ev gibi hissetmek, aitlik hissi bir yere bağlı olmamaktır aslında. kendini hissettiğin yerdir. peki ne zaman kendini hissedersin?
hayatın ince zevkleri vardır yaşamayı hissettiren. yaşamın ince zevkleri vardır hayatı hissettiren. bunların hepsi birer manifesto, bir kurtuluş çığlığı, bir elveda bazen de bir merhaba. ev bazen dört oda bir yatak olabileceği gibi bazen de uzanacak bir mutfak tezgahının olmasıdır. kendinden bir parçanı katabildiğin yerdir. bazen de kendini katmaktır. oraya yalnızca sen yakışırsın bazen. bazen de bir insandır ev. yanına sadece sen yakışırsın.
sen gittiğinde eksik kalacak bir yerdir orası. kendini anlatmaktır, kendini dinletmektir. dinlemektir bazen de. sıkılmadan dakikalarca, saatlerce dinlemektir. bazen de dinlemek istemektir. özlemdir.
en çok da evini özler insan, tezgahını özler, insanı özler, dinlemeyi özler, konuşmayı özler.
bazen de gözyaşlarını rahatça dökebilmek ister. bir omuz ister. bazen bir mendilin yerini bilmek ister, televizyonun en sevdiği kanalını 2 tuşlamayla bulmak ister, en mutlu olduğu anda çekilen fotoğrafının çerçevesini ister.
ev, aitlik hiç bir zaman var olmamıştır aslında. bu tür yapay gerilimdir. düştüğünde yere çarpma diye seni tutanın orda olacağını bilmektir, kaçtığında seni kovalayandır, gazetede okuduğun bir cümledir belki. sayfanın köşesindeki katlama çizgisidir. bilemezsin. çünkü hiç bir zaman var olmadı.
ait değilsin.
aitsizlik hissiyatına aitsin bu da senin aitliğin.
korkuyorsun tezgahının kırılmasından, yıkılmasından.
korkuyorum vedalardan, tanışmalardan.