Lâl

'..Burası Çanakkale değildir sadece. Burası Bedir'dir, burası Uhud'dur, burası Hendek'tir, burası Malazgirt'tir, burası Söğüt'tür, burası İstanbul'dur. Ve buradan geçerlerse her biri düşecek, on üç asırdır devam eden kutlu yürüyüşümüz sonra erecektir. Şimdi Allah aşkına, Peygamber aşkına, vatan aşkına saldıracağız kardeşlerim.. Gazamız mübarek olsun..'
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bir acayip hâl vardı herkeste. Az evvel ölüm yağmıştı başımıza lakin şimdi kimsenin ondan kaçmaya niyeti yoktu. Kendini düşünen yoktu sanki. Yaralı arkadaşlarımızı siperin gerisine taşıyor ve ne zaman geri döneceğimizi hesaplıyorduk.
'Üslubun çürükse, anlattığın gül çiçek değildir.'
Ve anlatmaya devam etti Hüseyin Efendi: " İşte o an anladım her şeyi. Biz mukaddesat için, Allah için, vatan için savaşıyorduk. Onlar ise zulüm içib ölüm için ve Allah'a düşmanlık için geliyorlardı. Ve Allah bizimleydi. Öyle inanıyor, öyle hissediyor ve hatta görüyorduk gözlerimizle.."
Onları bir ben görmemişim Yusuf. Bir tek ben görmemişim. Sonraları, çok sonraları bir düşman komutanının dilinden şöyle bir cümle düşmüştü: 'Anlamıyor musunuz, biz Çanakkale'de yalnızca Türklerle değil; Allah'la savaştık ve elbette yenildik..'