İçeri girdiğinde biraz daha alçak sesle konuşulması; o geçerken kendisine azıcık farklı bir şefkat ve saygılı bir tebessüm gösterilmesi; gelinin ara sıra, "Büyükbaba bir tanedir; hepimizden daha dinç," demesi; büyükbabanın elini başına koyarak torununun öfkesini yatıştıran yegane kişi olması ve huzur içinde, bilgelik dolu sakin bir hayat sürmesi yeterdi ona.
Görevlerini, görevlerinin hepsini, evlat, koca, baba ve önder olarak ödevlerini yapmaktan geri kalmamıştı. Haklarını da istemekten çekinmemişti. Çünkü hak denen şey, görevin öteki yüzüdür.
Bir anda bizi birbirimizden ayıran gerçeği kavradım: Onun hakkında düşünebileceklerim ona erişmiyordu; romanlarda rastlanan ruhbilimden fazlası gelmiyordu elimden. Oysa onun hükmü beni bir kılıç gibi biçiyor ve var olma hakkımı sorguya çekiyordu.
Okuduğum kitabı avucumda kuvvetle sıkıyordum: Fakat en güçlü duyum bile körelmiş. Hiçbir şey gerçek gelmiyor; bir anda kaldırılıp atılabilecek bir karton dekorun ortasındaydım sanki.