• "...Erkekler, genellikle böyle hissetmezler, ya da bunu dillendiremezler.Sanki duyarlı olmak zaafmış gibi algılarlar.İçindeki kadını da canlı tutabilen erkekler daha çekici olduklarını görebilselerdi ne olurdu acaba?..."
  • Sevgi ve Özgürlük

    Bir kimseyi sevmenin ne demek olduğunu biliyor musunuz? Bir ağacı, bir kuşu ya da bakıp gözettiğiniz bir evcil hayvanı sevebilir misiniz? Size hiç karşılık vermese, gölgesinden de yararlanmasanız arkanızdan da gelmese, size bağımlılık da duymasa gene de sevebilir misiniz? Çoğumuz böyle bir sevgiye kapalıyız. Çoğumuz bu biçimde sevemeyiz, çünkü bizim için sevgi her zaman kaygıyla tedirginlikle kıskançlıkla korkuyla çevrelenmiştir. Yalnızca sevip sevgiyi orada bırakmak istemiyoruz. Sevip de sevmekle yetinemiyoruz, sevgimize bir karşılık bekliyoruz. Bu isteğimizle de başka bir kimseye bağlı olmuş oluyoruz.

    İşte bunun için sevin ve bununla yetinin. Sevgi bir tepki değildir. Eğer siz “beni severseniz ben de sizi severim” diyorsanız bunun adına ticaret denir. Alış veriş denir. O zaman sevgi pazarda alınıp satılacak bir şey olur buna sevgi denmez. Sevmek bir karşılık beklememektir. Sevdiğiniz zaman bir şeyi verdiğinizi bile düşünmemelisiniz. Ancak böyle bir sevgi özgürlükle uzaklaşabilir. Ama biliyorsunuz siz bu tür bir sevgi için eğitilmediniz. Size matematik öğrettiler, kimya öğrettiler, coğrafya, tarih öğrettiler, hepsi bu kadar.

    Çünkü ananızın babanızın istediği sizin iyi bir iş sahibi olmanıza yaşamınızda başarılı olmanıza yardımcı olmaktı. Eğer ananız babanız paralı kimselerse sizi yabancı ülkelerde eğitirler. Ama dünyadaki başka insanlar gibi tüm amaçları sizin varlıklı bir insan olmanız toplumda saygın bir yer doldurmanızdır; siz de daha yukarılara tırmandıkça başka insanların daha da mutsuz daha da dertli olmalarına neden olursunuz. Çünkü başarılı olmak için yarışmalısınız acımasız olmalısınız. Onun için analar babalar çocuklarını başarılı olmaya özendirildikleri yarıştırıldıkları ama sevginin olmadığı okullara gönderiyorlar onun için de çekişme didişme içinde kokuşmuş bir toplumda yaşıyoruz, politikacılar, yargıçlar, toprak ağaları barıştan söz ediyorlarsa da, onların sözlerinin hiçbir anlamı yok.

    Şimdi birlikte bu özgürlük sorununu iyice anlamaya çalışalım: sevmenin ne demek olduğunu kendi kendimize bulmalıyız. Eğer sevgiyi tanımıyorsak hiçbir zaman başkalarını düşünüp ilgilendiren başkalarının incitmemeye çalışan insanlar olamayız. Eğer yalın ayak dolaşan insanların geçtiği bir yolda sivri bir taş görürseniz bunu kaldırın. Sizin böyle yapmanızı istedikleri için değil de içinizde hiç tanımayacağınız, hiç rastlamayacağınız kimselere karşı bir duygu olduğu için yapın.

    Bir ağaç dikip onu büyütmek ırmağın akan sularını seyretmek, dünyanın güzelliğinin keyfine varmak, uçan bir kuşu izlemek ve uçuşunun güzelliğini fark etmek, yaşam adı verilen bu olağanüstü olaylar zincirine duyarlı olmak bütün bunlar özgür olmayı gerektiriyor. Özgürlük için insanın içinde sevgi olmalı sevgi olmasa özgürlük hiçbir değeri olmayan bir kavramdan başka bir şey değildir. Onun için duygusal ruhsal bağlılığın ne olduğunu iyice anlayıp bu tür bağlardan kendilerini koparamayanlar bu yüzden de sevginin ne olduğunu bilmeyenler için özgürlük diye bir şey olamaz. Ancak özgür insan yeni bir uygarlık değişik bir dünya yaratabilir.

    Jiddu Krishnamurti

    kendimizi sevsek ve diğerini beklentisiz sevsek o zaman yaşama bambaşka gözle bakarız. ...
  • “Dünyanın yaşamından bir an geçer! O anı gerçekliğiyle yakalayıp resme geçirmek, bunu yaparken herşeyi unutmak! O anı yaşamak, duyarlı bir levha olmak... zamanımızdan önce olan herşeyi unutarak gördüklerimizin imgesini yansıtmak...”

    -Cezanne
  • Sanırım insan sevdiği kadını hep bir sürü ıvır zıvırla uğraşırken görmekten hiç hoşlanmaz, yalnızca toplantılardan, süsten, püsten ve gezintilerden konuşmalarına da umutsuzluğa kapılmadan tahammül edebilmek için pek az duyarlı olmak gerekir; her an yeni bir kıskançlık tehlikesiyle karşı karşıyadır insan.
    Anonim
    Sayfa 36 - Yky Yayınları
  • Bakın, bize, acılarımıza ve yaralarımıza bakın; biz ne kadar hassas, ne kadar ince, ne kadar da özeliz! Acılar bizi sizlerden çok daha ince ve duyarlı kıldı. Siz de bizim gibi olmak, sefaletinizi bir zafere, hatta bir üstünlük duygusuna çevirmek istiyorsunuz değil mi? Öyleyse inanın bize, bizim acılarımızın hayatın sıradan hazlarından daha zevkli olduğuna inanın yeter.
    Orhan Pamuk
    Sayfa 182 - YKY
  • Bilinmelidir ki, hissiyata hassasiyet, haysiyeti olan kişiye özgüdür; başka bir değişle, duyu ve duyguda duyarlı olmak ancak makulattan (düşünce) kaynaklanan bir duruşu, bir bakışı, bir yaklaşımı, bir görüşü ve bir yönü bulunan kişi için mümkümdür. Türkiye’de, okumuşlar nezlindeki Tanrı inancı, mitolojik ve psikolojik seviyede kaldığı, teolojik bir mahiyet kazanmadığı sürece, makulattan kaynaklanan bir haysiyet varolmayacak; din de ahlakın değil, ahlaksızlığın kaynağı olmaya devam edecektir.
  • Herkese merhaba.
    Bizim için küçük yapan için çok büyük bir sorundan bahsetmek istiyorum. Okunan kitapların sağdan soldan kopyalanarak alınan incelemelerinden. Bu şekildeki okurların neyi ıspat etmek istediklerini anlamış değilim ve inanın sadece kendilerini kandırmaktan öte bir şey yaptıklarını sanmıyorum.

    İki gündür iki farklı kadın arkadaşın çok güzel incelemesine rastladım. Huyum değildir art niyet aramak lakin incelemede bir alıntıya yer verilmişti ve internet üzerinden bakmak istedim. BirK ile aynı görevi üstlenmiş bir sitede alıntıyı ve incelemenin tamamını gördüm. Arkadaşa Özel Mesaj olarak yazdım ve 28 tane incelemesini sildi.

    Bugün de yine aynı sorun güzel bir inceleme ile oldu. https://1000kitap.com/hicran145k adlı arkadaşın profiline girdim ve bir tanesi kendisine ait olmak üzere yirmi altı incelemesi tamamen farklı sitelerden alıntı yapılarak sisteme yüklenmiştir.

    Kimse inceleme yazmak zorunda değildir sistem üzerinde, öyle bir şart ve koşul yoktur. Ancak başka kişilerin emeğini, fikrini ve düşüncesini çalmak ise başkaca bir şeydir. Bu hususta herkesten istirhamım şudur ki “İNCELEME YAZMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ” bunu bilmeleridir.

    Umarım bu hususta herkes daha duyarlı olur ve temiz bir çatı altında devamlılığımızı sürdürürüz.

    Arkadaşa ait inceleme “Çalıkuşu” romanına ait. #31163169

    “Kitap gerçekten zevk alarak okuduğum ve bi daha bi daha okumak istediğim bir kitaptır.Yazarın yazdığı kitaplardan en beğendiğim bu diyebilirim.Gerçekten kitabı okurken içindekileri yaşıyomuş gibi hissediyor insan.En önemlisi de bu ya;kitapları hayal kurarak okumak bambaşka birşey,ve benimde hayal kurarak okuduğum kitaplar arasından en güzeli bu kitaptı....”

    Ve diğer sitelerden aldığı incelemelerden birkaç örnek.

    Yeraltından Notlar #38611452

    “"CANLI HAYAT"
    Bu incelemeyi yazmak ve burada paylaşmak çok ama çok riskli aslında o kadar çok kişi okumuş o kadar çok inceleme ve alıntı var ki. Yine de bir de benden okuyun istedim:

    “İnsan olmak, yani gerçek, kendi vücuduna sahip, kanlı canlı bir insan olmak dahi bize güç geliyor; bundan utanıyor, ayıp sayıyor, bildik, genel anlamda insan olmaya çabalıyoruz hep. Aslında biz ölü doğmuş yaratıklarız; zaten çoktandır canlı olmayan babalardan dünyaya geliyoruz ve bundan da gittikçe daha çok hoşlanıyoruz. Bundan zevk alıyoruz. Yakında bir kolayını bulup doğrudan doğruya fikir dölleri olarak dünyaya geleceğiz.”

    Varoluşun her sorgulanışı yeni bir pencere açmak çabasının bir parçası. Dünya ve tarih değiştikçe bu kavramlar değişiyor. Her zaman diliminde başka başka kavramlar ile sınanıyoruz aslında. Mutluluk, huzur, güven, iyilik ve kötülük kavramsal olarak belli bir kesinliği olacağını düşündüğümüz tanımlar. Oysa hiç birinin asla bir kesinliği olmadı. Kültürel ve coğrafik bir bileşeni olduğu gibi sosyo-ekonomik bir paydası da daima var oldu.
    Bir birikimin yani kültürel ve sosyolojik birikimin üzerine doğan bizler için iyi genelde normal ve çok olan içinde sunuldu. İsteklerimizin bir cetvel ile ölçmek veya bir metot oluşturmak mümkün olsaydı bunu bilim ve teknolojik gelişme ışığında yapardık eminim. Oysa mümkün değil ama toplumsal yaşam bir norm dayatıyor daima bize. İsteklerimiz bu norm içinde kalınca yasal ahlaklı ve kabul edilebilir oluyor. Ama biz dualist bir çelişkinin içinde varlığımızı sürdürüyoruz:

    “...zira hepimiz yaşamla bağını az ya da çok kaybetmiş, kör topal idare eden insanlarız. Hatta yaşamdan öylesine kopuğuz ki, gerçek “canlı hayata” karşı adeta tiksinti duyuyor, bize hatırlatılmasına dahi katlanamıyoruz. Öyle bir hale gelmişiz ki, gerçek “canlı hayat” bize adeta bir iş bir ödev gibi görünüyor, onu kitaptan öğrenmeyi yeğliyoruz. Peki neden bazen telaşa kapılır, kimi kaprisler, çılgınlıklar yaparız? İstediğimiz nedir? Bunu kendimiz de bilmeyiz. Kaprislerimiz, isteklerimiz yerine gelse bundan ilk biz zararlı çıkarız. Biraz daha fazla serbestlik vermeyi, ellerimizi çözmeyi, hareket alanımızı genişletmeyi, üstümüzdeki vesayeti kaldırmayı deneyin bir... sizi temin ederim, o anda tekrar vesayet altına girmeye can atarız.”

    Elbette bu çıkarımları yaparken yaşadığımız şartlardan bize kalanlarla yaparız. Gözlem yaparız hayatı herkes ve her şeyi. Gözlemler sonucu çıkan her bilgi kırıntısını yaşamımız ve kültürel birikimimizle harmanlarız. Öfke ile sevinç ve ya hayal kırıklığı ile yoğrulmuş bir sürü cümle çıkar ağzımızdan. Bu cümleler bir çok insan için gerçek bir sürüsü için abartı bir o kadarı içinse safsata olabilir. Acıyla harmanlanmış gerçek hayat, tutunmak için sağlam bir zemin olmaktan çok bir zemindir eni kökü. Baktığımızda gördüğümüz her şeyi yere yakın yerden uzakta görürüz bu zemin bağlamında.
    Yazıldığı dönemin üzerinde bir gözlem sonucu ortaya çıkan bir eser kitap. Bir anti kahraman söylemleri gibi algınlanma ve bu nedenle çok anlaşılmama ihtimali olan bir kitap. Ve nitekim öyle de olmuş döneminde çok eleştiri alan bu kitabı Nietzsche bir vahiy olarak nitelendirmiş. Kendi döneminin çok üzerinde gerçekten bu kitap. Bir popüler ikon bile olsa okumaya değer bir sürü niteliği var bu kitabın. Olaylara bakışı ve insan kavramını doğasını kökünden ele alıp incelemiş. Sanılanın ve kabul edilenin aksine insan doğasının kötü işe yaramaz yanlarını da insanın bir parçası olarak nitelendirmiş. İsteklerimizin ve yaptığımız eylemlerin daima bizim çıkarımız doğrultusunda olduğunu iddia etmek ne kadar doğrudur sorusuna bu doğanın yapısı ile açıklıyor yazar. Bir de şu soruyu soruyor; bugüne kadar yaptığımız eylemler bazında biz daima kendi çıkarımıza uygun mu davrandık?
    Keyifli okumalar!”
    İncelemenin alındığı site https://www.neokur.com/...meleri&inc=78089

    Aynı Yıldız Altında adlı kitaba yazdığı inceleme #35823813
    “Hayatımda okuduğum en overrated kitap kendisi....

    Şuna açıklık getireyim, John Green bayıldığım yazarlardan biri. Adam ne yazsa okurum. Gerçekten çok başarılı kitapları var ama iş AYA’ya gelince biraz soğuyorum diyebilirim.

    Çoğunuz kitabı okumakla kalmamış, filmi de izlemiştir diye düşünüyorum. Linç yeme olasılığımın yüksek olduğunu da biliyorum fakat bu kitapla ilgili çok güzel yorumlar yapamayacağım. Tamam arkadaşım anlarım seversin, beğenirsin ama böyle basit bir kitabı neden göklere çıkartırsın ki? Dram istiyorsan ben sana çok daha güzel kitaplar önerebilirim. Hem en azından daha gerçekçi (Burçak Çerezcioğlu || Mavi Saçlı Kız) bir kitap okumuş olursun. Kitaba dair hatırladığım en net şey Tamam zımbırtısıydı. Ayrıca okuduğum en basit dile sahip kitaplardan birisiydi.

    Anlayacağınız, aldığı yorumları hak etmediğini düşündüğüm bir kitap. İlla okuyacağım diyorsanız pdf falan okuyun, para vermeyin.”

    Yayımlandığı orijinal site https://lauraningunlugu.wordpress.com/...abartilmis-kitaplar/

    Gerisini siz duyarlı okurlara bırakıyorum.
    Sevgi ile kalın.