Hiçbir şey bizi, hayata anlam vermek demek olan çalışmadan alıkoymaz. Bu "bizzat kendimizin" verdiği bir değerdir diye üsteler Kant. Bu değerin, yaptığımız, meydana getirdiğimiz şeyde bulunsa bile yaptığımız şeyin bize başka her şeyden üstün görünen bir amaca uygun olması gerekir. Dağları yerinden oynatmaya hazır değilse, o bir arzu değildir ve herhangi bir süvariyi harekete geçiremez.
"Yalnızca bir hayatımız var" sloganı bunun bir tek bizim hayatımızın değeri olabileceğine dair yanlış inanca dayanır. Yalnızca bir hayatımız olduğuna dair narsist inanç olmasa çevre krizi olmayacaktır.
Artık zaman yoksa, artık oyalanılmıyorsa, artık seyre dalınmıyorsa, hayatın hiçbir "başka" boyutu kalmaz.
...
Freud, "Ruhsal Kişiliğin Çözülmesi" başlıklı makalesinde hayatımızın "belki pek bir değeri olmadığını" ama "sahip olduğumuz yegâne şey" olduğunu yazar.
"yalnızca bir hayatımız var" deyişi ölüm itkisinin bir ifadesi oluyor. Bu deyiş insanı "zamanı öldürmeye", hayatını art arda gelen bir itkisel doyumlar dizisine dönüştürmeye, onun yoğunluğunu artırmaya", kısacası kendi yaşamını bir performans gibi görmeye davet ediyor.