Bir kadın kendini sadece edebiyata ve kariyerine adamasıyla içindeki diğer tüm istekleri bastırır. İçimdeki sesler olarak adlandırdığı farklı farklı parmak kadınların her biri onu kendi tarafına çekmek ister. Hırs tarafına kulak verirken anaç tarafını yok sayar kadın. Aşık olmayı kendine yasaklar. Ama çok geçmeden aşık olur bu sefer anaç tarafı devreye girer ve gebe kalır. Gebelik biter bu sefer lord poton yani postnatal( gebelikten sonraki yaklaşık 6 ay) depresyon girer devreye elinde hediye kutusu misali bir kutuyla içinden bolca hüzün, alınganlık ve evham çıkarır. Çıkarttıklarının yerine de kadının içindeki sesleri koyar kutuya bastırır,susturur.
...
Kadın yaklaşık on ay sonra bambaşka biri olarak uyanır. Lord potonu oraya getirenin asıl o olduğunu, içimdeki sesler korosunun aslında sadece kendisi olduğunu anlar. Lord potonun on ay sonra kendini terk etmesiyle içindeki sesler serbest kalır kadının.
Artık demokrasi vaktidir. Kadın içindeki tüm seslere kulak verme hepsine eşit davranma kararını alır.
...
Bir kadının kendisi ve çevresiyle savaşı işlenir bu kitapta suya yazı yazar gibi.
Ne var ki hayat, biz planlarımızı yaparken peşimiz sıra sessizce gelip, o pek süslü pek fiyakalı planlarımıza Miki kulakları, vampir dişleri, pos bıyıklar çizen yaramaz mı yaramaz bir çocuk. Sen istediğin kadar planladığını zannet geleceği, o gene bildiğini okur.
Açık bir kitap gibi kabul edeceksin şu koskoca kâinatı. Okurunu bekleyen bir kitap gibi. Her gününü ayrı ayrı okumak lazım. Ne geçmişe ne geleceğe odaklanacaksın. Aslolan şu andır. Sayfa sayfa gideceksin.