– Her Zaman Diğeri Suçlu: Konumun Hakikati Belirlediği Anlar Üzerine
Yaya olduğumuzda arabalar çok sabırsızdır.
Sürücü olduğumuzda yayalar çok dikkatsiz.Hızlı yürüyen biri bize çarptığında kabadır.
Ama biz hızlı yürürken birine çarparsak, “görmüyor mu?” diye sinirleniriz.
Sesli konuşan kalabalık rahatsız eder.
Ama biz o kalabalığın içindeyken, sadece “eğleniyoruzdur”.
Bu çelişki hepimizin tanıdığı bir şey:
Durduğumuz yerin, gördüğümüz hakikati değiştirmesi.
Yani “haklılık” bir bakıştan ibaret olduğunda, adalet mümkün mü?Sürücü olduğumuzda acelemiz vardır.
Yayaya yol vermek zaman kaybı gibi gelir.
Ama karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir yaya olduğumuzda, arabanın durmaması bir “saygısızlıktır”.
Çünkü bazı insanlar, bulundukları konumu evrensel sanırlar.
“Ben şu an sıkışığım, herkes anlayışlı olmalı.”
“Ben üzgünüm, kimse sesini yükseltmesin.”
“Ben haklıyım, çünkü ben öyle hissediyorum.”
Ama herkesin kendince haklı olduğu bir dünyada, kim gerçekten haklı?
Empati çoğu zaman soyut bir erdem gibi anlatılır
ama aslında çok somut bir beceridir:
Kendini diğer pozisyona koyabilmek.
Yani direksiyon başındayken, kaldırımda bekleyen hâlini hatırlamak.
Ya da karşıdan karşıya geçerken, bir kez de arabada oturanı düşünmek.
Bu yazı, yaya geçidinde durmayan araçlara kızmak
...
Suçluluk duygusu yaratan tehlikeli istekler çok yoğun olduğunda bunların baskı altında tutulması da güçleştiğinden kişi, bu isteklerinin tam karşıtı olan bilinçli tutum ve davranışlar geliştirerek kendini korumaya çalışır. Dolayısıyla, baskıya alınmış düşmanca duygular sevgi gösterileriyle, saldırgan istekler sevecenlikle, cinsel istekler ahlak savunuculuğuyla, eşcinsel eğilimler karşı cinse yönelik abartılı ilgi ve etkinliklerle maskelenir. Böylece kişi, içsel dürtülerine kesin. engeller koyarak baskı mekanizmasını pekiştirir ve olumsuz dürtülerini bilinç düzeyinden uzak tutmuş olur.