"Herkesi ve her şeyi elimden aldın. Ama sana sığındım. Aşkına sarıldım. Yegane sen kaldın.
Yurdumdan, yuvamdan, evimden barkımdan ayırdın. Gurbete ve hasrete saldın.
Ama onları ararken sana ulaştım. Sevdana daldım.
Böylece fani ve hayali görüntülerden kurtarıp hakîkî tecelline mazhar kıldın."
Nurettin Topçu Var Olmak kitabında şunları yazmış: ‘‘Bütün varlıkları hayattan şikâyet ettiren tatminsizlikler, sonsuzluğa dalmayışımızdan doğuyor. Şu bütün sonu olan varlıkların alemine varlığı hapseden perdeleri yırtarak sonsuzluğun kapısını kendi açabilen insan, orada gerçek murada erecektir. Ve ancak o perde açıldıktan sonra eşyanın gerçeği anlaşılacak, hadiseler asıl kendi manalarını kazanacaklardır. Hayatın bir deneme sahası, ölümün bir istasyon olduğu oradan sükûnetle temaşa edilecektir.’’
Hayat her insan için kaldırabildiği ölçüde acılar içinde geçiyor.
Hayat inişler ve çıkışlardan ibaret. İnişlerdir onu anlamlı kılan. Bu rahatsızlık hissidir insanı hayata bağlayan. Konfor insanı çürütür. Kurtul konforun pençesinden. At kendini rahatsızlığın, acının kucağına. Yanacaksın belki ama
göreceksin güçlendiğini, hayata tutunabildiğini.Bu zorlu yolda insana yürüme kudretini verenin o rahatsızlık ve acı olduğunu göreceksin.
İlerlediği her alanda şuurdan noksan bir insan karanlığa mahkûm, elinde feneri olan, bezirgâna köle olmaya mahkumdur.
Tek bir fener ile sadece aydınlattığı sahte bir aydınlığa kadar gidebilir zihin. En tehlikelisi de bu değil midir?