Öncelikle, gerçekten farklı bir distopik roman okumak istiyorsanız Leziz Kadavralar tam size göre. Kurgusu oldukça özgün, dili ise son derece başarılı. Elinize aldığınızda bırakmadan okumak istiyorsunuz.
Ancak kitabı okurken birçok yerde midem bulandı ve zorlandım; bunu da söylemem gerekiyor. Özellikle başlarda kitabı bırakıp mide bulantımın geçmesini beklediğim anlar oldu. O denli etkileyiciydi. Hatta bir ara neden bu kitabı okuduğumu bile sorguladım. Ama yazının başında da dediğim gibi, konusu çok farklı ve dili son derece akıcı. Bu yüzden ne kadar zorlansam da okumaya devam ettim. Kitap beni tamamen içine çekti.
Sonu ise gerçekten hiç beklemediğim şekilde bitti. Resmen sonunu atlatamadım ve son sayfasını tekrar tekrar okudum.
Kitap, insanı hem kendisini hem de dünyayı sorgulamaya itiyor. En azından bende öyle oldu. Okurken sık sık “Ya gerçekten böyle olsaydı?” diye düşündüğüm ve dehşete kapıldığım anlar yaşadım.
Kısacası, okuması yer yer zorlayıcı olsa da uzun süre etkisinden çıkamayacağım, beni hem düşündüren hem de sarsan bir kitap oldu.
Bir kitap düşünün; kitabın sonundaki yazar notu bile insanın içine oturuyor, ağlatıyor... Nereden başlasam, ne desem bilmiyorum. Başta kitabın kalınlığı gözümü çok korkuttu, yalan yok. Hatta “Bunca sayfada ne anlatılmış olabilir?” bile dedim. Ancak okurken anladım ki değil 700 küsur, 1700 sayfa olsa yine okurmuşum. Tek bir sayfasında bile “öff” demedim. Gerçekten içine öyle çeken bir kitap ki elimden asla düşüremedim.
Leyla’nın Selim’e olan aşkı, onun ve geleceği için yaptıkları, Selim’in Leyla’ya olan bitmez tükenmez aşkı... Yani yazar, tarih ve günümüzü öyle güzel birleştirmiş, konuyu öyle güzel işlemiş ki okurken adeta büyülendim ve çoğu yerde ağladım.
Uzun zamandır beni böyle içine çeken bir kitap okumamıştım. Gerçekten muhteşemdi. Yazarın üslubu, konuyu işleyişi, her şey çok güzeldi. Lütfen bu güzel kitaba bir şans verin. Okuduğunuzda ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Konstantiniyye'nin Gökyüzü
Kitap okumaktan ziyade bir film izliyormuşum gibiydi. Normalde tarih kitaplarını okumayı çok sevmem ama bu güzel esere bayıldım. Gerçekten muhteşemdi ve asla sıkacak cinsten değildi. İyi ki okumuşum.
Doğu Türkistan’ı gerçekten ne kadar biliyoruz? Uzak bir coğrafya diye görmezden mi geliyoruz, yoksa orada yaşananları anlamaya gerçekten çaba mı gösteriyoruz? Kayıp Coğrafyanın İzinde, insanı bu sorularla yüzleştiren, sarsan bir eser.
Okurken çok içim burkuldu, hatta yer yer gözlerim doldu. Anlatılanlar sadece bir tarih meselesi değil; vicdan meselesi. Bu yüzden etrafınızda kim varsa okutmalısınız. Okuyalım ki gerçekleri tüm ayrıntılarıyla görelim ve susmayalım.
Ancak kitapta beni ciddi anlamda rahatsız eden bir cümle vardı: “Zihnim, 1930'ların Türkiye'sine ve o dönem Müslüman halkın karşılaştığı zorla ve tepeden inme Batılılaştırma hamlelerine gitti. Aynı şey, şimdi Doğu Türkistan'da yaşanıyor.” (s. 116) Bu ifadede Atatürk ilke ve inkılaplarına yönelik açık bir eleştiri sezdim. Bu noktada yazara kesinlikle katılmıyorum. Tarihsel süreçleri bu şekilde genelleştirmenin de doğru olmadığını düşünüyorum. Unutmayalım ki, yazarın “tepeden inme Batılılaşma” dediği inkılaplar sayesinde bugün burada, bu dünyada özgürüz, kendi haklarımıza sahip çıkabiliyoruz.
Buna rağmen Doğu Türkistan’da yaşanan zulmü görmek ve anlamak adına kitabın güzel bir eser olduğunu inkâr edemem.
Okuyalım, araştıralım, sorgulayalım… Ama kendi tarihimize ve değerlerimize sahip çıkarak, bilinçle.
Ramazan Hocamızı ve Nazım Hocamızı her KPSS çalışan öğrenci çok iyi bilir. Ramazan Hoca, öğrencilerini tam anlamıyla tarih bilinciyle yetiştirmeye çalışan bir öğretmen. Bilmeyenler de bence videolarını izleyerek tarihimiz açısından aydınlanmalı.
Kitaba gelecek olursak; Mahşer, İzmir’in işgal sürecinde Türklerin yaşadığı zulmü ve korkuyu, buna rağmen nasıl direndiklerini anlatıyor. Her Türk vatandaşının okuması gereken bir kitap. Okurken o kadar içim acıdı ki anlatamam.
Vatan toprağımız olan güzel İzmirimizin haksız yere işgal edilmesi, Yunanların yaptığı eziyetler yüzünden atalarımızın çektiği acılar, yaşanılan zorluklar, verilen mücadeleler…
Diyeceğim o ki: Okuyalım, hissedelim ve unutmayalım!