın batışını düşündürdü."
  • 196 syf.
    ·13 günde·Beğendi·10/10
    Dörtlüklerinin çoğu güldürdü, güldürürken düşündürdü. Şiirlerinin içeriğinin yarısı divan edebiyatı tarzında diyebiliriz: aşka, şaraba, sevgiliye övgü. Geriye kalanlardaysa, dini, Tanrı’yı, gelenekleri sorguladığı birçok dörtlüğü de bulunuyor. Benim gibi Hayyam’ı çok dindar sanan bir insan için şaşırtıcı geldi bu sorgulamaları ve şarap sevgisi. Ona göre bu sevgi, bizim tabirimizle “aşmış” insanlara özgü. Onun gibi insanlara haram kılınmadığını düşünüyor; bu konuda pek emin değilim.
    İnsanlara ithaf ettiği çoğu dörtlüğü de hala geçerli. İnsanlık karakter olarak ne ilerlemiş ne gerilemiş yüzyıllar boyunca.
    Kitap boyunca “Daha ne yazabilir? Daha kimleri taşlayabilir?” diyerek okudum. Taşlama sevdiğim bir tür olduğu için benim açımdan çok heyecanlıydı bu kitabı okumak. Genel olarak çok severek ve zevkle okuduğum bir kitap oldu. Sabahattin Eyüboğlu çevirisini çok beğendiğimi de eklemeliyim.

    Dörtlükler Ömer Hayyam