Ece

Ece
@ece_ersoy
üzüntünün türevi alınmaz sürekli değildir..
Bir usta, çırağının mutsuz bir şekilde devamlı her şeyden şikayet etmesinden usanmıştır. Bu yüzden usta, çırağına bir ders vermek ister ve çırağını tuz almaya gönderir. Çırak, tuz almaya beni niye gönderdi diye şikayet ederek tuzu almaya gider ve alıp geri döner. Usta, çırağa bir avuç tuzu bir bardak suya atıp karıştırdıktan sonra, içmesini söyler. Çırak, tuzlu suyu içer içmez tükürmeye başlar. Usta sorar: – Tadı nasıl? Çırak öfkeyle cevap verir: – Tadı berbat, acı. Usta gülümser, çırağını kolundan tutar ve dışarı çıkarır. Az ilerdeki gölün kıyısına götürür ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp gölden su içmesini söyler. Suyu içen çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken, usta tekrar sorar: – Tadı nasıl? Çırak cevap verir: – Tadı çok güzel, ferahlatıcı. – Tuzun tadını aldın mı? diye sorar usta. – Hayır suyun tadından başka tat almadım diye cevaplar çırağı. Usta, gölün yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturur ve şöyle der: – Yaşamda kederler, sıkıntılar tuz gibidir ne az, ne de çoktur. Sıkıntın olduğunda yapman gereken tek şey sıkıntı veren sorunla ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sorunlarla başa çıkarken sen de bardak gibi değil, göl gibi olmaya çalış.
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Stres yönetimi konusunda verilen derste öğretmen su dolu bir bardağı kaldırıp öğrencilerine sordu; – Bu su dolu bardağın ağırlığı ne kadardır? Öğrenciler, 200 gr ile 400 gr arasında diye cevap verdiler. Öğretmen cevaplar üzerine dedi ki; – Bardağın ağırlığı önemli değil. Herkes rahatlıkla kaldırabilir. Önemli olan bardağı ne kadar uzun süre elinizde tuttuğunuzdur. Eğer, birkaç dakika tutarsanız, ağırlığı hissetmezsiniz. Fakat bir kaç saat tutarsanız, bardak ağır gelmeye başlayacak ve kolunuzda bir ağrı hissedeceksiniz. Eğer, çok daha uzun süre tutarsanız, kolunuz dayanılamayacak kadar ağrıyacak ve artık kalkamayacak hale gelecek. Aslında bardağın ağırlığı her zaman aynıdır ama ne kadar uzun süre tutarsanız, bardak size çok daha ağır gelir. Öğretmen anlatmaya devam etti: – Eğer sıkıntılarınızı küçük bile olsa devamlı yanınızda taşırsanız, hiç dinlenmezseniz sonunda sıkıntı dayanılamayacak duruma gelir. İşteki sıkıntınızı eve taşırsanız, durmadan sıkıntılarınıza yoğunlaşırsanız hayatınız çekilmez bir hal alır. Yapmanız gereken bardağı yere bırakıp bir süre dinlenmek ve daha sonra kaldığınız yerden devam etmektir.
1000Kitap
Kasabanın birinde, güzelliği dillere destan bir kız yaşarmış. Kendisiyle evlenmek isteyen uzak ülkelerden gelen nice prensi, asili, zengini, yakışıklı delikanlıyı reddetmiş. Kimseleri kendine layık görmüyormuş. Kıza aşk besleyen, aynı kasabada yaşayan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş ama kız onu da beğenmemiş. Bizim delikanlı günün birinde kasabadan ayrılmış. Başka birine aşık olmuş, evlenmiş, çocukları olmuş, yeni bir hayat kurmuş. Uzun zaman sonra yolu eskiden yaşadığı güzel, şirin kasabaya düşmüş. Aklına bir zamanlar aşık olduğu kız gelmiş, ona ne olduğunu merak etmiş. Tanıdık bir yaşlı adam; güzel, büyük bir gül bahçesi olan evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş. Adam, kimseleri beğenmeyen güzel kızın kiminle evlendiğini görmek istemiş. Kızın kocasını evden çıkarken görmüş. Kızın kocası; şişman, kel, çok çirkin ve kaba bir adammış. Üstelik zengin de değilmiş. Nasıl oldu da böyle biriyle evlendi acaba diye merak eden adam, kızın kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış. Kız kapıyı açınca adamı tanımış. Adam sormuş: – Sen ki hiçbirimizi beğenmedin, nice kısmetlerini geri çevirdin, nasıl oldu da böyle biriyle evlendin? Kız da ona: – Sana cevabı vereceğim fakat önce gül bahçemdeki en güzel gülü koparıp getireceksin, yalnız tek şartım, bahçede ilerlerken geriye dönmeyeceksin. Adam peki demiş ve çok güzel güllerin olduğu bahçede ilerlemeye başlamış. Önce çok güzel sarı bir gül görmüş. En güzel gül bu derken biraz ilerde daha güzel kocaman pembe bir gül daha görmüş. Tamam budur işte diye düşünürken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası gözüne ilişmiş. Bir türlü karar verememiş, en güzel çiçeği bulacağım derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş, geriye dönemeyeceği için bahçenin sonundan mecburen yaprakları solmuş cılız bir gülü
1000Kitap
Bir baba ile kızı dertleşiyormuş. Kız, babasına çok sıkıntı çektiğinden, sorunlarla baş edemediğinden bahsetmiş. Babası kızını dinlemiş, sonrasında kızını mutfağa götürmüş. – Gel, sana bir şey göstereceğim! Ünlü bir aşçı olan baba, ocağa üç tane eşit büyüklükte kap koymuş. Üçüne de eşit su koymuş ve üçünün de altını aynı miktarda yakmış. Birinci kaba bir havuç, ikincisine bir adet yumurta, üçüncüsüne ise bir avuç çekilmemiş kahve çekirdeği koymuş ve her üçünü de tam 20 dakika pişirmiş. Daha sonra ateşi kesmiş. Sonra masaya 2 tane tabak, bir tane de boş bardak koymuş. İlk önce haşlanmış havucu alıp bir tabağa koymuş. Sonra pişmiş yumurtayı diğer tabağa koymuş. Sonra da suya iyice sinmiş ve tam kıvamında kahve görüntüsü olan kahveyi de alıp bir bardağa boşalttıktan sonra kızına dönerek, – Kızım, söyle bakalım ne görüyorsun? Kızı; – Havuç, yumurta ve kahve. Kızını masaya iyice yaklaştıran baba, kızına bunlara daha yakından bakmasını söylemiş. Kızının şaşkınlığını gören baba, anlatmaya devam etmiş: – Havuç haşlandığı için yumuşak bir hal aldı. Yumurta, artık pişmekten içi katılaştı sert bir hale geldi. Kahve ise, harika olmuş. Tadı da çok hoş. Kız, iyice şaşırarak sormuş; – Baba, bunu bana niçin gösteriyorsun? Babası; – Hepsi aynı şekil kapta, aynı sıcaklıkta, aynı dakika pişti fakat hepsi bu etkiye farklı tepki verdiler. Havuç ilk başta sertti, güçlü idi ama kaynatılınca yumuşadı, güçsüzleşti, çözüldü. Yumurta çok kırılgandı, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi ama kaynatılınca içi sertleşti, hatta katılaştı. Bir avuç çekilmemiş kahve ise yine sertti, hepsi birbirine benziyordu. Fakat ısıtılınca ne oldu; bu kahve çekirdekleri, ısındılar, gevşediler ve içinde oldukları suya yayıldılar. Suyu eşsiz bir tatta bir kahveye çevirdiler. Şimdi söyle bakalım kızım sen
1000Kitap
Çölde devesiyle birlikte yürümekte olan bir çöl insanı güçlükle hareket eden, susuzluktan ölmek üzere olan bir adama rastlamış. Adam, Allah rızası için su istemiş. Çöl insanı, devesinden inip bir çare adama suyundan vermiş. Suyu içen adam birden çöl insanını ittiği gibi deveye atlayıp kaçmaya başlamış. Çöl insanı arkasından bağırmış: – Tamam deveyi çalıyorsun ama senden bir ricam var. Sakın bu olandan kimseye bahsetme. Bu isteği anlamsız bulan hırsız şaşırmış ve neden diye sormuş… – Eğer bu yaptığını anlatırsan, bu dilden dile yayılır ve insanlar bir daha çölde yardıma muhtaç birini görünce yardım etmezler.
1000Kitap