• Nasıl oluyor da, kolsuz ve bacaksız doğan insanlardan faydalanmayı akıllarından bile geçirmeyen dürüst ve duyarlı kişiler, düşük zeka düzeyiyle doğanları istismar etmekte bir mahsur görmezler?
  • Atatürkçülük biyografisine MKA yazarak 1881 yazılı tişörtler giyerek sürekli Atatürk'ü paylaşarak olunmaz. Buna Atatürk'ü kullanmak denir. Atatürk bir fikirdir Atatürkçü olmak demek ileri görüşlü,araştıran,düşünceli,duyarlı olmak demektir. Siz sahte Atatürkçüsünüz asıl Atatürkçü ülkesini ileri taşıyan araştıran bilgili bireydir. Atatürk'ün ismini ağzınıza bile almayın!
  • Yıllar yıllar sonra yeniden Mehmed Niyazi kitabı ile buluşmak hoş oldu. On seneden fazla oluyor ki, "Çanakkale Mahşeri" adlı kitabını okumuştum müteveffa yazarımızın. Hala aynı kanıdayım, Çanakkale Savaşları üzerine yazılmış en güzel romandır. "İki Dünya Arasında" adlı eserinde ise yazarımız bambaşka sulara yelken açmış. Yani ulusal değerlerimiz, şanlı tarihimizin sayfalarından aşka kapı aralamış bu kez.. İdealist Türk gencinin bir Alman kıza olan sevdası işleniyor. Kürk Mantolu Madonna'yı akla getiriyor, değil mi? :) Evet, lakin bambaşka seyrediyor olaylar. Gurbette olmak, maddi imkansızlıklar, vatan hasreti zaten yeterince zorken bir de aşk ızdırabı yükleniyor kahramanımız. Günümüzdeki hoyrat, savruk, tüketici aşk anlayışına tepki duyanlar; eskiden gönül ilişkilerinin nasıl da naif, ölçülü ve duyarlı olduğunu hatırlamak ya da yeni nesle aktarmak için okusunlar efendim. Saygılarımla, iyi okumalar...
  • Duyarlılık. İnsan olmanın gerektirdiği en temel özelliklerden biridir ki, düşünce ve eylem olmak üzere iki boyutludur fikrimce. Düşünce ve eylemin toplamından oluşan duyarlılığın, girdi kayıtları da maddi ve manevi olarak iki kısımdan oluşur. Biraz daha açık bir şekilde söylersem. İnsan karşısındaki kişiye bir zarar vermemek için onu anlamaya çalışır, ona zarar verecek herhangi bir eylemi gerçekleştirmekten uzak durmaya niyetli olduğunu açıkça ortaya koyar. Bu duyarlılığın düşünce boyutunda olduğu evredir. Kişinin eylemini bu düşüncedeki plana göre düzenlemesi ise işin eylem kısmını oluşturur. Diyelim ki hayatınızda anne, baba, çocuk, kardeş, arkadaş vb rol üstlenen herhangi bir kişinin iyiliğini istiyorsunuz ve bunu istediğinizi söylüyorsunuz, bunun en bariz kanıtı olarak da o kişinin durumunu anladığınızı gösteriyorsunuz. İşin bu kısmı düşüncede duyarlılığa giriyor. Bu kadarını gerçekleştirdikten sonra, karşınızdaki kişinin hassas olduğu konularda dikkatli davranmaya çalışıyorsunuz. Duyarlılığınız sadece düşüncede kalmıyor, aynı zamanda eyleminize de yansıyor, işte gerçekte duyarlılık dediğimiz bu oluyor.

    İşin ikinci bir boyutu ise duyarlılık algılarımız. Duyarlılık bir nevi karşımızdaki kişinin şahsi ihtiyaçlarını, onun fıtratına göre değerlendirip, yine gerektiği şekilde eylemde bulunmaktır. Ama atlanılmaması gereken husus insanın ihtiyaçlarının maddi ve manevi olmak üzere iki kısım olduğudur. Yani bir kişinin maddi zarara uğramaması için düşünce ve eylem toplamından oluşan duyarlılığı göstermemiz gerektiği gibi, aynı şeyi onun duygusal anlamda zarara uğramaması için de göstermemiz gerekir. Diyelim ortak bir iş yürüttüğünüz kişinin sizden bir miktar fazla iş yaparak yorulması sonucu, onun dinlemesi gerektiğini söylediğinizde onun maddi olarak daha fazla yorulmasını önlemiş olursunuz, ama aynı zamanda ona bu davranışınızın onun adalet ihtiyacını karşılamak için olduğunu da belirtirseniz, size kalben duyacağı herhangi bir incinmeyi de önlemiş olursunuz.

    Düşünce ve eylem, düşüncede de maddi ve manevi ihtiyaçların göz önünde bulundurulması, esasında duyarlılığı oluşturan şeyler bunlar. Ama esasında bir şey daha var duyarlılığın tanımında, ki bunu da ilk başta belirttim, insan olmanın gerektirdiği bir şey olması. O yüzden bir kişide duyarlılığın var olup olmaması, çevresel etkilerden arınmış bir şekilde, o kişinin kendi insanlığı derecesine bağlıdır. Diyelim ki insanlarla girdiği ilişkilerde gayet duyarlı olan bir kişi, aynı duyarlılığın kendisine karşı gösterilmediğini görüp, duyarlı olmaktan vazgeçiyorsa, bu kişinin duyarlılığı insanlığı gereği değil, çıkarları gereğidir. İnsanlar bana karşı duyarlı oldukça ben de onlara karşı duyarlı olurum düşüncesi, insan olmanın doğurduğu bir sonuç olmaktan öte, ticari zekanın doğurduğu bir sonuçtur. İşin zor kısmı burada başlar, çünkü etrafındaki duyarsızlığa karşı kişi kendi duyarlılığını devam ettirmekte zorlanır. Ama bunun da şöyle bir çözümü olabilir. Kişi kendini daima insan olarak görmeli ve de hiç kimsenin kendisinde oluşturduğu herhangi bir olumsuz duygu durum karşısında bu insanlığından taviz vermemeli. Yani bir kişi tarafından duyarsızlığa uğrarsa, kendisi de buna etkiye tepki şeklinde cevap vermemelidir, çünkü o zaman insanlığının bir kısmını kaybetmiş olur. En güzeli bu etkilere tepkisiz kalmaktır. İnsanın içinde nefsinin oluşturduğu intikam alma ya da yaptığının karşılığını aynen ödetme hislerini, yine insana yakışır bir şekilde dindrimek mümkündür. Etkiye tepkisizlik ile, karşınızdaki kişinin sizde pozitif ya da negatif herhangi bir değişiklik oluşturmadığını, aslında sizin duyarlılığınızın insanlığınız gereği olduğunu göstererek en büyük intikamı almış oluyorsunuz. Yaptığının karşılığını ödetme kısmında da yine insanlığınızdan ödün vermemenin en kolay yolu, karşınızdaki affetmektir. Emin olun ki bu şekilde tepkisiz davranmak, yaptığının karşılığını manen kat be kat ödetir, hem ödetmese bile siz insan olmanın sınırları dışına çıkmamış olursunuz. Verdiğiniz
    tepkiler etkilere değil, insanlığınıza bağlı olsun. Hayatın bize sunduğu kötü insanlar ve kötü sonuçlar için etkiye tepkisizlik bence en güzel yöntemlerden biri, ki bu da uzun süreli bir düşünce sürecinden sonra insanda yer ediniyor.

    Rojhilat
  • Okuduğum en duygu yüklü ve eğlenceli kitaplardan biri.
    Kitabın sonları gerçekten çok hüzünlüydü. Sevgili Portuga'nın aniden ölümü Zeze ile birlikte bende de bir şok etkisi yarattı. Yazar gerçekten çok başarılı. Duyguları anlatma ve bunları okura da aynı şekilde hissettirme konusunda çok iyiydi. Sanki kitabı okurken duygularımız yazarın kontrolüne geçiyor ve o neyi isterse onu hissediyoruz. Bu nedenle duygu yüklü bir kitaptı. :)

    Küçük bir çocuğun hayatın karşısında nasıl olgunlaştığını, büyükleri bile hayrete düşürecek şekilde akıllı ve duyarlı bir insan oluşunu yazar bize yaşatmış resmen. Yaşatmış diyorum çünkü; ben bu kitapta çocukla beraber yaşadım her şeyi. Bazen Zeze'nin yaptıklarına aklım ermese de bunun, onun çocuk olmasından ve benim de artık yetişkin olup çocukluk nedir unutmamdan kaynaklığını düşünüyorum. Yeniden çocuk olmak isteyen, çocukken nasıl düşünürdük diye merak eden varsa bu kitabı okumalı.

    Zeze bir çocuktu diyorum ama sanki büyümüş de küçülmüş bir çocuk gibiydi.Yaşına göre olgun, meraklı, araştıran ve çok şey bilen bir çocuktu. Ailesinin ona karşı haksız tutumlarına karşı bile bunca olgun ve sessiz kalması bende bir çığlık atma isteği uyandırsa da Zeze'den öğreneceğimiz şeyler var bence :)