Adı:
Aşk
Baskı tarihi:
Mart 2009
Sayfa sayısı:
420
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051111070
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Forty Rules of Love
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Ya ortasındasındır Aşk'ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde..

Ella Rubinstein (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi, düzenli ve görünüşte "sorunsuz" bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur; görevi A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmektir. 

Ancak hayatının kritik bir döneminde eline aldığı bu kitap, hiç beklemediği bir şekilde Ella'yı derinden sarsacak, dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır. 

Hayatlarımızın durgun gölünü dalgalandıran taş misali, yüzleşmek zorunda olduğumuz sıkıntılar, acılar... ve aşkın peşinde katetmek zorunda olduğumuz zorlu yollar, ödediğimiz bedeller...

Aşk... kitap içinde bir kitap, hayatın anlamı peşinde bir aşk macerası... 

Aşk... Elif Şafak'tan arayışa, gerçeğe ve keşfetmeye dair bir roman.
420 syf.
·1 günde·10/10 puan
Elif şafak aşk adında bir kitap yazmıştı yıllar önce. Bir hevesle aldım ama nasıl olduysa Taksim-Mecidiyeköy metrosunda kaybettim. Okumak bugüne nasipmiş. Bizim gibi aşk için kurşun atıp kurşun yiyen insanları tatmin edecek sözcük bulmak kolay değil ama Üstad Elif Şafak kalemi titretmiş resmen.

İki paralel öyküden oluşan kitap biri 2000'li yıllarda Boston-Amsterdam hattında, diğeri 1240'larda Semerkant-Bağdat-Konya hattında geçiyor. Kitap genel itibariyle tasavvuf modunda ilerliyor. Bu tür eserleri seviyorsanız eğer hala geç değil alın, açın okuyun.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
420 syf.
·1/10 puan
"Ne olursan ol gel, benim yanımda fitne vardır dayanabiliyorsan gel"

Hani dillere plesenk ettiğiniz sözün orjinali budur... Celaleddin Rumi, aşkın olduğu yerde fitnenin de olduğunu iyi bildiğinden, baştan uyarmıştır. Aşk'da fitne vardır evet, aşkın olduğu yerde fitne kaçınılmazdır... Hele ki aşık olmadan, tasavvuftan birhaber iken bu mecralara girersen, fitne olmaman mümkün değildir!

Bir konuda neden kitap yazarsın? Çünkü söyleyecek birşeylerin vardır. Bilirsin, vakıfsındır, konuşmak istersin, yıllarca bilginin ve emeğin zihninde oluşturduğu ağırlığı bu sayede atarsın üzerinden. İmam Gazali gibi, 40 yıl içinde olduğun, araştırdığın, yaşadığın konuyu altmış küsür yaşında kaleme alırsın... Günümüzde ise kitap yazmak eskilerin "fikir işçiliği" dediği çizgiden öyle bir uzaklaşmıştır ki, önüne gelen bilmediği konularda dahi eser yazarak kısa yoldan köşeyi dönmeye çalışmaktadır. Kitaplar para kazanmak için yazılır hale geldiğinden, ticari meta statüsüne koyulmuş, para ne yönden geliyorsa kitap simsarları o yöne set kurmuştur. Son yılların en popüler konusu da malumunuz tasavvuf'dur. Milleti öyle bir tasavvuf sevdası sardı ki azizim, resmen tasavvufla yatıyoruz, tasavvufla kalkıyoruz. Bunu gören fırsatçılar da boş durur mu, bu konunun cahilleri bile üst üste kitaplar yazarak tabi ki tasavvufu satacaklardır. Şimdi örneklerle tasavvufu satan bir kitap nasıl yazılır onu inceleyeceğim. Örneklerle izah edelim, kararı siz okurlar versin...

Eserin daha girişinde, Elif: "Mesneviyi şerh edenlerin çoğu bu ölümsüz eserin “b” harfiyle başladığına dikkat çeker. İlk kelimesi “Bişrev!“dir. Yani “Dinle!” Tesadüf mü dersin ismi “Suskun” olan bir şairin en kıymetli yapıtına “Dinle!” diye başlaması. Sahi, sessizlik dinlenebilir mi?"
Gibi bir şey yazmıştır. Kendisinin Celaleddin Rumiyi tanımadığı daha buradan bellidir. Konuyu duygusal açıdan ele almak yerine tarihsel olarak bir kere dahi incelemiş olsa idi, Celaleddin Rumi'nin bu sözü Kur-an'ın ilk ayeti olan "ikra" yani (oku-söyle) kelimesine atıf olarak yazdığını bilirdi... Dakika bir gol bir. Neyse, devam edelim.

Biraz daha ilerliyorum ve Elif gene beni şaşırtmayarak diyor ki: "Tıpkı o zamanlar olduğu gibi, bugün de nicelerinin “kâfirlere karşı savaşmak” olarak tanımladığı zahiri bir cihaddansa, insanın kendi içine yönelerek olgunlaşmasını hedefleyen bâtınî bir cihat üzerinde durdu" Diyerek saçmalamıştır. Oysa Celaleddin rumi "Ben Musa gibiyim, bu Mesnevi de Asa-yı Musa gibidir, ben bu Mesnevi ile düşmanlarımı yendim(galebe çaldım)" demiştir. Üzgünüm Elif hanım ama, Celaleddin Rumi, zahiri savaşı hoş görmeyen birisi değildir. Tarihsel kayıtlara göre Moğollar'dan 5.000 altın aldığı sabittir. Selçuklu ileri gelenlerine düşman olmakla beraber, kendi oğlunun da öldüğü ve Moğollara karşı yapılan bir savaşta oğlunun ve beraberindekilerin ölümünü "bir eşek geberdi, bir köpek geberdi" şeklinde müjde edasıyla sevinçle karşılamıştır. Hatta kendi öz oğlunun cenazesine de katılmamıştır! Neyse, devam edelim...

İlerleyen satırlar da: " Zaten Allah’ta kendini kaybetmekle aklını kaybetmek arasında incecik bir çizgi vardır demezler mi?" şeklinde bir ibare var. Öncelikle insanın Allah'da fena bulması denen tasavvufi tabir, insanın deli olması değildir. Bilakis, Allah, Kur-an'da Peygambere hitaben "sen deli değilsin" demekte, peygamberlere deli yaftası yapıştıranlar da kızmaktadır. Kur-an'a göre, Allah adamlarına deli diyenler aslında kafirlerdir.! Devam edelim...

"Biz size şah damarınızdan daha yakınız demiyor mu? Allah gökte fersah fersah ötelerde bir tahtta oturmuyor ki. Her an her yerde ve hepimizin içinde. O yüzden asla terk etmez bizleri. Kendi Kendisini nasıl terk edebilir ki..." Şeklinde ki ibareye gelip afallıyorum. Allah'ın bize yakın olması, mesafe cinsinden değil, Allah'ın bizi bilmesi ve bizim de onu bilmemiz şeklinde ifade edilmiştir. Burada ki yakınlık, Allah'ın her an her şeyi bilmesi nevindendir. Ayrıca Allah, içimizde değildir. Buna dair Allah ve Peygamberin sözü yoktur. Eğer Allah içimizde ise, cehennemde insanlar içlerinde Allah olduğu halde yanmaları söz konusu olur. Allah kendisini mi yakacaktır? Allah insanın kendisi değildir. Hz. Ali, insan Allah'ın kendisidir diyenleri idam etmiştir. Neyse, devam edelim...

Elif, tasavvufa bu kadar yoğunlaşmaktan sıkılmış olacak ki, hikaye de, ara ara abd'de Mrs. Rubinstein'ın evinde şarap muhabbetine giriyor. David'in pahalı şarapları açılıyor falan... "Rubinstein" soy adını duyunca eser acaba Yahudi Holocaust'uyla alakalı mı diye kendi kendime soruyorum, ne alaka yani Rubinstein? Tamam Elitsin! Neyse devam edelim....

Elif, Şems'in ikinci kuralını ifade ettiği bölümde Celaleddin rumi'nin "Hamdolsun sana ki Şeytanımı Müslüman ettim." dediğini rivayet ediyor. Öncelikle Celaleddin Rumi'nin böyle bir söz söylemesini rivayet etmeyi bırakın, Rumi'nin kendisinin böyle bir söz söylemesi dahi iddialı bir laftır. Rumi'yi peygamber yerine koymaktır. Bu özellik Hz. Peygambere ait olmuş olup, dört halife dahi böyle iddialı bir söz söylememiştir. Tasavvufi manada inceler isek, her insanın bir şeytanı vardır. Hz. Resulullah'ın yoktur. Bunun alameti ise, peygamberin gölgesinin olmamasıdır. Bir sır olarak, kişi; benim şeytanım yoktur-benim şeytanım müslümandır diyor ise, o kişinin gölgesi olmaz. Tasavvufun Sultanı Abdülkadir Geylani'nin dahi şeytanı vardı...

“Tebrizli Şems, müjde! Duaların kabul olundu! Hazırlan, Bağdat’a gideceksin” dedi bir ses. Tanıdım onu. Çocukluğumun koruyucu meleğiydi" Aslında bu ifadeleri gördükçe sıkılıyorum. Yani bu kadar hata, eseri hatada emsalsiz bir yere koyuyor. Bir kere kitapta pekçok yerde değinildiği üzere Şems, Konya'ya Kayseri üzerinden gelmiş, Kayseri'de 3 ay kalmış, bu 3 aylık dönemde de Moğolların Kayseri'yi fethini organize etmiştir! Tarihsel olarak gerçek budur. İkincisi herkesin koruyucu meleği vardır. Hafaza melekleri diyoruz, ama görmemiz veya onlarla konuşmamız söz konusu değildir! Kim, nasıl uyduruyor bunları aklım almıyor, hafaza meleklerinin görevi, insana yol göstermek falan da değildir.

“Şeriat kandil gibidir” dedi Şems-i Tebrizî. “Nuruyla aydınlatır. Ama unutmamalı ki kandil karanlıkta yürürken önünü görmeye yarar. Şeriattan sonra tarikat gelir. Tarikattan sonra marifet. Marifetten sonra hakikat! Şayet ana istikamet unutulur ve insan şeriatı araç değil amaç sayarsa, o kandilin ne faydası kalır?” Bakın bir Hak Adamı böyle söz etmez. Bu ifade Allah'ın kanunlarını hafife almaktır. Tasavvufi ıslahatta, bir kişinin ehli şeriat kapısından, ehli tarikat kapısına vardığının alameti, şeriatı hor görmemektir...

Şems-i Tebrizî doğruldu, görünmez bir kitaptan risale okurcasına düzgün bir sesle izah etti: “Peygamber Efendimiz Kuran’ın yedi boyuttan okunabileceğini buyurmuştu. Biz bu yediyi dörtte toplarız. Üçüncü Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki bâtınî mana. Üçüncü bâtınînin bâtınîsidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye" Bir kere, Hz. Peygamber, Kur-an'ın yedi boyuttan değil, yedi kıraatten okunabileceğini beyan etmiştir. Ne boyutu? Bugün ülkemizde okunan Kur'an, mesela asım kıraatidir. Kuran'ın okunma usulüyle alakalı dilbilimsel bir meseledir. Diğer konu ise, Kuran, Allah'a göre açık bir kitaptır! Kelimelerin altında, yalnız bazılarını bilebileceği batıni anlamlar olduğu iddia etmek, İslam akidesine göre, küfürdür. Bunu söyleyenin tövbe etmeden ölmesi halinde işi zordur!

“Ama ben rüya görmem” diye tekrarladı Şems. “Allah’la mutabakatımızın parçasıdır. Çocukken kâinatın kimi sırlarının bir önüme serildiğine şahitlik ettim. Bunu anneme babama anlattığımda hiç hoşlarına gitmedi, hayal gördüğümü söylediler. Sırrımı arkadaşlarıma açayım dedim, onlar da ‘ya hayalcinin ya yalancının tekisin’ dediler. Hocalarıma danıştım ama onların tepkisi de farklı olmadı. En nihayetinde anladım ki
insanoğlu fevkalade bir hâl işitti mi ona ‘hayal ya da rüya’ der, geçer.”
Bakın burada da bir yanlışlık söz konusu, Şems, çok rüya gördüğü için hayal ile gerçeği karıştırıyordu. Hani, yaşanılan bir olayın rüya mı, gerçek mi olduğu hususunda endişelenirdi. Bu sebepledir. Kendisinin üstünlüğü gibi aktarılan olay, aslında Şems'in korkması neticesi vuku bulmuş, insani bir olaydır.

"Kâinattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir."
Allah'ın heryerde olduğu görüşü, şia akaididir. Allah her yerde ise, her yer Allah olmuş olur. Allah'ın ilmi ile heryerde olması, heryerde olması anlamına gelmez. Dünya fanidir, Allah ise fani değildir. Sünnete muhalif sözlerdir bunlar... Neyse devam edelim...

“Ama ilm-i ledun bir yere akmazsa şayet, beklemiş bir vazonun dibindeki acı su gibidir. İçimde biriken ilmi paylaşacak bir can yoldaşı bulmak için Allah’a çok dua ettim. En sonunda Semerkand yakınlarında bir handa bir sır fısıldandı kulağıma. Kaderimin tecellisi için Bağdat’a gitmem söylendi"
İlmi ledün? ilginç :) bunların ilm-i Ledün dediği şey, okumadan, ilim tahsil etmeden her şeyi bilmektir. Yorumu size bırakıyorum. Fısıldayan kim? Burası da tuhaftır, Sanki Peygamber gibi, Allah ile karşılıklı dialoglar falan yaşanıyor :)

"Dünyadaki onca husumeti, karmaşayı düşününce, hele bir yandan Haçlısı, bir yandan Moğolu saldırırken, pek çok insana bu imkânsız bir hayal gibi gelmişti. Neler görmedik ki bugüne değin: Hıristiyan Müslüman’ı, Hıristiyan Hıristiyan’ı, Müslüman Hıristiyan’ı, Müslüman Müslüman’ı kesmedi mi? Dinler, mezhepler, kabileler, hatta kardeşler savaşmadı mı? Mamafih, Keykubad dirayetli bir hükümdardı."
Daha önce de değinmiştim, Şems ve Rumi; Moğol yanlısıdır. Hatta Moğollar, o dönemin hilafet merkezi Bağdat'ı ele geçirdikten sonra, Rumi'yi Şeyhüş Şua yani Anadolu velilerin lideri seçmişler, Rumi'ye beyat etmeyen tüm Şeyhleri, aileleri ile beraber öldürmüşlerdir. Konu Keykubat Sultana gelmişken, Şems'i öldürenlerden bir kaçı, Keykubat'ın adamıdır. Mesela birisi Keykubat'ın veziridir. Şems'in kafasını kestikten sonra, bedenini evinin bahçesindeki kuyuya atmıştır. Bu beden, bugün bile! o kuyudadır. Yazarın iddiaları bu açıdan gülüçtür.

"Feriddüdin-i Attar hazretleri şöyle demişti: Çok geçmeyecek, bu oğlan âlemin yüreği yanıklarının yüreklerine ateşler salacak."
Bakın bu sözün 1243'de söylendiği rivayet ediliyor. Bilmeyenler için, Attar 1229'da vefat etmiştir. Tarihsel olarak böyle bir söz söylemesi, zaman ve mekan açısından mümkün değildir.

"...sana bir yoldaş gerek” dedim ve Kuranı Kerim’de yazan bir
hükmü hatırlattım: “Mümin müminin aynasıdır."
Bu konuda ayrıntılı alıntı da yapmıştım. Kuran'da böyle bir hüküm yoktur. Bu söz hadistir.

Kitabı incelerken, baştan sona onlarca kısımın altını çizdim ama inanın bu hataları zikretmek dahi beni yordu. 100'lü sayfalara gelince vazgeçtim. Kitap hakkındaki yorumum tek kelime ile ifade etmek gerekirse "facia" dır. Diğer bir ilginç mevzu da,
Elif Şafak isimli yazarın? eskiden beri aslen erotizm üzerine kitaplar yazmasıdır. Bakın bu, şahsımı kesinlikle ilgilendirmiyor. Ama, asıl alanı popüler/sekiler konular olan, erotizmi bir unsur olarak değil de bir esas olarak işlemiş, Mahrem isimli eserinde pedofili sapıklığını dahi maalesef yazmış, iğrenç satırlar kaleme almış bir kişinin, -Buna rağmen- günün birinde tamamen fransız kaldığı tasavvuf konusunda bir eser kaleme almaya çalışmasıdır. Bu durum, eseri ilk gördüğümde, hafiften şaşırmama sebep olmuştur :) Para sen nelere kadirsin sözü de istemeden ağzımdan kaçmıştır. Yani, Türk mutasavvıflarının tarihini kaleme alan Fuad Köprülü Hoca'nın bile tasavvufu yaşamadan, tasavvuf hakkında eser yazdığı için eleştirildiği bir dünyadayız. Pedofili unsurları içeren kitap yazmış bir şahsın tutup da, araştırmadan, etmeden böyle bir eser yazmaya çalışması tam manasıyla bu eseri çöp konumuna düşürüyor. Onlarca büyük hata sözkonusu. Anladığım kadarı ile, yazar Şems'in 40 kuralı isimli makalat'ı oturup okumuş, kısa bir internet bilgisiyle de kitap yazmış çıkmış. Oysa makalat ne demektir? Bir kişi hakkında, o öldükten sonra, çevresindekiler tarafından söylediği rivayet edilen! sözlerin derlenmesidir. Bu derlenme de böyle bir eser için yeterli değildir. Kurgunun kurgusu olmaz!
Yani, dervişler oturup hıyar, domates, patlıcan soyuyolar... Ki o tarihte anadolu da bu sebzeler yoktu. Dervişler birbirleriyle lanlı lunlu konuşuyolar, kerhanenin yerini sormalar... falan :) Ya sabır. İfadeye bakın:

"Orostopollar ne zamandan beri vaaz dinlemeye camiye gider oldu?” diyecekti. Ne zaman böyle alay etse öyle bir gülme
krizine tutulur ki yüzü patlıcan moruna döner."

İncelemeyi sabırla yazdım, sabırla okuyacak arkadaşlara da teşekkür ederim. Çok çok daha uzun yazacaktım ama kitap o denli sınırlarımı zorladı ki daha fazla tahammül edemeyip bıraktım. İyi günler dilerim.
  • Bin Muhteşem Güneş
    9.0/10 (16,4bin Oy)18,1bin beğeni63,5bin okunma32,9bin alıntı209,6bin gösterim
  • Çalıkuşu
    8.9/10 (13,8bin Oy)16,2bin beğeni64,3bin okunma38,2bin alıntı258,6bin gösterim
  • Olasılıksız
    8.6/10 (15,6bin Oy)16,8bin beğeni61,1bin okunma15,5bin alıntı255bin gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (25,4bin Oy)30,2bin beğeni91,8bin okunma140,4bin alıntı967,8bin gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.1/10 (36bin Oy)40,3bin beğeni132,5bin okunma97bin alıntı648,4bin gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (36,6bin Oy)41,3bin beğeni143,2bin okunma87,1bin alıntı2milyon gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar?
    8.5/10 (24,7bin Oy)24,2bin beğeni98,1bin okunma55,2bin alıntı849,2bin gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (29,3bin Oy)33,1bin beğeni105,7bin okunma56,8bin alıntı363,9bin gösterim
  • Serenad
    9.1/10 (23,6bin Oy)25,7bin beğeni80,6bin okunma76,4bin alıntı268,8bin gösterim
  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
    8.4/10 (13,3bin Oy)13bin beğeni62,7bin okunma38,4bin alıntı177,7bin gösterim
420 syf.
Popüler kültürün edebiyatı getirdiği durumu özetleyen, buram buram yapmacıklık kokan bir eser. Bence aşk bu değil, Mevlana'nin Aşk'ı zaten bu değil. Elif Şafak ise Mevlana hakkında bırakın kitap yazmak onu agzina alacak yetkinlikte birisi de değil.
Mevlana ve Aşk kavramını öğrenmek isteyenler bunu bizzat Mevlana'nin kendi eserlerinden öğrenmelidir.
420 syf.
·29 günde·3/10 puan
Bir kitabi, 1 ayda bitirerek kendi kişisel rekorumu kırdım evet...
Bu kitaba 3.'ye para veriyorum. İlki benden okumaya daha cok hevesli birine ödünç verildi geri gelmedi, ikincisini yine seneler evvel aldim bi kaç sayfa okudum ve Altinoluk plajlarinda hacilattim veya unuttum akibeti hakkinda hic bi bilgim yok. Elimde bulunan 3.yü bitirebilmenin hakli gururunu yasiyorum.
Şimdi;
Elif Şafak sevdiğim ve kalemini iyi bulduğum bir yazar değil. Benim için yokluğu da varlığida bir.
Toplumun ortak değeri olan ( en azindan bir kisminin) tarihi karakterlerin yazarlarin hayal gücune veya kafalarina gore hayat bulmasina karşiyim. O yüzden tarihi romanlari roman olarak okumakta güçluk çekiyor ve değerlendirme yapmami etik bulmuyorum. Kitap nereden bakarsaniz bakin önceden konu hakkinda bilgisi olanin elinde kaliyor.
Umutsuz ev kadinlarini hedef kitlesi yapan bir roman işte....
Okudum yarim biraktim, üstune 3 farkli kitap okudum anca bitirdim.
O kadar sig bir kitap ki.
Şems'in babasina " gicik" olduğunu söylediği, Rumi'nin oğullarinin "Berkecan'a dönüştüğü, önemli yan karakterlerden birinin dedesi yasinda bir adama aşik olup karasevda'dan öldü mü kaldimi belli olmadigi buram buram Elif Şafak basitliği kokan kitap. Kimya Hatun'a aleni aleni hakaret edilmiş bence. Bir de bu kitapta Kimya Hatunun Mevlanaya hizmetci- evlatlik verildigi yazilmiş. Ben Kerra Hatun'un ilk evliliginden olankizi diye biliyordum. Onunla ilgili bir kitap okuyup, Selcuklu Tarihi hocasina sormustum. Üstüne çok muhabbet etmiştik. Yani Elif Şafak burada uydurmuş.
İlla uydurcaksan yine ayni konseptte hayali insanlar üret d'mi ama?
Ella'ya da ayri bir sinir oldum. Bu Elif Şafagı zerrece anlamiyorum ideali, hedefleri ve düsünceleri ne bilmiyorum. Adeta bukelamun kadinlardan. Mevlana, sems ve diger karakterlerin konusturuldugu sahneler o kadar kötü ki.. kötü yani. Orada mevlana degil Elif Şafak konusuyor.... Bitti kurtuldum. Oh.
420 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Aşk... kitap içinde bir kitap , hayatın anlamı peşinde bir aşk macerası...

Aşk... Elif Şafak 'tan arayışa , gerçeğe ve keşfetmeye dair roman.

"Aşktan yana yaşadıklarımı bilseydin eğer hala seviyor oluşuma aşık olurdun"
420 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Kitabı anlatabilecek en güzel cümle bence  "Ya ortasındasındır AŞK’ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde..." Aşkın ortasında olabilene ne mutlu. Çok zor bulup kolay harcıyoruz çünkü...
420 syf.
·4111 günde·Beğendi·9/10 puan
Aşk, Elif Şafak "Ya ortasındasındır AŞK’ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde”

Roman günümüzde diğer geçmişte olan iki olayın iç içe işlenmesi ile yazılmış. Geçmiş ve bugün hikayelerini birbirine çok güzel bağlayarak anlatmış.
Özellikle roman içinde işlenen kırk kural ile Mevlana ve Şems’in hayatını tarihi bilgilere yakın bir ölçekte ele alması ile de biyografik ve didaktik bir eser olma özelliği de kazanmış harika bir eser.

Çok önceden okusam da ara ara baktığım nadir kitaplardan.
419 syf.
·82 günde·Beğendi·10/10 puan
"Evrende her yerde Allah’ı görebilirsin çünkü o her an her yerdedir.

Aklın kimyası ile aşkın kimyası birbirinden çok farklıdır. Akıl korka korka en ufak detayı düşünerek hareket eder fakat aşk doğaçlama yaşamaktır bir anlamda.

Aşk aslında bir seferdir. Yolculuğa çıkan herkes nasıl bir şekilde değişiyorsa aşkı yaşayanda bir şekilde değişmektedir."
419 syf.
·26 günde·Beğendi·9/10 puan
Muhteşem gerçekten.Mevlana ile Şems'in hikayesi kadar Ella ve Aziz'in de birbirleriyle yollarının enterasan bir sekilde kesişmesini merakla okudum.Sufî felsefesi üzerinde durulmuş olsa da aslında günlük yaşantımızda yaşayabileceğimiz anlar üzerinden olaylar örgüsü gelişmiş. Ruhu sıkmayan, merak ettiren, düşündüren satırlar... Kısacası güzel kitaptı.
420 syf.
·Puan vermedi
Şems ile Mevlana'nın iki bedende bir ruh oluşunu , ölümsüz dostluklarını bir de bu kitaptan dinledim.Hemen idrak edemeyeceğim bir çok hayırlar katmış olduğuna inanıyorum ama aynı zamanda okurken kendi düşünceme ters gelen yerlerde mevcut.Aşkın gözyaşları Şems'i okumuş birisi olarak şöyle ufak bir kıyaslama yaparsak sevgili dostlarım , Aşkın gözyaşları kurumuş toprağa sağanak bir yağmur ise "Aşk" adlı eser yanında çise kalır kendi kalbimce.
420 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
İçinde Aşk olan bir kitap beğenilmezmi hele hele hem dünyevi hem uhrevi iki aşkı bir kitapta bulmak Elif Şafak adına ve kitabın adına yakışır bir eser sunmuş bizlere aşkı aşkla okudum ve beğendim....
420 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabı okumaya başlarken içeriğinin bu denli bir konuya sahip olacağını hiç düşünmemiştim.

Kitap kahramanı, evli üç çocuklu olan Ella artık tek düze yaşamından sıyrılıp bulduğu bir iş sayesinde editörünün ona göndermiş olduğu Aşk Şeriatı kitabını incelemeye koyulur. Herşey bir kitap incelemesinden ibaret iken kitabı yazan Aziz Zahara ile iletişime geçmesiyle başlar... Kitaba dair bilgi vermek istemem, üstü kapalı belirtmem gerekirse ;

Mevlana ve Şems 'in arasındaki dostluk Ella ve Zahara' yı birbirine bağlamış Zahara'nın mistik havası Ella 'yı etkilemiştir. Beşeri aşktan, ilahi aşka bir yolculuktur onların ki...

Daha önceden okumuş olduğum Sinan Yağmur' un Aşkın Gözyaşları kitabının serisi burada harmanlanmış bir şekilde kaleme alınmıştır.

Şems'in Mevlana 'ya yolculuğu, Mevlana' nın Şems'e kavuşması, Kimya Hatunun Şems sevdası, Mevlana 'nın oğlu Abdullah' ın hem babası ile Şems 'i hem de Kimya Hatunu kıskanması o kadar akıcı bir dille anlatılmış ki sanki Ella ile Zahara' nın birlikte şahit olduğu bu anıları birebir yaşamış hissine kapılıyorsunuz.

Sinan Yağmur'un kitaplarında net belirtmelerin olmadığı bu yolculukta Şems 'in yaşadıkları farklı yaşayıştaki kişilerin hayatında kısa dönem de olsa yer edinmesinin anlatılmış olduğu hikayeler kitaba ayrı bir hava katmıştır.

Onlar kavuştular Mevlana Şems oldu, Şems Mevlana oldu. Ella Zahara oldu Zahara Ella...

Onlar birbirlerini bulduğu an kaybetmişlerdi, onlar ki varlığın yok oluşunu yok olurken yeniden varoluşun mucizesine şahitlik etmişlerdir...

Aşk kitabını şiddetle tavsiye ediyorum, pişman olmayacağınız türden bir kitap...

AŞK’ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk.

Ya tam ortasındadır, merkezinde,

Ya da dışındasındır, hasretinde…
#95476156
"Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır."
Şems bize dönüp sesini yükseltti. "Şayet bir insan 'bilmem gereken ne varsa zaten biliyorum' derse, ona değil hoca, cahilin teki gözüyle bakmak gerekir. Ancak cahiller her şeyi bildiklerini zannedebilir."
Elif Şafak
Sayfa 316
Peki ama o hâlde neden anlayamadığım, açıklayamadığım bir boşluk var içimde ? Öyle bir boşluk ki günbegün büyümekte.İnsan bu kadar tam iken gene de hâlâ eksik hissedebilir mi ? ~
Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk'ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk.
Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.
Elif Şafak
Sayfa 415 - DK
"Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda 'O' sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredendir." ~Şems-i Tebrizi~
.~.~.~
Her ne kadar ayak direyip inkar etse de ,her ne kadar aleyhinde ileri geri laflar etse de ,ta derinlerde bir yerde nicedir aşka muhtaç, aşka hasretti.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşk
Baskı tarihi:
Mart 2009
Sayfa sayısı:
420
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051111070
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Forty Rules of Love
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Ya ortasındasındır Aşk'ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde..

Ella Rubinstein (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi, düzenli ve görünüşte "sorunsuz" bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur; görevi A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmektir. 

Ancak hayatının kritik bir döneminde eline aldığı bu kitap, hiç beklemediği bir şekilde Ella'yı derinden sarsacak, dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır. 

Hayatlarımızın durgun gölünü dalgalandıran taş misali, yüzleşmek zorunda olduğumuz sıkıntılar, acılar... ve aşkın peşinde katetmek zorunda olduğumuz zorlu yollar, ödediğimiz bedeller...

Aşk... kitap içinde bir kitap, hayatın anlamı peşinde bir aşk macerası... 

Aşk... Elif Şafak'tan arayışa, gerçeğe ve keşfetmeye dair bir roman.

Kitabı okuyanlar 50,8bin okur

  • Şükriye öztin
  • Anl Ksr
  • Sıla Gizem
  • Kemal akbaş
  • Oya Ayan
  • Veysel Tarhan
  • irem sude
  • M҉y҉s҉e҉r҉a҉p҉h҉i҉c҉u҉s҉
  • Sevinç Karagöz
  • Semih alkan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%30.7
13-17 Yaş
%7.3
18-24 Yaş
%12.3
25-34 Yaş
%17
35-44 Yaş
%17.2
45-54 Yaş
%12.7
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%78.3
Erkek
%21.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.9 (2.947)
9
%14.8 (1.623)
8
%17.4 (1.907)
7
%12.3 (1.352)
6
%6.9 (758)
5
%6 (655)
4
%2.9 (317)
3
%2 (215)
2
%1.6 (179)
1
%3 (334)

Kitabın sıralamaları