Jack Holland

Jack Holland

9.1/10
7 Kişi
·
13
Okunma
·
2
Beğeni
·
302
Gösterim
Adı:
Jack Holland
Unvan:
İrlandalı Gazeteci, Romancı ve Şair
Doğum:
4 Haziran 1947
Ölüm:
14 Mayıs 2004
Jack Hollanda (4 Haziran 1947 - 14 Mayıs 2004) memleketi Kuzey İrlanda'da " Bela " anlatan bir üne İrlandalı gazeteci, romancı ve şair idi. O, makaleler, kısa öyküler, dört roman yayınladı . ve non-fiction yedi eser , çoğunlukla siyaset ve Kuzey İrlanda kültürel hayatı ile ilgili. Onun son kitabı , Misogyny : Dünyanın En Eski Önyargı , her zamanki yazılarından bir çıkış şey oldu , ve özgün yayıncı kısa kanser ile kısa bir mücadele izledi Holland'ın ölümünden sonra bitmiş el yazması terk etti. Ancak, kitabın daha sonra farklı bir yayıncı tarafından ölümünden sonra yayımlandı.
Kampa ilk gelişlerinde çırılçıplak soyunmaya zorlanan ve hamile oldukları görülen kadınlar doğrudan fırınlara gönderiliyordu. İçinde canlı bir yaşam taşıyan Yahudi kadının bu durumunun fark edilmesi, onun için ölüm kararı demekti. Kadından nefret, nasyonal sosyalist rejimin son gününe kadar sistemin ayrılmaz bir parçası oldu ve bu sistemde öldürme eylemi tarihte ilk kez otomatik hale getirildi.
Demokrasi, kadın-erkek ilişkilerinde iki cinsin statüsü arasında bugüne kadar süregelen büyük eşitsizliğin giderilmesine yardımcı olmuyor mu?
Erkekler, bir erkeğin köpeğini tekmelemesine şiddetle karşı çıkıyordu ama karısını döven bir erkeğe kimse müdahale etme zorunluluğu hissetmiyordu. Bu aldırmayışlarına buldukları garip özür de "karı koca arasındaki ilişkinin kutsallığı"ydı.
Küçük kız çocuklarını okula göndermek ve onlara oğlan çocuklarına öğretilen aynı şeyleri öğretmek âdet olsaydı, onlar da tüm iyi şeyleri öğrenecek, bilimin ve sanatın inceliklerini kavrayacaklardı.
Dünyanın, ilke olarak karşıtlıklara göre ayrılması, insanları değişik kategorilere göre sınıflandırmamızı kolaylaştırıyor.
“Mizojini, Dünyanın En Eski Önyargısı, Kadından Nefretin Evrensel Tarihi”. Kelime anlamı itibariyle Mizojini; “Erkeğin kadına üstünlüğünü anlatan düşünce ve inanç sistemi” anlamına geliyor. Kitabımızın yazarı 1947 doğumlu İrlandalı yazar ve araştırmacı Jack Holland. Yazarımız maalesef Mizojini kitabını ölüm döşeğinde kızının da yardımlarıyla tamamlayabiliyor. Yazarın ölümünden sonra yayınlanabilen kitabın yayın aşaması da biraz maceralı, yazarın ölümünden önce sözleşme imzalanmış olan yayınevi kitabın taslağını inceleyip kitabı yayınlamak istemiyor. Kitap ancak yazımı tamamlandıktan iki yıl sonra baskıya verilebiliyor.

Kitaba gelince; Mizojini, ilk cümlelerinden itibaren göz bebeklerinizi büyüten bir kitap. Antik ve hatta mitolojik Yunan döneminden başlayıp, Keltlerden, Sümerlerden, tarihe mâl olmuş Roma, Bizans gibi devletlerin kadına nasıl da değersizleştiren bir anlam yüklediğini, bu dönemler boyunca siyasette, sosyal ve kültürel hayatta yer alan kadınların nasıl istenmeyen kişi ilan edilerek sonunda cezalandırdığını, Hırıstiyanlığın ilk yıllarında nispeten hafifleyen mizojininin maalesef ileri Hırıstiyanlık döneminde sadece kilisenin propagandası uğruna nasıl uyandırıldığını, Yahudilik inancındaki mizojen dayatmaları, ortaçağ Avrupasında yaşanan -aslında bana göre kadına dayatılan günah ve şeytan kavramlarının vardığı son nokta olan- cadı avlarından, yakın tarihimizin 2. Dünya Savaşı, Ekim Devrimi, Amerika kıtasının keşfi gibi büyük olaylarının içinde, kadının bazen tanrısallaştırılarak bazen de şeytanlaştırılarak ama her durumda insanlıktan uzaklaştırılarak mizojininin nasılda hep var olduğunu, Lenin, Hitler, gibi tanınmış siyaset adamlarından, Aristo, Plato, Nietzsche gibi düşünürlere, Freud gibi bilim adamlarından karın deşen Jack gibi seri katillere kadar ve hatta Marksizm, Nasyonel Sosyalizm gibi sistemlere varıncaya kadar farklı birçok yer ve zamanda, kişiler, yasalar, inançlar, sistemler içinde yaşanan, çekinmeden ifade edilen Mizojiniyi, okuyucusunu hayretler içinde bırakacak şekilde aktarıyor.

Kitapta bahsedilen sizleri de şaşırtacak birkaç olayı alıntılamak istiyorum.

- Mesela; Aristotales –evet şu bildiğimiz Aristo- kadının aslında başarısız, sakat doğan bir erkek olduğunun en sıkı savunucularından olduğu,

- Antik Yunan döneminde doğan ilk kız çocuklarından sonra doğan her kız bebeğin, doğar doğmaz çöplüğe atıldığını çığlık ve ağlama sesleri arasında ya donarak ya da vahşi hayvanlarca yenilerek öldüğünü ve bunun çok normal karşılandığı,

- Ortaçağda ki 200 yıllık bir dönemde, kilisenin, sadece şeytanın varlığını ispat etmek için cadı olduğunu iddia ettiği ve canlı olarak yakılan kadın sayısının kesin olmamakla birlikte 60.000 ile birkaç milyon arasında olduğu,

- 1817 Hindistan’ nın da kadınların eğitilmesi izninin yalnızca tapınak fahişelerine verilmiş olduğu, bunun da eğitimli kadının istenmeyen kadın olduğu düşüncesini oluşturmak olduğu,

- Alman kadınına en uygun yerin evinde ocağının başı olduğu, kadın hakları denen şeyin aslında bir Yahudi propagandası olduğu yolundaki düşüncelerin 1930 larda Nazi Almanyası öğretileri olduğu,

- Amerikan Üniversitelerinden mezun olan ilk kadının 1948 yılı gibi yakın bir tarihte diploma almış olduğu,

- 1960 yılında Kabil Üniversitesinde okuyan kız öğrencilerin okuldan ayrılmaları için bir kız öğrencinin öldürülerek cesedinin bir yarısının dersliklerden birine çiviyle çakılması gibi,

mizojininin aslında hiçte bizim tahmin ettiğimiz gibi sıradan ve uzakta olmadığının kitapta anlatılan sadece birkaç örneği.

Kadın ve erkek arasındaki ilişkinin kaçınılmaz olduğu, yaşamın gerekliliğinin ve insanlığın geleceğinin buna bağlı olduğu son sözleriyle tamamlanan mizojini kitabı için ise unutulmayacak, belkide ayrıca konuşulması gereken bir diğer konu ise “mizojini, tekerleğin icadından önce bulundu, bu gün tekerlek marsa giderken mizojini hala devam ediyor” kısmıdır.

Benim düşüncem; gerek bireysel gerek toplumsal anlamda farkındalık oluşturabilecek düzeyde dolu bir kitap. Birçok dönem, düşünce ve olay yazarın araştırmaları ışığında akıcı bir dille okuyucusuna sunuluyor. Tam burada çevirmen Erdoğan OKYAY ın da eline sağlık demeden geçmek istemiyorum.

Kitabın eleştirel yanına gelince; 21 Marttaki 21. buluşmada dikkatimizi çeken eksiklik ise kitabın eski Türk tarihinden hiçbir bilgi ve alıntıya yer vermemiş olması olmuş.
“ Avrupa’da her üç kadından biri partnerinin ya da başka bir erkeğin fiziksel/cinsel şiddetine maruz kalıyor.”
“Kadınlar siyasi alanda erkeklere göre daha az yer alıyor ve tüm eğitim düzeylerinde erkeklerden daha düşük ücret alıyor.”
“Türkiye’de 2016 yılında yaşadıkları çevrede gece yalnız yürürken kendilerini güvensiz hissedenlerin oranı toplamda %26,2 iken bu oran erkeklerde %14,2, kadınlarda %38 oldu.”
“Türkiye’de günde tam 115 kadın öldürülme tehlikesi içinde yaşıyor.”
...
Her gün haberlerde, gazetelerde gördüğümüz bu oranlar beni hep düşündürüyordu. Ortak yaşadığımız şu dünyada iki cinsten birine karşı duyulan bu saf öfke neden? Kadınlardan bu kadar nefret edilmesinin sebebi ne?
Ve bu kitap geçti elime bir arkadaşım vasıtasıyla. Bende hemen alıp okumaya başladım. Gerçi çok ters bir zamana denk geldiği için bir türlü fırsat bulamasam da sonunda bitirebildim. Kitabın içeriğine gelirsek adından da anlaşıldığı gibi, Antik Yunan’dan başlayıp günümüze kadar kadınların yaşadıklarını ve toplumun kadına bakışını anlatarak bu nefretin kaynağına inmeye çalışılmış. Yazara göre ise bu nefretin altında yatan iki sebep var: Korku ve arzu…
Kadından nefret edenlerin korkularının temelinde kadının güçlenip bağımsız hale gelmesi ve hatta zamanla toplumda yerleşmiş olan rollerin yer değiştirmesiyle kadına bağlı kalmak yatıyor.
Arzudan kaynaklanan nefret ise tamamen kedi ulaşamadığı ciğere pis dermiş mantığına dayanıyor. Kadınlara ulaşılamadıkça, kadınlar toplumda sözde görevleri olan şeyleri yapmak istemedikçe sürekli aşağılanmış ve ağır bir baskıya maruz kalmışlar. Yüzyıllar boyunca bu hep böyle devam etmiş...Ve bunun sonucunda kadınlar ya daha fazla isyan etmişler ya da baskılardan bıkıp boyun eğmişler...
Kitap gayet bilgilendirici,düşündürücü bir kitaptı. Hatta çoğu yeri okurken kadınlara yapılanlar karşısında öfkelenmeniz de muhtemel. Okumanızı tavsiye ederim.
Hakkında yazılabilecek o kadar çok şey var ki...Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Aklıma geldiği gibi yazacağım. Umarım faydalı olur okumak isteyenlere.
Jack Holland kitabında kadın düşmanlığının Batı toplumlarında tarih boyunca nasıl ortaya çıktığını, hangi düşüncelerden etkilendiğini ve ne gibi sonuçlara yol açtığını yazıyor. Kitabın ismi "Kadından nefretin evrensel tarihi" olsa da, ne yazık ki Doğu toplumlarına yeterince değinmemiş. Örneğin Müslüman toplumların kadına bakışına dair bir başlık açmadan, evrensellikten bahsetmemiz zor. Ancak bu eksik, kitabın belki de tek kötü yanı.
Konular, sözde demokrasinin beşiği olarak anılan Antik Yunan'dan günümüze dek geliyor. Yunan dönemini, Romalıların kadına bakışı izlerken, akabinde Orta Çağ'ın karanlık cadı avı devreye giriyor. 18. yüzyılın sonunda bile cadılık suçlamasıyla kadınların öldürüldüğünü hatırlatmak isterim. Daha sonra sanayi devrimi, sözüm ona daha modern toplumlar inceleniyor ama göreceksiniz ki kadınların hayatındaki gelişmeler ancak kaplumbağa hızıyla ilerleyebiliyor.
Sizi üzecek, şaşırtacak ve öfkelendirecek birçok bilgiye ulaşacaksınız bu kitabı okuduğunuzda. Fikirlerine saygı ve hatta hayranlık duyduğunuz bazı düşünürlerin konu kadınlar olduğunda sizi hayal kırıklığına uğratabileceğini de belirteyim.
Eğer Müslüman toplumlara da değinmiş olsaydı yazar, kitaba kesinlikle 10 puan verirdim. Bu eksiğinden dolayı puanım 9 :)
Geçmişten günümüze kadın düşmanlığının değişerek hala nasıl devam etmekte olduğunu anlatan okunması gereken değerli bir eser. Günümüzde kadınlara yapılanların değiştiğini düşünsek de aslında amacın değişmediğini görüyoruz.
Mizojini; Erkeğin kadına üstünlüğünü açıklayan düşünce ve inanç sistemidir. Kadından nefret ya da kadını aşağılama olarak tanımlanır.
İlginç olan kadının kurgulanışı konusunda tarih, felsefe, siyaset, bilim, edebiyat ve daha birçok alanda doğu ve batı daha önce olmadığı kadar iyi anlaşmış olmaları.

İlk insanlara baktığımızda ilk tanrı kadındı, onun tanrısal yaratma becerisine sahip olması onu kutsala yakınlaştırıyordu. Avcı-Toplayıcı ve yerleşik düzene geçmiş insan için üreme en büyük sorunlardan biri olmuştu o yüzden Tanrı olarak görülen kadın bir sonraki dönemde tehdit olarak algılanıyor ve kontrol altına alınması gerekiyordu. Toplum düzenini sağlamak cinsel düzeni sağlamaktan geçiyordu.

Gelgelelim Antik Yunan ve Antik İsrail söylencelerine; onlarda da insanın günahları anlatılır ve bu günahların açtığı sefaletin ve acıların tek nedeni “Kadınlar” gösterilir. ( Havva ve Pandora)

Tek tanrılı dinler ortaya çıktığında da durum değişmemiştir. Tevrat ve İncil'e baktığımızda, kadınlara yönelik oldukça vahim ifadelerin var olduğunu görürüz. Mesela Tevrat'a göre kuşatılan bir şehirdeki kadınlar ve çocuklar "düşman malıdırlar" ve"yağmalanabilirler"!!!

Kadınlara yönelik şiddette tarihin gördüğü belki de en acımasız döneme, Avrupa’da 200 binden fazla kadının cadılıkla suçlandığı, neredeyse tamamının öldürüldüğü, işkence gördüğü döneme bakalım birde;
Cadılıkla ilgili suçlamaların üç ana odağı vardı: Birincisi erkeklere karşı seksüel suç işlemeleriydi. Onlara göre cadılar, cinselliğe düşkün, erkeğin gücünü kıran şeytanla yatan şeytanın tılsımını diğer erkeklere bulaştıran kadınlardı.
Cadılık suçlamalarının ikinci ana odağı cadıların toplumda kuralsızlığı yaymaları ve örgütlenmeleriydi.
Cadılık suçlamalarının üçüncü ana odağı ise şifa adı altında insanlara zarar vermeleriydi.
Cadılar konusu aslında bu kadar basit değildir; Caliban ve Cadı kitabında durum Marx’ın görüşüyle şöyle anlatılır. Marx’a göre asıl konu ilkel birikimdi. İlkel birikim, köylülerin topraklarının ellerinden alındığı, mülksüzleştirildiği bir dönemdir. Cadı avları yalnızca sistemin dışına düşenleri cezalandırma, hizaya getirme amacının bir örneğini teşkil etmiyor. Bir dönem Avrupa’yı kasıp kavuran köylü ayaklanmalarında başı çeken kadınlara ders vermeyi de amaçlıyor.

Peki ya düşünürler, dinadanları, bilimadamları, yazarlar v.b. Yani kısaca popüler kültüre gelirsek; burada alıntılara yer vermek istiyorum.

# J.J. Rousseau da benzer şekilde tüm insanların eşit yaratıldığını savunmuş, ancak kadınlar söz konusu olduğunda egemen burjuvanın zihniyetini olduğu gibi yansıtmıştır.Rousseau, kadınların karakteri ve nasıl eğitilmeleri gerektiği ile ilgili görüşlerini Emile isimli eserinde şu şekilde anlatmıştır. Kadınlar yaşamları boyunca sürekli ve kati bir kısıtlamaya tabi tutulmalıdırlar; daha sonra daha büyük bedeller ödememeleri için buna erken yaşta alıştırılmaları ve başkalarının iradesine daha kolay boyun eğebilmeleri için kaprislerinin bastırılması gerekir. Ayrıca kadınların, bizlere çektirdiklerinden kendine düşen payı da alması gerekir.”

# Aristotales’e göre bir çocuk, sadece erkek olarak doğduğunda tam potansiyeline ulaşabilir; ancak kızlar erkeklerin sakat olarak doğmuş biçimleridir. Ayrıca, kadının yapabildiği her şeyi erkekler daha iyi yapabilir.

# Bütün zamanların kadından nefret eden en acımasız düşün insanı olarak tarihe geçmiştir.

# Tertullianus, kadınlar için, “Siz Şeytan’ın has kapısısınız, saklı ağacın mührünü açansınız, İlahî Kanun’a ilk uymayansınız. Şeytan’ın saldırmaya gücünün yetmediğini ikna edensiniz. Siz, Tanrı’nın imajını bir çırpıda mahvettiniz.” demiştir.

# Filozof Demokritos’a göre “Bir kadın düşünmeyi öğrenmemeli, çünkü bu kötü sonuçlar doğurur!”

# Menander, bir komedisindeki kahramanını şöyle konuşturur:”Karısına okuma yazma öğreten koca, hiç de iyi bir şey yapmış olmaz; yalnızca bir yılanın zehrine zehir katmış olur.”

# Çernişevski’ye göre, “Kadının yapısı erkeğinkinden daha sağlamdır; bu bakımdan, üzerinden baskıların kalkması durumunda kadın düşünce hayatında da erkeği geride bırakabilir.

Kısacası Kadın tarih boyunca hep insan olmaktan çıkarılmaya çalışıldı. Gerçek hayatta da edebiyat ve sanatta da. Ya günahkar Lilith’in torunları olan fahişeler Karındeşen Jack tarafından vahşice öldürüldü ya da göklere çıkartılıp güzelliklerine tapıldı. Ortaçağ’da kadınlar bir yandan cadı diye topluca yakılırlarken, öte yandan Meryem tanrının yeryüzündeki temsilcisi İsa’nın kutsal annesi oldu.
Kadın bütün hastalıkların ve dünya üzerindeki mutsuzluğun kaynağı olarak lanetlendi.
Mitolojiden tıbba ve psikolojiye kadın hep tehlikeli ve korkulması gereken cinsiyet olarak damgalandı. Velhasıl kelam Tarih boyunca kadının rolleri çocuk doğurmak ve çocuğa bakmak gibi ev içi işlerle sınırlı tutulmuş dini öğretiler, kanunlar ve kurumlar tarafından kadınlar, erkeklerden daha düşük pozisyonda veya statüde görülmüş, ayrıca mevcut toplumsal düzen, kadının değersizleştirilmesinin ve kadına karşı nefretin, düşmanlığın aracı olmuştur...

Kitabı Tüm arkadaşlara tavsiye ederim. Ayrıca Kitapta bir çok yazar ve kitap ismi verilmekte ve birçoğu okuduğunuz kitaplar bu kitabı okuduktan onları yeniden farklı bir bakış açısı ile okuma isteği hissedebilirsiniz...

Yazarın biyografisi

Adı:
Jack Holland
Unvan:
İrlandalı Gazeteci, Romancı ve Şair
Doğum:
4 Haziran 1947
Ölüm:
14 Mayıs 2004
Jack Hollanda (4 Haziran 1947 - 14 Mayıs 2004) memleketi Kuzey İrlanda'da " Bela " anlatan bir üne İrlandalı gazeteci, romancı ve şair idi. O, makaleler, kısa öyküler, dört roman yayınladı . ve non-fiction yedi eser , çoğunlukla siyaset ve Kuzey İrlanda kültürel hayatı ile ilgili. Onun son kitabı , Misogyny : Dünyanın En Eski Önyargı , her zamanki yazılarından bir çıkış şey oldu , ve özgün yayıncı kısa kanser ile kısa bir mücadele izledi Holland'ın ölümünden sonra bitmiş el yazması terk etti. Ancak, kitabın daha sonra farklı bir yayıncı tarafından ölümünden sonra yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 13 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 42 okur okuyacak.