Siyah Süt (Yeni Başlayanlar İçin Postpartum Depresyon)

·
Okunma
·
Beğeni
·
18,6bin
Gösterim
Adı:
Siyah Süt
Alt başlık:
Yeni Başlayanlar İçin Postpartum Depresyon
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
308
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759915315
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Siyah Süt
Black Milk
Qara Süd
Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi...

Siyah Süt kadınlığın, kadınların hayatının kasvetli ve karanlık ama son tahlilde geçici bir dönemiyle ilgili. Birdenbire gelen ve geldiği gibi hızla dalgalar halinde çekile çekile giden bir haletiruhiye bu arada incelenen. Bu haliyle elinizde tutuğunuz kitap bir nevi tanıklık. Otobiyografik bir roman.

(...) Annelik dünyanın en yaşanılası, en muhteşem lütuflarından biri; güzel ki hem de nasıl. Aldığı tüm övgüleri fazlasıyla hak ediyor.

Öylesine benzersiz, öylesine kıymetli... aynı zamanda çetrefil, karmaşık ve kimi zaman hayli ağır.

"Siyah Süt, cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman: Bunca kötülüğün ortasında, bize umut veriyor Elif Şafak, dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için."
Selim İleri
(Arka Kapak)

Yatak odasındaki komodinin üzerinde yuvarlak bir ayna var. Kenarları gümüşten. Aynanın ortasında bir kadın duruyor. Bedeni patiskadan bez bebek; bir tek bakışları etten ve kemikten. Bakıyor kendine dinmeyen bir merakla. Ayırmıyor gözlerini suretinden.

Oysa bilmez mi ki "bakmak" masum bir şey değildir ya da aynalar basit birer obje? Bilmez mi ki aynaların yüzeyleri ya bir kumaş parçasıyla örtülmeli ya da duvara doğru çevrilmeli? Bu kadar mı kayıtsız geleneklere? Yoksa bile bile mi çiğniyor kaideleri? Asırlık öğretilerle inatlaşmak istercesine?

"Her ayna anahtarını kaybetmiş bir kapıdır. Açılır Diyar-ı Esrar'a. Olur da fazla bakarsan aynaya, aralanıverir kapı, kaybolursun sonsuzlukta."

Kadının saçları gelişigüzel bir şekilde toplanmış, sağdan soldan çalı gibi saç tutamları fırlamış. O tutamlardaki her bir saç teli dile gelmiş, isyana gelmiş. Bas bas bağırıyor:
"Ne olur artık bizi yıka, bizi tara, bizi topla!"
Saç dipleri daha da beter haykırıyor, feryat figan.
"Ne olur artık bizi boya. İnsan içine çıkamaz olduk utancımızdan. İstersen civciv sarısına boya. Hatta seneler evvel bir keresinde kızıl yapmaya kalkmıştın da korkunç olmuştuk hani. Ona bile razıyız. Yeter ki boya bizi, unutma!"
(Önsöz'den)
303 syf.
·6/10 puan
Kitabın adı neden ''Siyah Süt?''

Siyah Süt, bir metafor. Mürekkebe bir gönderme diyebiliriz.

Şafak bunu "Siyah Süt'ten mürekkep elde ettim yazarak" diye ifade ediyor bir röportajında ve sütün her zaman beyaz akmadığından dem vuruyor.

Kitap hakkında belirtmek isteyeceğim en önemli nokta, Elif Şafak'ın kendisini açarak tüm kadınları kendiyle yüzleşmeye davet etmesidir diyebilirim.

Genel konu, yazarın postpartum/postnatal (doğum sonrası) depresyon dönemine denk gelen dönemi, kendi içinde yarattığı farklı altı karakter ve onların duygusal geçişleri ile gerçekleşen içsel değişimini ele alıyor.
Ve anneliğin karanlık yüzünü anlatıyor sayfalar boyunca...

''Öncelikle insanın kendini yazması çok zormuş. Evet, kendime çok insafsız davrandım. Dalga geçtim zaaflarımla, hislerimle, çelişkilerimle. O konuda çok samimi davrandım. Okurun da o samimiyeti göreceğine inanıyorum. Saklamadım, sansürlemedim. İçimdeki o farklı sesler nasıl birbirleriyle didişiyorlar. Bazen birilerini kayırıyorum, ötekileri nasıl hor görüyorum hepsini anlattım. Ama sonunda hepsiyle barış imzaladım. Kitap biraz da demokrasinin içime gelmesinin hikâyesi.'' ifadesi ise, kitabı otobiyografik şekilde ele alırken, duygu akışına bıraktığı bir yazı tarzını yeterince ifade ediyor.
O nedenle, edebi bir bakış açısı ile yazıma bakarsanız, beklediğiniz etkiyi bulamayabilirsiniz; ancak konu içeriğine ve varmak istediği noktaya odaklanınca, size katkı sunacağını söyleyebilirim.

Ben bu doğum sonrası bu dönemin, eski mesleki deneyimlerim gereği, sadece kadın tarafından değil; toplum tarafından da iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyorum.
O yüzden yorum yazarak katkıda bulunmayı istedim.
Keyifli okumalar ...
303 syf.
·Puan vermedi
Bazı kitaplar şifadırya insana buda benim şifam oldu. Ummadığım anda geldi başucuma kondu. Çok yalnızım derken içimdeki kadınları buldu. Kendime getirdi, içimdeki binbir türlü yanımı dinledim ve hepsi aynı şeyi dedi şifa sensin, sende şifa
Öğretmenliğimin ilk yılında bir kız öğrencim tarafından hediye edilen Siyah Süt romanını belki üç kere okumaya teşebbüs ettiysem de kitabın giriş bölümünde uykusuzluktan göz altları morarmış, saçı başı dağılmış, bir tarafı yana yatmış ve kusmuk lekeleriyle desen oluşmuş geceliği ile karşıma çıkan yeni doğum yapmış anne modeli içimi karartınca lohusa sendromunu çekemem deyip kestirip atmış, bebeksiz hayatımın sütlimanlığına uygun kitaplarla yoluma devam ederek her defasında kitaplığımın tozlu raflarına geri göndermiştim. Ta ki doğum yapıp üzerinden altı ay geçince bana onca kitap arasından, artık bir şans vermenin zamanı geldi de geçiyor bile, diyerek göz kırpana kadar...

Belki okumak için doğru zaman kitabın isminden de anlaşılacağı gibi anneliğimin ilk aylarıydı. Yine de anneliği düşünen, düşünmeyip kariyer yolunu seçen, anne olan ya da olmayan hatta olamayan, kendini gerçekleştirmiş ya da kafası karışık olup hala gerçekleştiremeyen tüm kadınların kendinden bir şey bulabileceği otobiyografik bir roman Siyah Süt.

Yazar kitabın isminin aksine, lohusa sendromundan ziyade kendi deyimiyle ''Benistan'' ından yola çıkarak her kadının da az çok kendi içinde yaşattığını düşündüğüm ''İçimdeki Sesler Korosu''nun parmak kadınlarıyla baş başa bırakıyor okuyucuyu. Kim mi bu parmak kadınlar? Çağımızın hızlı yaşamı içinde bize kolaylıklar sağlayan Pratik Akıl Hanım; zorlukları inanç gücüyle aşmamızı sağlayan Can Derviş Hanım; kültürel, sanatsal, felsefik ihtiyaçlarımızı karşılayan Sinik Entel Hanım; evdeki tüm yükü taşımamızı sağlayan Anaç Sütlaç Hanım; güzelliği ile ön plana çıkan Saten Şehvet Hanım; tüm bu karışıklık içerisinde hayata tutunmamızı sağlayan ve hep daha fazlasını isteyen Hırs Nefs Hanım. Kadın olma yolunda her bir parmak kadın, öne çıkma mücadelesi ile yazarın içinde çığlıklar atarken lohusalık döneminde Lord Poton'un ortaya çıkmasıyla on ay boyunca mühürlenip kilit altına alınır. Şimdi sahne hayatımızda belki bir kere, belki defalarca yaşayacağımız ya da hiç yaşayamayacağımız Lord Poton'undur.
Okuma zamanımla ilgisi var mı bilmiyorum ama ben keyifle okudum. Üzerinden dokuz yıl geçse de bu kitapla tanışmama vesile olduğu için öğrencim Z.D'ye teşekkürlerimi sunuyorum.
Keyifli okumalar...
308 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Hikayesi olan kitapları severim. Kitabın hikayesi değil algıda seçici olun piliss:)
Kitabı okuyanın hikayesi, işte bu kitabın bu bünyeye etkisini yazacağım size..

Benim, kafası onarıldıkça kırık olan bir kankitellam var. :) adı ben de saklı...Kalk kız az kütüphane yapalım dedi. Asrın teklifi, kaçar mı? ;)
Giydim pabuçlarımı düştük yola. Telefondan kitap tavsiyelerine bakıyorum. Hangisini alsam acaba diye. Bu arada ben kitabı önce okur sonra satın alırım. Kütüphanelerle haşır neşirliğim bundandır.
Baktım kara kuru bir kitap. Bi de biberon. Bu ne ola ki dedim. İlk Elif Şafak kitabım yalnız. Kadını da öyle çok tanımazdım.
Velhasıl girdim kapıdan içeriye yeni silinmiş yerler. Domestos kokuyor her yer :)))) ama o koku varya o koku... Selüloz sardı dört bir dimağımı. "Kokuya dokunmak" yaz bunu güzelmiş:). Heyecanla koştum "Ş" rafına. Ordan bana bakıyor. Aldım elime karıştırdım sayfalarını bazı satırların altı çizilmiş ne ayıp, mecbur muyum sana uyan o satıra karşı duygu beslemeye.. Bak yine asabım bozuldu :p. Arka kapak, önsöz, biraz oku öyle al, falan filan derken üzerimde kırık bakışlar hissettim. Bizim kafası kırığın gözlerinden yansıyor. İstersen al eve gidelim dedi. Oluuuurrr dedim. Kaydını yaptım aldım eve geldim kahveler hazırlanırken kaldığım yerden devam ettim ve kitabı kütüphane kapanmadan geri götürdüm... Ordan çıkıp kankitellamın dükkanına :) çocuk bana asılıyor yalnız aramızda kalsın. İstesem her kitabı ücretsiz alıp okuyabilirmişim. Benim de olabilirmiş miş miş. Benim gönlüm esas oğlan da yoksa bu cazip teklife evet demem,her teklifine evet demekle geçerdi.Siyah Süt'ü aldım evimin yolunu tuttum. Hiç adetim değildir kitaplarımı vermem kimseye. Okudum altını çizdim, okudum merak ettim, okudum kadınları anladım, anneliği anladım, rahmime düşmeyen çocuklar doğurdum. Bebeğim uyurken ziyaretime gelen Lord Poton 'u yaşadım sanki. Adalet Ağaoğlu ile ben röportaj yaptım sanki.
Virginia WOOLF, Sylvia PATH, Ayn RAD ile beraber feminist damarım tuttu.
Sinik entel hanım
Anaç sütlaç hanım
Can derviş hanım
Hırs nefs hanım
Saten şehvet hanım
Pratik akıl hanım
İle beraber kafayıda yedim, kafayıda buldum. Karakter analizleri mütiişşş. Okuyunca çok şey giriyor bu kafaya. Kitapla beraber "ne okusam" da genişliyor. Al oku, benim gibi okuyup alma diye yazdım işte size..
308 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Okuduğum ikinci otobiyografik romandı bu kitap. Diğeri yabancı bir yazara aitti. Otobiyografik olduğu için çok tat vereceğini sanmıyordum diğer romanlar gibi fakat beni yanılttı. Kitapta 6 tane parmak kadın var ve bunların hepsi aslında yazarın kendi karakterleri. Bu kadınlar:
1. Hırs Nefes Hanım : İsminden de anlaşılacağı üzere hırslı, işkolik ve kariyer düşkünü bir karakter
2. Pratik Akıl Hanım : Bu karakter de olayları pratik yoldan halledip bitirmek düşüncesinde olan bir tipleme
3. Sinik Entel Hanım : Bu parmak kadın da tamamen bilgi manyağı , sürekli okumayı, sürekli bilgi edinmeyi seven bir karakter.
4. Anaç Sütlaç Hanım : Tam bir evcimen, ev işine bayılan, sütlaç yapmayı seven bir karakter.
5. Can Derviş Hanım : Bu kadın da olaylara tasavvufi bakan, dini, imanı güçlü bir karakter.
Son olarak,
6. Saten Şehvet Hanım : Bu da kadınlık yönü ağır basan, süslenmeyi, şaşalı kıyafetler giymeyi , dikkat çekici makyajlar yapmayı seven bir tipleme.
Kitapta yazarın tüm bu yönleriyle kavgasına şahit oluyoruz. Kavganın nedeni de yazarlık mı annelik mi ?Tüm bu karakterlerin kendi aralarında ve yazarla çatışmaları genel anlamda anlatılıyor.
İnsan okurken keşke benimde parmak kadınlarım olsa demeden alıkoyamıyor kendini. Okurken hayallere dalarak okudum bu kitabi ve inanılmaz keyif aldım. Hamilelik öncesi ve sonrası hakkında da bir çok detaylı bilgiden de bahsediyor yazar. Bu yönüyle de kitap beni etkiledi ve 2 günde bitirdim kitabı. Tavsiye ederim, keyifli bir kitap benim gözümde.
308 syf.
·71 günde·Beğendi·10/10 puan
... 'Çok fazla düşünüyorsun',diyor Eyüp. Bu yüzden bu kadar sıkıntıya sokuyorsun kendini.Herşeyi ince ince düşünmek zorunda mısın?Önce yaşa, sonra düşün. Sen hep önce düşünüp sonra yaşıyorsun.Düşünmeden yapamaz mısın?
Bilmem diyorum. İlginç geliyor bu saptama.
"Düşünmem lazım."
308 syf.
·2 günde·7/10 puan
Annelik dünyanın en yaşanılası, en muhteşem lütuflarından biri; güzel ki hem de nasıl.
Ama anneliğin sadece ve sadece pozitif yanlarından bahsedilmesinde yanlış ve yanıltıcı bir şeyler var.
Zira annelik aynı zamanda çetrefil, karmaşık ve kimi zaman hayli ağır.
Üstelik daha evvel anne olmuş olmak da pek ile yaramıyor sanki.
Her hamilelik farklı bir hamilelik.Her bebek farklı bir bebek. Tıpkı birbirine zerre kadar benzememesi gibi uzaktan aynı sanılan kar tanelerinin.
Ay ışık saçar. Gecenin koyuluğunda büyük bir sabır ve kararlılıkla ışıldar. Ama ayın bir de karanlıkta kalan yüzü var. İlk bakışta kendini ele vermeyen.
Annelik de öyle...Öyleymiş...
303 syf.
·28 günde·Puan vermedi
Kadınlığın, kadınların hayatının kasvetli, karanlık ve geçici bir dönemi.. Birdenbire gelen ve geldiği gibi hızla dalgalar halinde çekile çekile giden bir halet-i ruhiyenin incelemesi..
303 syf.
·5 günde·7/10 puan
Tanıştığım ilk Elif Şafak kitabı oldu. Belki eser işlediği konu itibari ile bayanların daha fazla dikkatini çeken, hatta bayanlar tarafından daha fazla okunan bir eser olabilir. Bunun araştırmasını yapmadım. Başarılı bir kariyer ile anne olmak arasında sıkışan pek çok bayanın belki de benzer duyguları yaşadığı bir süreci anlatıyor Elif Şafak… Her ne kadar bir erkek olarak bu duyguları yaşamasam da Elif Şafak bir erkek olarak bana bile bu savaşı başarı ile hissettirebildi. Elif Şafak’ın yazım dilini oldukça sevdim. Ve çok güçlü bir kalemi olduğuna şahit oldum bu eseri ile. İçindeki sesler korosu ile yaşadığı tartışmaların dışında, deneme tadında çok ilgi çekici kadın hikâyelerini de eserde çok şık serpiştirmiş sayfalara. Salt bir hamilelik dönemi buhranı olarak düşünmeyin. Keyifle okuduğum bir eser oldu.
308 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10 puan
Özetle ...İnsan ne yapıyorsa kendine yapıyor diyen bir kitap. Lohusalık dönemine henüz şahit olmasam bile yenilenmek yeşermek her daim insanın elinde tazelikten yana olmak varken karamsarlık az uzakta oynasın.
308 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Bir kadın kendini sadece edebiyata ve kariyerine adamasıyla içindeki diğer tüm istekleri bastırır. İçimdeki sesler olarak adlandırdığı farklı farklı parmak kadınların her biri onu kendi tarafına çekmek ister. Hırs tarafına kulak verirken anaç tarafını yok sayar kadın. Aşık olmayı kendine yasaklar. Ama çok geçmeden aşık olur bu sefer anaç tarafı devreye girer ve gebe kalır. Gebelik biter bu sefer lord poton yani postnatal( gebelikten sonraki yaklaşık 6 ay) depresyon girer devreye elinde hediye kutusu misali bir kutuyla içinden bolca hüzün, alınganlık ve evham çıkarır. Çıkarttıklarının yerine de kadının içindeki sesleri koyar kutuya bastırır,susturur.
...
Kadın yaklaşık on ay sonra bambaşka biri olarak uyanır. Lord potonu oraya getirenin asıl o olduğunu, içimdeki sesler korosunun aslında sadece kendisi olduğunu anlar. Lord potonun on ay sonra kendini terk etmesiyle içindeki sesler serbest kalır kadının.
Artık demokrasi vaktidir. Kadın içindeki tüm seslere kulak verme hepsine eşit davranma kararını alır.
...
Bir kadının kendisi ve çevresiyle savaşı işlenir bu kitapta suya yazı yazar gibi.
303 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Okuduğum en güzel kitaplar arasına girdi. Okurken kendimi kaptırdım ve aşırı zevk aldım. Bir kadın olarak bir kez daha anladım kadın olmanın zorluğunu ve bir kez daha gurur duydum bütün kadınlardan...
"Başarılı" olmaya o kadar koşullanmış ki , ne zaman bir şey aksasa, anında "başarısız" addediyor kendini. Her hatadan sonra yüksek sesle özür diliyor kim bilir kimden .
Bilmiyor ki özür dilemek de bir bağımlılık olabilir; yerli yersiz durmadan etrafındakilere " kusura bakmayın" dedikçe , bakılacak kusurları artar insanın.
Her şeyi ince ince düşünmek zorunda mısın? Önce yaşa, sonra düşün. Sen hep önce düşünüp sonra yaşıyorsun. Düşünmeden yapamaz mısın?
Bilmem. Düşünmem lazım.
"Yaşadığımız hayatın ne denli geniş ya da dar olduğu bizim taşıdığımız cesarete bağlı" derdi.
Peki ama "hayatın genişliğini" neden hep evin dışında arıyoruz? Arıyorum? Neden munis ve evcimen olunca hayatın dar; dışa dönük ve kaotik olunca da hayatın geniş olduğunu sanıyorum hep? Gerçekten öyle mi?
"Sen hiç elinde oltayla denize koşan balıkçı gördün mü? Göremezsin. Çünkü balık kovalamaz balıkçı dediğin. Bekler ki balık kendine gelsin."
"Yani?.."
"Yani canım" diyor Can Derviş Hanım. "Bekle , deniz sana gelsin. "
Aşktan sonra olan her şey şimdiki zaman. Öncesi ve sonrası olmayan. Uzakları yakın, olmazları olur eden bir efsun aşk. İnsana tükürdüğünü afiyetle yalatan, ettiği tüm büyük lafları bir bir hatırlatan, bileğinden kavradı mı sarsan, sarstı mı da bırakmayan bir yudumcuk efsun.
Aşk bir kimyasal bileşim. Formülünde esrar var.
Hayal, şeftali yanaklı bir genç kız. Bir su perisi kadar cazibeli, bir su perisi kadar aldatıcı. Kucaklamaya kalksan, kayar gider ellerinden. Tutamazsın. Hakikat ise beli bükülmüş, dişleri dökülmüş, kamburu çıkmış bir acuze. Kolay kolay suratına bakamazsin.
Hayal, Firuze'nin oyun arkadaşı, can yoldaşı. Onlar güle oynaya vakit geçirirken, ihtiyar Hakikat ses etmeden izliyor uzaktan. Gözlerini kısıyor hasetten.
"Yakında" diyor hakikat kendi kendine. " Çok yakında , şu şımarık Hayal kapı dışarı edilecek. Ben kurulacağım onun tahtına...

Nerden duysun bunları Firuze? Duysa da anlayamaz ki zaten ardındaki manayı.
Çok olmalı ki, Namık Kemal'in 1872de İbret'te yazdığı ve
Osmanla aile yapısını incelediği makalesinde dediği gibi, daha kendileri çocukken çocuk sahibi olur kızlar. Ellerindeki ovuncak bebeklerin yerini sahici bebekler alıverir.
Diyemiyorum ki ben aslında seneler seneler boyu aynı evde yaşamak, bir yerde kök salmak nasıl bir duygudur hiç bilemiyorum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Siyah Süt
Alt başlık:
Yeni Başlayanlar İçin Postpartum Depresyon
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
308
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759915315
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Siyah Süt
Black Milk
Qara Süd
Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi...

Siyah Süt kadınlığın, kadınların hayatının kasvetli ve karanlık ama son tahlilde geçici bir dönemiyle ilgili. Birdenbire gelen ve geldiği gibi hızla dalgalar halinde çekile çekile giden bir haletiruhiye bu arada incelenen. Bu haliyle elinizde tutuğunuz kitap bir nevi tanıklık. Otobiyografik bir roman.

(...) Annelik dünyanın en yaşanılası, en muhteşem lütuflarından biri; güzel ki hem de nasıl. Aldığı tüm övgüleri fazlasıyla hak ediyor.

Öylesine benzersiz, öylesine kıymetli... aynı zamanda çetrefil, karmaşık ve kimi zaman hayli ağır.

"Siyah Süt, cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman: Bunca kötülüğün ortasında, bize umut veriyor Elif Şafak, dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için."
Selim İleri
(Arka Kapak)

Yatak odasındaki komodinin üzerinde yuvarlak bir ayna var. Kenarları gümüşten. Aynanın ortasında bir kadın duruyor. Bedeni patiskadan bez bebek; bir tek bakışları etten ve kemikten. Bakıyor kendine dinmeyen bir merakla. Ayırmıyor gözlerini suretinden.

Oysa bilmez mi ki "bakmak" masum bir şey değildir ya da aynalar basit birer obje? Bilmez mi ki aynaların yüzeyleri ya bir kumaş parçasıyla örtülmeli ya da duvara doğru çevrilmeli? Bu kadar mı kayıtsız geleneklere? Yoksa bile bile mi çiğniyor kaideleri? Asırlık öğretilerle inatlaşmak istercesine?

"Her ayna anahtarını kaybetmiş bir kapıdır. Açılır Diyar-ı Esrar'a. Olur da fazla bakarsan aynaya, aralanıverir kapı, kaybolursun sonsuzlukta."

Kadının saçları gelişigüzel bir şekilde toplanmış, sağdan soldan çalı gibi saç tutamları fırlamış. O tutamlardaki her bir saç teli dile gelmiş, isyana gelmiş. Bas bas bağırıyor:
"Ne olur artık bizi yıka, bizi tara, bizi topla!"
Saç dipleri daha da beter haykırıyor, feryat figan.
"Ne olur artık bizi boya. İnsan içine çıkamaz olduk utancımızdan. İstersen civciv sarısına boya. Hatta seneler evvel bir keresinde kızıl yapmaya kalkmıştın da korkunç olmuştuk hani. Ona bile razıyız. Yeter ki boya bizi, unutma!"
(Önsöz'den)

Kitabı okuyanlar 6,8bin okur

  • Seçil Akgün
  • Gizem Selda
  • seda bilgiç
  • Semra Şahin
  • A. S. T.
  • RoadNotTaken
  • Gizem çakır
  • beyza
  • Rıdvan Yavaş
  • Funda ulay

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%6.2
13-17 Yaş
%2.5
18-24 Yaş
%17
25-34 Yaş
%30.6
35-44 Yaş
%30.2
45-54 Yaş
%10.1
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%88.4
Erkek
%11.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14 (173)
9
%11 (136)
8
%15.4 (191)
7
%18.6 (231)
6
%13.9 (172)
5
%10.3 (128)
4
%4.4 (54)
3
%3.9 (48)
2
%3.6 (44)
1
%4.1 (51)

Kitabın sıralamaları