32 can... Neden hep pırıl pırıl insanlara yapılır bunlar? İt soyları, insan görünümlü yaratıklar. Kahpece, vahşice katlettiler kardeşlerimizi... Lanet olsun bunlara ve bunları insan sayanlara sempatizanlarına... Fakat acım daha büyük. Yüksekova'da taziyedeyiz. Kardeşimiz, can yoldaşımız, en güvendiğimiz dostlarımızdan birini Suruç'ta kaybettik. SÜLEYMAN AKSU. İdealist ve fedakar öğretmendi. Okulumuzda dergi çıkaracaktık, derginin adı Hevi (Umut) olacaktı, şiirinin adıydı. Müstakil fakirhanelerinin üst katını bankadan kredi çekip kendine ev yapmıştı, evi hazırdı, kız da bulsa evlenecekti askerden dönünce. Askere gidecekti bir ay sonra, dönünce şiir kitabı çıkaracaktı. O kadar temiz ve hayat dolu bir insandı ki. Sendika grubumuzdan en cesaretlimiz oydu... O konuşsa içime bir umut dolardı, bir ferahlardım, her zaman bilirdim ne olursa olsun benim arkamda duracağını yoldaşımın... Anlatabileceğim o kadar çok şey var ki, ne dilim varıyor ne yüreğim kaldırıyor... Şimdi sen neredesin heval? Canım kardeşim benim... Anlatamıyorum seni dostum; dipsiz kuyulara, akan yıldıza, okyanusun en ıssız dalgasına düşmüş bir kibrit çöpüne...
eski duvar diplerinde karanlık sular
ay vurmuş gölgelenmiş kuytular
canım oğul, güzel yiğit
al gel kanlı gömleğini, sana nasıl kıydılar?
ben bu yürek yarasını bir gece elbistanda duymuştum
akşamlar bir karakuş gibi sağılıp inerdi tenha yollara
yıldızlar dut kokardı, iğdeler ay kokardı
öflez ışıkları, yol boylarında osmanlı karakolları
tilkiler üşüşünce akşam yıldızıyla bağlara
kelepçemin karasına bir ak güvercin
nazlı nazlı canım yiğit, süzüm süzüm canım oğul
gelip konardı
ben bu yürek yarasını bir gece elbistanda duymuştum
ekmek yedim, su içtim ben nasıl yadsıyayım?
ya nasıl yadsıyayım ishaklı selvilerde ayışığını
ya bu kanlı gömleği ben kime