Özellikle insanların arasındayken yapıyor bunu çünkü başkaları onu avutuyor ve onunla öğüt verir gibi, soğukkanlılıkla konuşmaları acılarını biraz hafifletiyor. Ama bir odada yalnız kalınca, düşüncelerini kovmak için homurdanıp durduğunu işitiyorum.
Elini boğazına götürerek, "Düğümlenip kalıyor burada, geçmiyor," der.
Kimi zaman hızlı, kimi zaman yavaş bir şeyler akıyor içimde: Dokunmuyorum, bırakıyorum gitsin. Sözcüklere bağlanamadığım için düşüncelerim çoğu zaman karmakarışık. Belirsiz ve hoş şekiller hâlinde belirip sonra kayboluyorlar, hemen unutuyorum onları.
Ortaya çıkacak olandan, onun beni avucunun içine almasından, (kim bilir nereye?) sürüklemesinden korkuyorum. Araştırmalarımı, kitaplarımı, her şeyi yarıda bırakıp çekip gitmem mi gerekecek yine? Birkaç yıl sonra ezilmiş, umudu kırılmış vaziyette başka yıkıntılar içinde mi bulacağım kendimi? İş işten geçmeden aydınlatmalıyım bunu.