İçselKalem

Bana öyle bir gülüş bırak ki, kalbim onu ömrümce saklasın… Bana öyle bir gün söyle ki, dünyaya kapalı, bana özel olsun.. Öyle bir bayram ki; sadece benim olsun ! . . E.G.F
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Her şeyi, başlatan bitiren de; getiren götüren de zaman...
Belki de hepimiz, sadece anlaşılmaya muhtaçtık... Ve hepimiz, biraz da yalnız ... İçselKalem
02.01.26 Cuma Güncesi
Bugün kendimi işe zor taşıdım. Hafta içinden bir günün resmî tatil olması, haftaya tuhaf bir ferahlık bırakmıştı. Bu yüzden yeni hasta yazılmadı; listem hafifti, günüm sakindi. İşlerin hafifliği güzeldi. Aralarda kitap okumaya sığındım. Hafta içi bir günde dinlenmenin verdiği o yumuşak gevşeklik, insanın üstüne çöken masum bir tembellik vardı üzerimde. Kendi hâlimdeydim. Yine köşemde. Kimseye değmeden, kimseyi incitmeden. Bazen, asabi bir tonla soranlar oluyor: “Seni hiç görmüyoruz, odandan çıkmıyorsun.” Beni sevip sevmediklerinden emin olmadığım, samimiyetinden şüphe ettiğim insanlar bunlar. Asıl niyetlerini çözemiyorum. Bunu bir çeşit kibir mi sanıyorlar, yoksa kendilerince bir mesafe mi okuyorlar, bilmiyorum. Oysa bakıyorum. Göz göze gelmeye çalışıyorum. “Günaydın,” diyorum. “Kolay gelsin,” diyorum. Aslında herkesi sevdiğimi, kimseyle kendimi yukarıda ya da aşağıda görmediğimi hissettirmeye çalışıyorum. Daha ne yapabilirim, gerçekten bilmiyorum. İnsanların farklılıklara bir türlü alışamaması mı bu? Yoksa birinin en basit tercihinden bile kendi egolarına pay çıkarma refleksi mi? Bazen, istemesem de içimi olumsuz duygular kaplıyor. Yalnızlık güzel, evet; ama neden bunun bedelini ödemek zorundayım? Bedeli ödenmeyen tek bir şey bile bulamıyorum şu dünyada. Umudumu kaybetmek istemiyorum. Bu belirsiz, karmaşık duyguların ara ara beni yoklaması normal. Alışmış olmam gerekirdi belki: yargılayıcı yüzlere, kıskançlıklara, etiketlere… Kendi hâlinde kitap okuyan, kimseye yük olmayan, görünmez olmaya çalışan birini kabullenememelerine. Dışlamalarına. Biliyorum; bu benim sorunum değil. Tamamen onlara ait. Bunun farkındayım. Ama hissettiklerimi inkâr edemem. İçimdeler. Varlar. Bazen kendime soruyorum: Normal olmayan ben miyim? Asıl kırıcı olanı söyleyeyim mi? Anlamamalarından bile
26 Aralık Cuma Güncesi...
Bugün cuma. Yine kantinde, aynı masadayım. Sandalyeler beni unutmuş olmalı; buraya gelmeyeli yirmi gün olmuş. Sanırım ben de özlemişim. Çıkışta servise yazılmıştım ama bugün işim uzayacak, eve kendi imkânlarımla döneceğim. Dışarıdaki karmaşa, trafik ve kalabalık bir an önce dağılsın istiyorum. Haftanın bitişine seviniyorum; aynı anda hafta sonunun ne kadar hızlı akacağını düşünerek de üzülüyorum. Zaman tuhaf… Bir şeyler karalamak istedim, belki zihnim hafifler diye. Geçen hafta sonu canım eşimin yanına gittim. Her şey o kadar güzeldi ki… Onu ne kadar özlediğimi, her görüşümde yeniden anlıyorum. Evde onsuz geçen her anın, içimde bıraktığı boşluğun farkına varıyorum. Sevgi; hem sızılı hem hafif… İkisini bir arada taşıyormuş insan, şimdi daha iyi biliyorum. Zihnimden kaleme akan satırlar o tanıdık burun sızısını yokluyor. Kalbim hızlanıyor, nefesim daralıyor, içimde bir sıkışma yayılıyor. Gelmesine yedi ay kaldığını düşündükçe içim çekiliyor. Onsuzluk ne kadar ağırmış… Günlük koşuşturma, işlerin yoğunluğu, dünyanın gürültüsü üzerini örtsün diye çabalasa da bazen ölmeden ölmüşüm gibi hissediyorum. Her şey anlamını yitiriyor. Yazmakla rahatlarım sanıyorum, sonra bunun bana göre olmadığını düşünüp vazgeçiyorum yine. Son zamanlarda bu düşünce daha sık uğruyor bana. Yetersizlik duygusu kapımı çalıyor bugünlerde. Bugün doktor, kırklı yaşlarında bir kadın hastamız… Sohbetin ortasında aniden ne kadar rahatladığını söyledi bir konuda. İçine su serptiğimi dile getirdi. Ne düşüneceğimi, ne cevap vereceğimi bilemedim. Zaman zaman gelen stajyerler de benzer şeyler söylüyor; sakinleştirici bir enerjim olduğunu, psikolojiye yatkınlığımı fark ettiklerini anlatıyorlar. İnsanlara bunu düşündüren şeyin ne olduğunu tam kestiremiyorum. Sınava hazırlanma konusunda gelgitler yaşadığım bu