Buğlem Öner, bir alıntı ekledi.
Dün 01:40 · Kitabı okuyor

- bir olayın tarih olabilmesi için en az 50 yıl geçmesi lazım üzerinden ama burada izleri sıcağı sıcağına sürdürmek zorundayız
- bölge... ayrı dünya... başta bilim-kurgu yazarları keşfetti onu sonra edebiyat geri çekildi gerçekliğin karşısında. Bizler, cehovun kahramanları gibi şuna inanmayız artık: yüzyıl sonra insan mukemmellesecek yaşam mukemmellesecek. Bizler, işte o geleceği yitirdik. Yüzyıl geçtikten sonra stalin'in gulaglari oldu, auschwiz oldu...
Çernobil oldu... ve 11 eylül newyork da. Tüm bunların bir kuşağın yasamina sığmasi akıl alır gibi değil. Örnegin, şu an 83 yaşında olan babamın yaşamına. Kurtuldu mu Insan?
-cernobilde en çok "olanlardan sonraki " yaşam hatırlanıyor: sahipsiz eşyalar, insansız manzara. Hiçliğe uzanan yollar, hiçbir yere ulaşmayan telefon telleri. Şöyle düşünürken yakalıyor insan kendini: nedir bu? Geçmiş mı, yoksa gelecek mı?
- geleceği kaydediyormusum gibi geliyor bazen.

Çernobil Duası, Svetlana Aleksiyeviç (Sayfa 59)Çernobil Duası, Svetlana Aleksiyeviç (Sayfa 59)
İlknur Demir, Çirkinliğin Kültürel Tarihi'yi inceledi.
 14 May 17:18 · Kitabı okudu · 14 günde · Puan vermedi

Belki biraz #spoiler #
Eğer söz konusu olan kitap; roman, şiir, öykü değil de bir araştırma ise kitabı okumadan önce yazar hakkında bilgi edinmek, araştırmak daha doğru gelmiştir bana. Yine öyle yaptım ve çok ilginç bir kişilikle karşılaştım. Sonuç olarak kitap mı yoksa yazar mı daha ilginç diye düşününce böyle bir kitabı ancak böyle bir kişilik yazardı zaten diye düşünmeden edemedim.
Yazar şan ve tarih gibi birbirinden tamamen farklı iki dalda eğitim almış. Çalışmalarını edebiyat, sanat tarihi, engellilik ve müzecilik gibi birbirinden farklı bir çok alanda sürdürüyor. İki opera metni ve bir librettosu var. Üstelik bu opera metinlerini ve librettoyu ilk Afro-Amerikalı kadın romancı Hannah Crafts’ın yazdığı The Bondwomen’s Narrative adlı kitaba yazmış. The Bondwomen’s Narrative adlı kitap araştırmalara göre siyah bir kadın kölenin yazdığı ilk roman. Bu eser hem tarihsel olarak önemli bir edebi olay hem de kendi başına bir otobiyografik öykü olma özelliğini taşıyormuş. Çevirisi olsaydı keşke …
Gerçekten ilginç bir kişilik yazar. Çünkü yayınlanmadan önce ve yayınlandıktan sonra difformite.wordpress.com adresinde bir ortak proje olarak katılımcıların “bozma”sına açtığı Galerie de Difformité (2011) adlı bir kitabı daha var.
Gelelim kitaba; neredeyse insanlığın tarihiyle birlikte çirkinliğin tarihini ve yüzyıllar içinde çirkinlik anlayışının nasıl değiştiğini, dün çirkin olarak nitelendirdiklerimizin bugün gözümüze hiç de çirkin gelmediğini görüyoruz bu kitapta.
Kitabın girişinde Frank Zappa’ dan bir alıntı var. Diyor ki;
Bedeninin en çirkin yeri/ Neresi
Kimileri burnun diyor/Kimileri ayakların
Oysa bence en çirkini zihnin…
Ehh bu alıntı kitabın özeti gibi zaten. Çirkin nedir? Kim çirkindir? Kime göre çirkindir? Çirkinlik somutmu yoksa soyut bir kavrammıdır? Yoksa yıllar itibari ile algılarımız, kültürel yapımız ve moda değiştiği için artık o çirkin değil midir? Yada bugünün çirkini yarın da çirkin olmaya devam mı edecektir? Çirkinliği sorgularken yazarın irdelediği en can alıcı konu ise; yerlere göklere sığdıramadığımız, edebiyata, müziğe, resme konu olmuş güzelliğin gerçekten masum olup olmadığı.
Yazar, çirkinliğin tarihini incelerken bir yandan da insanoğlunun kendi döneminde çirkin diye tanımlanana karşı ne kadar acımasız olduğunu gözler önüne seriyor.
Pastrana’ ya yada Hotanta Venüsü’ ne neler yapıldığına ne ruhsal acılar yaşatıldığına şahit oluyor ve insanoğlunun acımasızlığını bir kez daha hissedebiliyorsunuz. Ya da güzellik kavramını hem toplumsal ahlaki davranışları hemde kapitalist sistemin içerisinde kadın bedeninin bir metaya dönüştürülmesini eleştirmek adına bedenini sanat için estetiğe kurban eden ve tüm estetik operasyonlarını canlı yayın ile kitlelere ulaştıran performans sanatçısı Orlan’ ı tanıyorsunuz
Veee müzikte çirkinlik. İlk başlarda Brahms’ ın Birinci Senfonisinin kulak tırmalayıcı, caz müziğinin maymunsu konuşmalar, Rock and roll’ un ise Frank Sinatra tarafından çirkin ve yapmacık olarak tanımlandığını okuyunca gerçekten çirkinliğin zaman, mekan ve kişiye göre nasıl nitelendirildiğini görüyorsunuz.
Bu kitabı okumak zormu, kolaymı sorularının her ikisine de yanıtım evet. Yazar o kadar çok düşünür ve sanatçının fikirlerinden alıntılar yapmış ki eğer siz sözü edilen bu yüzlerce şair, yazar, filozof, sanatçı ve bir o kadar da tarihi şahsiyetleri tanıyor ve biliyorsanız ya da isimler önemli değil ana fikri anlamam yeterli diyorsanız evet o zaman kolay okunan bir kitap yok eğer benim gibi yapar her ismi araştırmaya çalışırsanız biraz zor hatta itiraf ediyorum oldukça zor ilerliyor.
Bugüne kadar hiç bilmediğim bir çok isimle karşılaştım. Zaten kitabın sonunda ki 27 sayfalık kaynakçayı ve ayrıca 7 sayfalık görsel kaynakçayı inceleyince bir kez daha anlıyorsunuz kitapta ne kadar çok kişiden alıntı yapıldığını. Bir o kadar da kitap tavsiyesi var. Ben kendi adıma adı geçen kitaplar içinden beş tanesini okuma listeme aldım…
En Mavi Göz Toni Morrison
Çirkinler Scott Westerfeld
Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust
Hırsızın Günlüğü Jean Genet
Çirkinliğin Tarihi Umberto Eco
Çirkinliği sözel olarak anlatırken bu anlattıklarını, resim ve fotoğraflarla da görselleştirmiş Gretchen E.Henderson. Bu durum bence kitabı daha zevkli hale getirmiş. Ehh tabi bu resim ve fotoğrafları da araştırmaya niyetlenirseniz çok uzun süre elinizden düşüremeyeceğinize garanti veririm.
Eksikler varmı kitapta diye sormak gerekiyor tabi; evet var. Çirkinliği sadece kültürel anlamda ele alması diyebiliriz ama zaten adı da Çirkinliğin Kültürel Tarihi olduğuna göre bu konu da çokta eleştiri hakkımız yok sanırım. Kitabın amacı bence kültürel olarak çirkinliği işlemek olsa da altta yatan mesaj kişinin kendini sorgulaması. Çünkü kitabın sonuna geldiğinde okuyucu kendi zihninde ki çirkinliğin ne olduğunu sorguluyor. Bu soruyu kendimize sordurtmuş olması bile bence kitabın okunması gerekenler listesine eklenmesi için yeterli bir sebeb.
Son olarak nacizane tavsiyem, Frank Sinatra’ nın kulak tırmalayıcı dediği roc’k and roll bir şarkı açıp kitabı okumaya başlayın derim. Mesela; https://www.youtube.com/watch?v=gj0Rz-uP4Mk

Özgür, Enigma'yı inceledi.
11 May 20:09 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 7/10 puan

hiç severek okuduğunuz bir romanın sonunda hayal kırıklığına uğradınız mı? elinize sevdiğiniz romanların sonlarını değiştirme imkanı geçseydi ne yapardınız? ya da her şey olması gerektiği gibi, o karakter ölmesi gerektiği için öldürüldü mü dersiniz? peki bir romanı roman yapan nedir? onu yazan yazarın kendisi mi yoksa roman gelişen, büyüyen ve yaşayan bir varlık mı?

sonlarını beğenmediği için edebiyata tutkun olmasına rağmen yazarlarına kin güden bir edebiyat profesörü, ileride büyük bir yazar olmak isteyen kızıl bir katalan kadını, 15 yaşında yaşadığı travma nedeni ile konuşma yetisini kaybeden japon bir kadın ve kurbanlarına son anlarında şiir okuyan, şiir tutkunu bir kiralık katilin ortak noktası korkak ve kaçamak sonlarından nefret ettikleri romanlar. bu 4 kişi bir amaç uğruna bir araya gelip eyleme geçme vaktinin geldiğini düşünürler. edebiyata ne kadar tutkunsalar yazarlara karşı o kadar büyük nefret besliyorlar. gerçekten nefret etmekte haklılar mı? kitap bize romanı edebi bir eser yapanın onun içinde barındırdığı karakterler mi yoksa onlara hayat veren yazarlar mı diye sorgulatıyor. bunu en başta hiç alakası olmayan dört karakteri bir araya getirerek yapıyor. yer yer kitabın yazarı bu konuda kendisini de topa tutmaktan çekinmiyor. özellikler baş karakterimiz profesör joaquim'in en sevmediği yazarlardan birisi olarak kendisini tasvir ediyor.

başlarda biraz sıkılsam da ilerleyen bölümlerde kitap sizi giderek içine çekiyor.

Lilith, bir alıntı ekledi.
11 May 19:36 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Dostoyevski'nin o ünlü "Eğer Tanrı yoksa her şey yapılabilir." sözü, kent soylu sınıfın, 150 yıllık egemenliği sırasında görmezlikten gelmeye çalıştığı korkunç bir buluştur.

Edebiyat Nedir?, Jean-Paul SartreEdebiyat Nedir?, Jean-Paul Sartre
Gökçe, İstanbul Kriterleri'ni inceledi.
 10 May 21:02 · Kitabı okudu · 2 günde

Hadi inceleme yazalım diyip, inceleme yazılıyormuş mu, bir bakalım.. Öncelikle 2 dakikalık bir muhabbetin arkasından böyle bir şey istedim, muhabbetin de Selahattin Yusuf ile olması etkili olsa gerek. İmzayı kaçıran ben Yusuf'u ayaküstü ama bir o kadar da rahat zamanında yakalayınca tek kitap imzalatmakla kalmadım tabii. Edebiyat, sosyoloji, işler güçler derken konu İbrahim Paşalı'ya oradan da Hüsamettin Arslan hocama geldi.. Nasıl gelmesin ki; ben ki her okuduğum cümlede Hüsamettin hocamı anıp anıp durdum bu kitapta. İkisi de çok değerli insanlar, ikisi de Yusuf'un dediği gibi aynı kalitede ve aynı kafada insanlar.

O zaman gelin gelelim kitabımıza; İstanbul'umuza.. Kriterlerini atalım şimdilik, öncelikle İstanbul'u anlamamız gerek. Önce İstanbul'u sevmek ve onun çok değerli olduğunu kabul etmemiz gerek. Yoksa bu kitabı okumanın bir anlamı yok. Peki İstanbul nedir: Türkiye'dir, Osmanlı'dır, Şam'dır, Bosna'dır, Kudüs'tür. Siz İstanbul'u anlamazsanız ne İsrail mevzusunu çözersiniz ne de Bosna Savaşı'na bakabilirsiniz.. Zannediyor musunuz ki Suriye Savaşı anacak Suriye'ye bakıp anlaşılacak.. O kadar yıl bir imparatorluğun başkentliğini yapmış bu şehir şimdilerde Washington'la, Paris'le yarıştırılmaya çalışılıyor, onu da geçtim onlara yetiştirilmeye çalışıyor, oysa İstanbul'un değeri bir tanesiyle bile ölçüşebilir mi.. Sadece Boğaz'ı bile sadece Süleymaniye Camii'si bile başka şehirlerden farkını ortaya koyarken bırakın bir şehirle bir ülkeyle hele makineleşmekten ciğerleri solumuş, tembellikte zirve yapmış bir Batı ülkesiyle kıyaslanamaz bile. Fakat bunu bilemiyoruz işte sürekli kıyaslayıp duruyoruz, her koşulda bir Batı medeniyetini yüksek tutmaya alışmışız. Arabî'yi, Gazali'yi, İbn Haldun'u okumadan Marx'a hayran kalıp, Heidegger'e tutuluyoruz. Biz ne Türkiye'nin farkındayız ne İslam Kültürü'nün ne de İstanbul'un... Oysa bilsek bu güzelim odak noktalarını kritik nokta almayı oysa anlayacağız bütünü. İyi bir şeyi kritik alan, diğer iyi şeyleri bulmaz mı hiç.. Bulur da tanır da.

Mehmet Akif hep diyormuş ya: "Yusuf'u arayın" diye. Yusuf'u, hakikati, aradığınızı, bulmak istediğinizi aramaktan çekinmeyin. Eğer inanıyorsanız galip gelecek sizsiniz.

{Ç News}'te Bugün;
Merhabalar Efendim....!!!

Dün buraları cover parçalar ile doldurduk.. Akşama kadarda aktif kaldı ileti.. Paylaşan, beğenen ve yorumlarda bize eşlik eden herkese çok teşekkür ederiz.. Dünün parçaları tek bir YouTube listesi halinde paylaşılacaktır.. Karışık bir sentez olacak, keyfi de orada olsun..! :) Düne ait konu için ->> #29462664

Kahveler hazırlansın...! {Ç News} Yayında....!!!

Haberler kısmına sizler için bir test daha bırakıyoruz..!! İkinci Yeniye Ne Kadar Hâkimsiniz? Dürüst olalım hakim değilseniz zor bir test olacak..!! Cevapları yoruma bekliyoruz..! :)

Günün Sözü:

"Yalan zeka işidir, dürüstlük ise cesaret. Eğer zekan yetmiyorsa yalan söylemeye, cesaretini kullan da dürüst olmayı dene."

~ Victor Hugo

Evet günün sözüne uygun devam edelim...! Dün Tuco Herrera kendi sayfasında ki şu iletide #29465396 çalıntı inceleme paylaşan Yeliz Darın 'ı keşfedip yayınladı..! Bunda anormal bir durum var mı? Bu direkt olarak emek hırsızlığıdır. Yazdığımız uzun incelemeler bazen saatler almaktadır. Olmayan bir içeriği oluşturmak kolay değildir. Her gün burada uzun uzun yazıyoruz kolay değil bu işler. Zaman alıyor..! Bunu yapan kişiler insanların hem emeklerini hem de zamanlarını çalıyor. Bu ve benzeri kişileri tespit ettiğinizde bize bildirin. Bizde paylaşalım. İyi niyet aranacak bir durum yok, iletide olduğu gibi kimse duyar kasmasın. Şuan incelemeleri gizlenmiş, silinmiş bir şeyler yapmış. Necip Gerboğa 'nın dediğine göre de kendi gibi göstermek istediği profil fotosu da ona ait değil. Sayfasından Özür dileyip tüm incelemeleri silip devam etse kimse bir şey demezdi. Ama öyle bir incelik gösteremedi..! Bu güzel paylaşım alanında EMEK HIRSIZLARINA izin vermeyin..!!

[Şimdi; Üç Edebiyat haberi, Üç İnceleme ve Üç Alıntı...!
Yerli - Yabancı Film önerisi ve Müzik Paylaşımı..!
Hazırsanız, haydi başlayalım....!]

Toplanın ahali...! Güzel bir haber..! Çevirileri ile sürekli karşımıza çıkan Sabri Gürses’in “Türk Mitolojisi” Kitabı Raflardaki Yerini Aldı..! Kitaba ben bir şans vereceğim.. Detaylar için;  https://kayiprihtim.com/...lardaki-yerini-aldi/

Ve TEST...!! Hadi bakalım ikinci yeni akımına ne kadar hakimsin...?? http://www.neokuyorum.org/...e-ne-kadar-hakimsin/

“Hepimiz hayatlarımızı çocukluğumuzdan kalma anıların üzerine inşa ediyoruz; acıyla, kayıpla ve mutlulukla başa çıkmaya çalışıyoruz.”
Yazar Lavinia Petti ile İrem Uzunhasanoğlu Söyleşisi için buyrunuz; http://www.mevzuedebiyat.com/...cikmaya-calisiyoruz/

 ~

Haberlerimiz bitti... Şimdi sıra günün incelemelerinde;

CEYLAN 'ın ->> #24672814

https://1000kitap.com/lebowski 'ün ->> #27204328

Mithril / Danny 'nin ->> #8322656

"Özenle ve emek harcanarak yazılmış bu incelemeleri öneriyoruz... Her gün üç inceleme diyoruz.. Bu incelemeler kişisel beğenim karşılığında eklenmiştir..! İyi okumalar...!"

İncelemerimiz bitti. Şimdi sırada günün Alıntılarında;

Fox Mulder 'un bugün için seçtiği üç alıntı;

~

"Merakımı gideremeden öleceğim. Neden aynı güce sahip daha çok kitap yok? Neden, Neden? Nedir bu yazarların hali? İyi yazar neden bu kadar az?"

Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi,Charles Bukowski #29479862

~

"Çimdikleyip durma!' dedi kartal, 'Bir tavşan gibi görünsen de bir tavşan gibi korkmana gerek yok. Hafif rüzgârlı, güzel bir sabah. Uçmaktan daha güzel ne olabilir ki?'"

Hobbit: Resimli, J. R. R. Tolkien #29481104

~

"Az okuyoruz, hattâ hiç okumuyoruz ve galiba hiç de düşünmüyoruz."

Sahnenin Dışındakiler, Ahmet Hamdi Tanpınar #29481112

~

"Alıntıların sonlarında ki linklere giderek, asıl alıntı sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Desteği ve emeği için Fox Mulder'a Teşekkürlerimizle.."

Alıntılarımız bitti. Şimdi sıra Film önerilerimizde;

Yerli Film Önerisi (Fox Mulder Tarafından):

Ahmet Uluçay - Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (2004)

Detaylar İçin ->>
http://www.beyazperde.com/filmler/film-186711/

Yabancı Film Önerisi:

Denis Villeneuve - Arrival (2016)

Detaylar İçin ->> http://www.turkcealtyazi.org/mov/2543164/arrival.html

Yerli filmlerin detayları için genellikle sinemalar.com ve beyazperde.com, yabancı filmler için ise TurkceAltyazi.com'u kullanacağız.. Yerli Filmler Fox Mulder, Yabancılar tarafımca önerilecektir.

İzlemeyenlere iyi seyirler dileriz...

Film Önerilerimiz bitti. Şimdi sıra Günün Şarkılarında;

~

The Doors: https://youtu.be/lS-af9Q-zvQ

Barış Manço: https://youtu.be/f8TZJHuNImc

Bob Marley: https://youtu.be/-JhwxTen6yA

~

Bizler paylaşımlarımızı yaptık.. Beğenmeniz dileğiyle.. Sizlerin paylaşımlarını da yorumlara bekliyoruz..

Test Sonuçlarını da paylaşmayı unutmayınız...!!

Birlikteliğimizin bugün de sonuna gelmiş bulunmaktayız... Yarın görüşmek dileğiyle...!!

Keyfiniz eksik olmasın..

Hergün;
Üç Edebiyat haberi, Üç İnceleme ve Üç Alıntı...!
Yerli - Yabancı Film önerisi ve Müzik Paylaşımı..!  ile sizlerleyiz...

Dolu dolu bir içerik sunduk ve ayrılık vakti geldi...!

Sağlıcakla kalın....!

{Ç News}

Edebiyatseverlerin muhabbetinin hiç çekilmemesi
apaçık ortada olan vahim realite.

kendilerine edebiyatsever diyen bazı eksantrik bireyler, başkalarının zihninden çıkan eserlere saplantılarından dolayı insani ilişkileri ve sohbetleri çekilmez kılmaktadır. kağıt parçalarına karalanmış birtakım eciş bücüş çizgileri hayatın merkezi haline getirmek nedir yahu? tam bir komedi. sorsan ilk edebi ürünlerin destanlar gibi sözlü olduğundan bihaberlerdir kesin.

bakmasını bilene yaşamda o kadar çok güzellik var ki. doğa yürüyüşleri yapmak, dizi izlemek, dostlarla pikniğe gidip mangal yakmak...sırf entelektüel görünmek uğruna edebiyat laklakı yapınca eğreti duruyor maalesef. kadına/adama sorunlarından bahsediyorsun; “suç ve ceza”dan örnekler veriyor, durumu raskolnikov‘un cümleleriyle açıklamaya çalışıyor. utanmasa adını değiştirip roman karakteri yapacak. böylece her yerde minik anna karanina‘lar, jean valjean‘lar göreceğiz.

21.yy'da böyle bir vaziyet kabul edilemez. toplumdaki bu iletişim problemini çözmenin en basit yolu edebiyatla kafayı bozmuş tipleri arkadaş ortamlarından uzak tutmaktır. gitsinler 1800’lerin rusya'sında, fransa ekonomik bunalım döneminde vb. entel entel takılsınlar.
#alıntıdır

BARAN, bir alıntı ekledi.
03 May 14:58 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Şiir nedir diye soruyorsunuz. Edebiyat yapmayı, büyük laf etmeyi sevenler için şiir ne değildir ki!
Şiir bir çığlıktır,bir ilanıaşktır,sallanan bir yumruktur, bir ümittir, bir kurtuluştur…

Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar, Cahit Sıtkı Tarancı (Sayfa 137)Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar, Cahit Sıtkı Tarancı (Sayfa 137)

{Ç News}'te Bugün;
Merhabalar Efendim....!

Bugün 1 Mayıs...! 1 Mayıs nedir, ne değildir bir kaç kelam edelim.. Bir çoğunun anlamını ve geçmişini bilmeden kutladığı bu bayramın köklerinde direniş, kan ve ölüm vardır.. Kısaca değinelim...

Kahveler hazırsa başlayalım..!! {Ç News} Yayında...!!

Günlük çalışma sürelerinin fazlalığı üzerine başlayan eylemdir. 1700-1800 yılları arasında işçilerin ortalama ömrü 30-40 yılmış. Günlük çalışma saati 16 saat olan ülkeler vardı. İlk kez 1856'da Avustralya'nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi'nden Parlamento Evi'ne kadar bir yürüyüş düzenlediler. Daha sonra ABD'nin Chicago kentinde işçilerin 1 Mayıs 1886'dan itibaren iş gününün 8 saat olması için başlattığı mücadele büyük yankı uyandırdı.

Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı. Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.

(Sizler detaylıca araştırarak 1856'dan itibaren neler yaşandığını öğrenebilirsiniz. Kısa yazacağımız için hepsine değinemiyoruz.)

Her geçen yılda olaylar ve eylemler büyüdü. Amerikan işçileri, 24 saat olan günün; 8 saatini çalışmak, 8 saatini uyumak, 8 saatini de dinlenerek ve eğlenerek geçirmek istiyorlardı.

Büyüyen eylemler beraberinde ölümleri de getirmeye başladı. Eylemler üzerine çalışma saatini 10 saat'e daha sonra 8 saat'e düşüren yasalar onaylandı. Dünyanın birçok yerinde bu kararlar baz alınarak eylemler daha da büyüyerek devam etti.

Türkiye de ise bakacağınız noktalar; Osmanlı'nın son Dönemleri, II. Meşrutiyet, Cumhuriyet dönemi ve sonrası. Özellikle 1977'te ki 1 Mayıs, kanlı 1 Mayıs olarak hafızalara kazınmıştır. Araştırmanız bilgi birikiminiz açısından önemlidir.

Kısacası 1 Mayıs bir amaç uğruna 1 Mayıs'tır. Günümüz de ise bir şeyler için araçtır. İnsanlar bir olup, yanlış giden konular üzerine eyleme geçemiyorsa, meydanlarda yapacakları tek şey halay başında lelele lölölö'dür. Kusuru baksınlar efenim...!

Bu uğurda eyleme geçip, çalışma saatlerini düşüren ve büyük kitlelere dağılmasını sağlayan o insanlara bir teşekkürden daha fazlasını borçluyuz. Bu günün anlamını iyi öğrenip kavramamız gerekmektedir.

Çok uzun yazılır elbet ama kısaca anlatmaya çalıştık. Şimdi ise kendi gündemimize dönelim;

Günün Sözü;

"Yaşamımız önem verdiğimiz olaylara karşı sessiz kaldığımız gün son bulmaya başlar."

~Martin Luther King

Şimdi; Üç Edebiyat haberi, Üç İnceleme ve Üç Alıntı...!
Hazırsanız, haydi başlayalım....!

Daniel Clowes tarafından yazılan ve çizilen, harika analizler içeren ergenlik el kılavuzu olarak nitelendirebileceğimiz "Ghost World" adlı kült çizgi romanı KayıpRıhtım bizler için incelemiş. Buyrunuz;
https://kayiprihtim.com/...rgenlik-catismalari/

Test çözmeye ne dersiniz? Hadi bakalım, Rus Edebiyatına ne kadar hakimsin? Testi çöz, yoruma sonucu bırak.. Bizi kandırmana gerek yok. Kendinizi kandırmış olursunuz. Dürüst test sonuçlarını istiyoruz. :)
http://www.neokuyorum.org/...a-ne-kadar-hakimsin/

Herkes yazıyor, herkes çiziyor... Yazma Tutkusuyla Edebiyatın Führerlerine Karşı Duran “Küçük Romancı Atölyesi”. Okuyunuz çok güzel bir yazı olmuş.
http://www.neokuyorum.org/...a-ne-kadar-hakimsin/

Haberlerimiz bitti... Şimdi sıra günün incelemelerinde;

İnci Küpeli Kız 'ın ->> #26814817

Yaren 'in ->> #25162917

Erhan -ın ->> #27072036

  "Özenle ve emek harcanarak yazılmış bu incelemeleri öneriyoruz... Her gün üç inceleme diyoruz.. Bu incelemeler kişisel beğenim karşılığında eklenmiştir..! İyi okumalar...!"

İncelemerimiz bitti. Şimdi sırada günün Alıntılarında;

Fox Mulder 'un bugün için seçtiği üç alıntı;

"İnsanlar haksızken daha çok bağırırlar."

Aylak Adam, Yusuf Atılgan  #29296294

~

Ben hayatımı, geriye dönüp bakacak vakit bulamadığım denli yoğun ve şiddetli yaşadım.

Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir, Emma Goldman #29297075

~

Ölmüş olan biri artık hiçbir şey istemez , sevilmeyi de , kendisine acınmasını da , teselli edilmeyi de istemez.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig#29296832

"Alıntıların sonlarında ki linklere giderek, asıl alıntı sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Desteği ve emeği için Fox Mulder'a Teşekkürlerimizle.."

Günün Şarkısını İliştirelim;
https://youtu.be/vn4UacVtWpI

Birlikteliğimizin bugün de sonuna gelmiş bulunmaktayız...

Bugün biraz geç başladığımız için TSM Etkinliğimizi yarın yapacağız...

Hergün;
Üç Haber, Üç İnceleme, ve Üç Alıntı ile sizlerleyiz...

Sağlıcakla kalın....!

{Ç News}