İnsanlar arasında oluştuğuna şahit olduğum bütün duygudaşlıklar sonunda kibir ve egoizm bataklığında boğuldu. Yoldaşlık ve arkadaşlık zaman zaman dostluk gibi görünür. Ortak ilgi alanları insanlar arasında dostluğa benzer durumlar yaratabilir. Ayrıca insanlar yalnızlıktan kaçmak için de kendilerini onlara bir süre dostluğun çeşitlemeleri gibi görünen ama sonradan pişman oldukları samimiyetlere kaptırabilirler. Tabii ki gerçek bunların hiçbiri değildir. Dostluk daha ziyade -babam böyle bakardı- bir görev olarak tasavvur edilir. Tıpkı âşık gibi dost da duyguları için mükafat beklemez. Karşı görev talep etmez, dost olarak seçtiği insanı görür ama bir yanılsamanın ışığında değil, onun hatalarını görür ve onu kabul eder; bütün sonuçlarıyla birlikte. İdea budur. Böyle bir idea olmasaydı yaşamaya, insan olmaya değer miydi?
“Ruhunu ve kaderini yalnızlığa teslim eden bir insansa inançlı olamaz. Sadece bekleyebilir. Onu yalnızlığa mahkûm eden her şeyi, kendisini bu duruma getirenlerle ya da getirenle bir kez daha konuşacağı günü ya da anı.”
Yalnızlık da epey tuhaftır. Bazen balta girmemiş bir orman gibi tehlikeler ve süprizlerle doludur. Onun bütün çeşitlemelerini bilirim. İnsanın şaşmaz bir hayat düzeni kurarak boş yere mücadele ettiği can sıkıntısı. Sonra ani patlamalar. Yalnızlık da vahşi orman kadar gizemlidir.
Fakat sonra geri döndün, çünkü başka şansın yoktu. Ben de seni bekledim, çünkü benim de başka şansım yoktu. İkimiz de bir kez daha görüşeceğimizi biliyorduk; ve sonra biteceğini. Hayatın, varlığımıza anlam ve heyecan katan her şeyin.