Geri Bildirim
  • Efendiler, tanrılar! İsimleriyle aradığınız kullar başka yerde. Ben burada sahibine havlayan köpek gibi kaldım böyle yalnız. Hatırladıklarım ve hatırlamadıklarım arasında sıkışıp kaldım.
    Barış Bıçakçı
    Sayfa 8 - İletişim Yayınları
  • "Efendiler, tanrılar! dedi, "Ben hatırlamadıklarımı daha derinden hissediyorum"
  • Tolkien'ın Anısına / Yüzüklerin Efendisi ve Felsefe

    “Neden ahlaklı olayım?” diye sorar Platon ve Tolkien cevap verir: “kendim olmak için”. “Nasıl bir hayat seçmeliyim?” “Yeteneklerimle uyum içinde olan bir yaşam.”

    Tek Yüzük: Kendisini takanları görünmez kılma özelliğine sahiptir. Kendisini takan kişinin konumuna göre bir güç verir, ahlaksal yönden yozlaştırıcıdır, yaşlanmayı önler, işitme duyusunu güçlendirir, görüşü bulandırır, takan kişinin yabancı dilleri anlamasını sağlar, takan kişinin görünmez dünyadaki varlıklar tarafından görülüp, kişinin de bu varlıkları görebilmesini sağlar. Diğer tüm güç yüzüklerini denetim altında tutabilir. Yüzük farklı bireyleri ve farklı ırkları değişik biçimlerde etkilemektedir.

    Tüm güç yüzüklerinin temel gücü ‘çürümeyi önlemek ya da yavaşlatmak’tı. Fakat yüzükler aynı zamanda kendilerini takan kişinin doğal güçlerini artırıyor bu da yüzükleri takanları kolaylıkla yozlaştırıp kötülüğe ve egemen olma güdüsüne itiyordu.

    Yüzükler, sahiplerine uzun yaşam vaat eder, fakat bu yaşam, sağlıklı ve canlı bir yaşam değildir.

    Hobbitlerin zorluklar karşısında neşeli ve güçlü kalma yetenekleri, onların en tatlı yanlarından biridir.

    Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’ni yazma nedenlerinden biri de ‘iyi ahlakın yüreklendirilmesi’dir.

    Orklar, karanlık ve çirkin yerlerde yaşarlar, kirli giyecekler giyerler, pis yiyecekler yerler ve her nerede karşılarına çıkarsa çıksın, güzellikleri yok etmeye çalışırlar.

    İyi olana bir süre sonra doyabilen insanlardan farklı olarak, elflerin, şiire, şarkılara, yıldız izlemeye ve güneşin aydınlattığı ormanlarda yürümeye sonsuz bir açlıkları vardır.

    Orta Dünya’yı gören okurlar, çevrelerindeki doğaya da farklı bir gözle bakarlar. Mavi okyanus ve gümüşi ay, birdenbire harika bir görüntüye kavuşur. C. S. Lewis’in ‘tanıdıklığın peçesi’ dediği örtüyü kaldırırız ve dünyayı, elflerin gördüğü gibi görürüz: Yaratıcı Iluvatar’ın görkemiyle.

    “İnsan, vazgeçebileceği şeylerin sayısı kadar zengindir.” Henry David Thore

    Tolkien yeniden doğuş duygusunu bir tür ‘iyileşme’ olarak görür. Tolkien’e göre iyileşme, açık bir bakış açısı kazanma, yani pencerelerimizi temizlemek anlamına gelir; böylece açıkça görülen nesneler, daha taze ve güçlü bir etkiye sahip olurlar. Bu süreç ruhsal körlüğün şifasıdır. Tolkien bu iyileşmenin peri masalları ve Yüzüklerin Efendisi gibi fantastik öyküler tarafından sağlanabileceğine inanmaktadır. Büyülü olanı basit olana eklemleyerek, dünyaya, taze bir bakış açısı yöneltebiliriz.

    Kimi zamanlar Sam endişelidir, yorgundur, açtır, korkmaktadır, üzgündür, öfkelidir ve hatta acı çekmektedir. Fakat Tolkien bize asla onun mutsuz olduğunu söylemez ve zorluklarla sürdürülen serüvenden ayrılmak için bir an bile istek duyduğuna tanık olmayız. Sam son derece kararlı bir biçimde hareket eder.

    Gollum’un yaşamı ‘ışığın, umudun olmadığı sayısız günler’den oluşmaktadır. Yüzüğe sahip olduğu zamanlarda bile yaşamdan keyif ve huzur alamaz, hoşnutsuzdur. Yalnız ve mutsuz bir yaşam sürmektedir.

    (Gollum) Kendi kendine konuşur ve Yüzük’ü ile kendi arasında bir ayrım yapamaz. Kimi zamanlar kendisini ikiye ayrılmış hisseder.

    Sam’in Yüzük’ün gücüne karşı koyabilmesinin nedeni, Frodo’ya duyduğu sevgidir.

    Sizi şu andaki kimliğinize büründüreni anımsayın, sizi eşsiz yapan özelliği anımsayın ve sizi yoran, korkutan ve güçsüzleştiren her şeyi unutun.

    İyi bir güç ve gurur kaynağı olabilse bile, hiçbirimiz geçmişimize bağlı değilizdir.

    Galadriel geçmişi unutamadığı için, çevresindeki değişimlere de uyum sağlayamaz. Galadriel karakterinde, Tolkien’in elflerinin hem olumlu hem de olumsuz yanlarını görürüz. Tanrı onlara hiç de doğal olmayan uzun yaşamlar vermiştir ve binlerce yıl yaşayabildikleri için herhangi bir şeyi unutmaları son derece güçtür.

    Kendi gücünün büyük bir bölümünü Yüzük’e veren Sauron, büyük bir kumar oynamış oldu. Çünkü yeterli bilgiye ve güce sahip biri Yüzük’ü ele geçirdiğinde Sauron’u kolaylıkla alt edebilirdi. Fakat Orta Dünya’da kim ona kim karşı koyabilirdi? Gerçekten de, onun karşısında kim durabilirdi? Elbette, eğer Yüzük gerçekten yok edilseydi, Sauron’un Yüzük’e verdiği gücü de yok olurdu. Sauron’un kendisi silik bir noktaya, bir gölgeye ve kötü bir iradenin silik bir anısına dönüşürdü. Öte yanda, Yüzük yalnızca Hüküm Dağı’nın ateşlerinde yok edilebilirdi. Daha da önemlisi, Yüzük’ü kullananlar onun etkisi altına giriyor ve en sonunda onun iradesine yeniliyordu. Ve Yüzük’ün iradesine yenilenler, onu yok etme gücünden de yoksun kalıyordu. Bu nedenle Yüzük’ün yok edilmesi büyük ölçüde olasılık dışıydı. Bu bağlamda Sauron’un oynadığı kumar belki de o kadar riskli değildi. Her koşulda hükmetme, tutsak etme ve Orta Dünya’yı yönetme isteği bu riskten daha ağır basmıştı.

    Tolkien’e göre gerçek güç, güçten vazgeçebilmektir. İyi bir yaşamın anahtarı, başkaları için kendi gücünüzden vazgeçebilmektir.

    Kötülük için iyilik gerekir, fakat iyilik kötülüğe gereksinim duymaz: gölgelerin var olması için ışık gerekir, fakat ışığın var olması için gölge gerekmez. İyilik temel ve bağımsız bir olgudur, kötülük ise ikincil bir konumda olup iyiliğe bağlıdır.

    İnsanların seçim hakkı olduğu sürece iyi seçimler yapmaları da olasıdır. Bu nedenle, kötülüğün yenilme olasılığı hep vardır.

    Kötülük, kişinin sahip olduğundan daha fazlasına sahip olma isteğinden kaynaklanır ve kötülük, korku ve yıkımla özdeşleştirilir.

    Yüzük’ün yozlaştırıcı etkisi, kişinin karakteri ile doğru orantılı bir değişkenlik içindedir.

    İnsanlar ve hobbitler; yaşlılıktan ya da hastalıktan olsun öyle bir an gelir ki, bedenleri artık yaşamı barındıramaz. Ve bedenleri öldüğünde, ruhları da Arda’yı (dünyayı) terk eder. Elflerin bedenleri de yorulabilir, yaralanabilir ve bu durumda insanlarda olduğu gibi yaşamı barındıramazlar; fakat elflerin ruhları bu gibi durumlarda bu dünyanın sınırları içinde kalır. İnsanlar öldükten sonra neler olacağını bilmezler. Elfler ise bedenlerine ne olursa olsun, ruhlarının Arda’da aktif bir yaşama sahip olacağını bilirler.

    Yarı-elfler insanların ve elflerin yazgısı arasında bir seçim yapmak zorundadırlar.

    Yüzük tayfları yaşayan ölülerdir. Onlar için ölmemek bir lanettir. Bu krallar insandır. Güce olan tutkuları yüzünden, Dokuz Yüzük’ü kabul ederek Sauron’un emri altına girmişlerdir. Efendileri Sauron’un iradesiyle hareket ederler.

    Kahramanlığı ve çektiği acıların bir ödülü olarak, Frodo’ya denizi aşma izni verilir. Bu huzur ve ölümsüzlük ülkesinde, Frodo’nun yaraları sarılır ve melankoliden kurtulur. Fakat sonsuza kadar Aman’da kalmaz. Sonunda yaşamından vazgeçer ve bu dünyanın sınırlarından çıkmayı tercih eder.

    “Ölüm keşfedilmemiş bir ülkedir.” Hamlet/Shakspeare

    Tolkien’in Orta Dünyası’nda reenkarnasyon, kaybolan bedenin aynısına yeniden sahip olmak biçiminde gerçekleşir. Orta Dünya’da savaşlar sırasında ölen elfler, Kutsal Krallıkta yeniden vücut bulurlar.

    Yüzüklerin Efendisi’nin günümüz okurlarının bu kadar ilgisini çekmesinin nedeni, bize, gerçeklerle yüz yüze gelebileceğimiz bir dünya sunmasıdır. Tolkien’in karakterleri yeteri kadar gerçekçidir, çünkü onlar da bizimkilerine çok benzer kuşku ve korku anları yaşarlar.

    Birçok insan için Orta Dünya çok önemlidir. O sadece kurgusal bir âlem değil, yenilenmek, zenginleşmek için tekrar tekrar gittikleri güvenli bir cennettir.

    Düşmanın yakın görünen zaferi karşısında hayatta kalma umudu, kötünün karşısında iyinin dayanma gücünü gösterir.

    “Genellikle iyi niyet kötü şeyleri bozar.” İki Kule

    “Frodo elinden geleni yaptı, kendini sonuna kadar tüketti ve vazifesinin amacının gerçekleşebileceği bir durum yarattı. Mütevazılığı ve çektiği acılar en yüksek onurla adil bir şekilde ödüllendirildi; Gollum’a gösterdiği sabır ve merhamet, ona merhamet getirdi ve hatası telafi edildi.” Tolkien / Mektuplar

    Kötülük bazen, düşmanlarının da onun gibi hareket edeceğini varsayarak, kendi çarpık dünya görüşüyle uyum içinde hareket ederek mahveder kendini.

    Sanırım birçok kişi ‘alegori’ ile ‘uygulanabilirlik’ i birbirine karıştırıyor; oysa birincisi yazarın kesin amacında saklıyken diğeri okuyucunun özgürlüğünde ikamet eder.

    Kahramanlara ihtiyacımız yok. İnsanların insanca ve kırılgan olmasına ihtiyacımız var. Sam ile Frodo’nun sıradan olmasına, kahramansı olmamasına ihtiyacımız var. Tolkien’in isteksiz seyyahları bize, sıradan insanlar kendilerini iyiliğe adadıklarında, hayatın olağanüstü olabileceğini gösterir.

    “Dünya tarihinin kaderi, yöneticiler ve efendiler, hatta tanrılar tarafından değil, tanınmayan ve zayıf yaratıklarca değiştirilmiştir.” Tolkien/ Mektuplar

    -GREGORY BASSHAM-ERIC BRONSON-WILLIAM IRWIN