Bu sene okuduğum en iyi kitaplardan biri Mizojini: Dünyanın En Eski Önyargısı Kadından Nefretin Evrensel Tarihi oldu. :)
Kitabı okurken şunu fark ettim: Kadın nefreti yalnızca birkaç kötü erkeğin problemi değil; yüzyıllar boyunca toplumların içine yerleşmiş, kültürü, hukuku, dili ve hatta ahlak anlayışını şekillendirmiş büyük bir zihniyet meselesi. Özellikle Avrupa’nın karanlık tarihinde bunun izleri çok açık görülüyor. Cadı avlarından kadınların eğitimden, söz hakkından ve kendi bedeni üzerindeki kararlardan uzak tutulmasına kadar uzanan birçok uygulamanın temelinde aynı korku var gibi duruyor: Bana göre tarih boyunca asıl mesele, kontrol edilemeyen kadının bastırılmak istenmesi olmuş. Çünkü insan psikolojisi, denetleyemediği şeyi çoğu zaman tehdit olarak algılar. Kadının zekâsı, üretkenliği, duygusal dayanıklılığı ve hayatın merkezindeki rolü de birçok dönemde tam olarak böyle görülmüş; bu yüzden kadın bazen “günah”, bazen “fitne”, bazen de “eksik akıl” gibi kavramlarla aşağı çekilmeye çalışılmış. Üstelik bu baskının önemli bir kısmı “din” kisvesi altında meşrulaştırılmış. Kitap boyunca insanın dikkatini çeken şey ise, bütün bu sistematik baskının kadınları tamamen susturmaya hiçbir zaman yetmemesi. Çünkü tarih ne kadar sertleşirse sertleşsin, kadınlar hayatın içinden silinmedi; üretmeye, direnmeye ve kendi varlıklarını kabul ettirmeye devam etti. Üstelik çoğu hakkı bir lütuf olarak değil, büyük mücadeleler vererek kazandılar. Bence kitabın en güçlü tarafı da bu. Çünkü bütün o karanlık tarihin içinde bile kadınların psikolojik dayanıklılığını, direncini ve var olma mücadelesini görüyorsunuz.
Keyifli okumalar :)