O da bana öğretiyordu.
Mutlu olmanın binbir çeşit halini; gülmenin, ağlamanın doğallığını; geride bıraktığım sevinçlerin, kederlerin değerini, değersizliğini; dünyaya bir an açık ağızla bakıvermeyi ve gördüklerimi hiçbir zaman unutmamayı...
Bir kitapta okumuştum; bir adam mutsuz biten öykülerin sonunu değiştiriyordu. İşi gücü buydu; öykülerin sonunu değiştirmek... Şimdi, elinde kalemle benim öykümün üstüne eğilmişti. Silgisi de vardı. Kargacık burgacık harfleri özenle siliyor; silgi parçalarını temizlemek içi kağıda üflüyordu.
Bağlılıklarım, inandıklarım, önemsediklerim havada uçuşuyordu.
Yeniden yaratılıyordum.
Güneş alçalıyor, güneş yükseliyordu. Yüzlerce ay doğup batıyordu. Biri beni havaya fırlatmıştı sanki; ben taştım. Düşecek uygun bir yer bulamamıştım. Atmosferde daireler çiziyordum, bulutların arasına giriyordum, yıllarca çıkamıyordum.
Bence her insan iki kişidir. Birincisi önden gidip yolu açar. Ama belki de kapatır; emin değilim. Öteki bazen irkilerek, korkuyla; bazen de umut ederek onun peşine takılır.