AZIZ! diye bağararak seslendim arkasından.
Beni dinlemeyip yoluna devam etmesine o kadar sinirlendim ki, gözyaşlarımı tutamadım. Nefes nefese kalarak ona yetişmeye çalıştım. Tüm gücümü toplayarak daha hızlı koştum ve sonunda kolundan tutarak
- Aziz ne olur dur! diye bağırdım. Beni dinlemeden ilerledi. Kolundan çekiştirerek onu durdurmaya çalıştım fakat hızlı bir hareket ile çözüyordu kendini benden.
- KONUŞ BENİMLE, SUSMA dememe rağmen, yine de susmayı tercih etti ve hızlı bir şekilde benden uzaklaşmaya çalıştı.
Hıçkırıklarım durmuyordu. Artık gücüm de kalmayınca, duraklayıp yere çöküldüm.
Ağlamalarımı duymasına rağmen yine de arkasına bakmadı ve bir kaç dakika içerisinde tamamen yok oldu. Göremiyordum artık kendisini ve bu ilk gidişi değildi. Durduramadım o gözyaşlarımı, durduramadım o bağırışlarımı. Kalbimin nasıl hızlı çarptığını, dizlerimin titrediğini, terlemeye başladığımı ve derin nefes alamadığımı hissediyordum. Kısacası, panik atağı geçiriyordum. Hamd olsun ki, bu gibi durumlarda ne yapacağımı iyi biriydim çünkü ilk defa geçirmiyordum bu atakları.
Derin nefes alıp zikretmeye başlıyordum. Gözlerimi kapatarak, “La ilahe illallah” diye başladım. Bir kaç dakika sonra sadece kalp çarpıntımın yavaşladığını değil, gözyaşlarımın da durduğunu hissedebiliyordum. Nisa suresinde bahsedildiği gibi “Allah, size velî olarak yeter. Asla yalnız olmadığımı ve Rabbimin beni terk etmediğini biliyordum ve bu şekilde atlatabiliyordum tüm korkularımı.
Tamamen sakinleştiğimde, kalkıp buralardan gittim. Bulunduğum yer o kadar sessizdi ki hiç mi biri duymadı o ağlamalarımı diye aklımdan geçiriyordum. Azizin şu an nerede olabileceğini düşünüyordum ve inanın aklıma hiç bir yer gelmiyordu. Sevdiğim adamın ayak izlerin den hariç hiç bir şeyim kalmadı. Onu her şeyden çok