Kitabı okumaya başladığım ilk sayfadan beri dediğim tek şey “Bu nasıl mümkün olabilir?” oldu.Tek kelimeyle FEVKALADE!!
Beyaz Leke’yi aldıktan sonra yaklaşık 2-3 ay kitaplığımda beklemişti, elim bir türlü bu kitabı okumaya gitmemişti çünkü ön yargılıydım. Ön yargının kötü bir şey olduğunu kitabı okuduğum an öğrenmem yüzüme soğuk bir su çarpılmış gibi hissetmeme neden oldu.
Kitabımızın konusunu anlattıktan sonra yorumlarıma geçeceğim.
Sene 2027. Ülke, Krallık adı verilen bir sistemle yönetilmeye başlanmış; kadınların hor görüldüğü, sanatçıların hapise atıldığı, hür iradenin kalmadığı, çocukların katledildiği, idamın getirildiği, kendi taraflarında olmayanların hain ilan edildiği, hukukun elinde oyuncak olduğu bir sistem düşünün. İşte bunlar tam da Krallık’ın tanımı.
Böylesi bir ülkede iç savaş çıkması elbette kaçınılmaz. Ülkede Krallık’a karşı kurulan örgütler var ama bunlardan en bilindiği ve en güçlüsü BL örgütü.
Avukat Eftalya Atalar, Krallık’ın yasakladığı bir kitabı okuduğu için idam cezası alan babasını kurtarmak için her yolu denemektedir. Bir gün babasıyla görüşmeye cezaevine gittiğinde karşılaşacağı BL örgütünün kurucusu ve lideri Tugay Demir Çeviker hayatının dönüm noktası olacaktır. BL örgütü kurucusu Eftalya Atalar’a onun avukatlığını yapmasını teklif ettiğinde ise özgürlük için bir başkaldırı başlayacaktır.
Bu kitap bana “özgürlük” için ne kadar ileri gidilebileceğini gösterdi. Kitabı çok beğendim. Kitabın eleştirebileceğim yanlarından biri “sol yanım” muhabbetiydi. Beni biraz sıktı açıkçası. Kitabı okuyanlar neyden bahsettiğimi anlayacaktır.
Eftalya Atalar, sen nasıl bir kraliçesin? Beyaz Leke evreninde olsam seni asla çekinmeden ayakta alkışlardım. Çoğu zaman kitapta Eftalya’yı “Yürü be kızım!” diyerek destekledim. Sadece son sahnede “Ne yapıyorsun