İvan İlyiç, memur bir babanın ortanca oğludur. Ailesinde dönemin deyimiyle ‘le phénix de la famille’ yani ailenin göz bebeğidir. Hukuk eğitimi almış ve mesleğini başarıyla sürdüren bir karakterdir. Dışarıdan bakıldığında imrenilecek bir hayatı vardır. Ancak İvan İlyiç, yaptığı mantık evliliği ile ilk yıllarında mutlu görünseler de zamanla bu büyü kaybolur. Eşler arasındaki uyumun bozulmasıyla aile hayatı, belirli çerçevelere sıkışmış sıradan bir düzene dönüşür. Bu durumda İvan İlyiç, kendini tamamen işine adar. Kariyer basamaklarını birer birer çıkarken kişisel hayatındaki manevi boşluğu iş hayatıyla doldurmaya çalışır. Hayatı böylece sürüp giderken bir hastalığa yakalanır. Kitabın devamında karakterin bu hastalıkla birlikte yaşadığı içsel çatışmalara şahit oluruz.
Tolstoy bu kısa romanında sade bir dille, İvan İlyiç’in hayatının son dönemini ve ölüm sürecini anlatır. Karakterimiz, son ana kadar ölüm gerçeğini reddeder ve hastalığından kurtulacağına dair bir umut taşır. Ancak zamanla artan acılar ve hastalığın pençesindeki yıkım, onu ölümle yüzleşmeye mecbur bırakır. İvan İlyiç, hep doğru yaşadığını düşünmüştür. Fakat son günlerinde zihninde birden beliren "ya değilse?" düşüncesi, hayatının anlamını sorgulamasına neden olur. Bu farkındalık, onun için daha da acı bir sona kapı aralar.
Benim kitaptan çıkardığım temel düşünce; insan nasıl bir hayat yaşarsa yaşasın "keşke" ya da "ya tam tersi olsaydı" düşüncesi son anda dahi olsa gelip bulabilir insanı.
Umarım son anlarımızda büyük ve acı veren keşkelerimiz olmaz.
Sevgiyle kalın.:)
İvan İlyiç’in Ölümü İvan İlyiç'in Ölümü #y:171tolatoy