• 147 syf.
    Yaşanmış bir hikaye. Fakir Baykurt. Hasta yatağında yazılmış son kitabı. Öyle ki kitabın sonlarına doğru bir anda konuşuyor yazar ve diyor ki; "Sevgili Okur; gördüğün gibi bu romanda Murat'ın çok hakkını yedik. Onun dükkanına, evine yeterince uğramadık..." Sanki zamanı olsa söyleyecekleri varmış ve bizim Murat'la ilgili bilmemiz gerekenleri hissettirmek istemiş gibi.
    Okuru içine çeken diye sıradanlaşmış bir cümle ile başlamak istemezdim ama yazar kadar usta değilim ne yazık ki ve okuru içine çeken kitaplardan biri demenin en sıradan olmayan anlamına inanarak söylüyorum bunu. Mustafa Güzelgöz, yani Eşekli Kütüphaneci'nin köylere eşekle kitap dağıtarak başladığı, zamanla köye hamam yaptırıp, çiftçiye kooperatifler kurarak kâr elde etmeyi akıl ettiren, kütüphanelere dikiş makineleri ve beşik ekleyerek kadınları okumaya yönelten zamanın politikasını, sosyal hayatını, köy enstitülerinin kaldırılmasını eleştirmesinden tutun da futbol takımını çalıştırmak için futbolculara kitap okumalarını şart koyan, efsane, merhametli ve duygusal amca.
    Ve ne yazık işini severek yapan, işinde fayda sağlayan her vakur adamın uğradığı haksızlıklardan birine uğramış biri. "İşine bak"madığı söylentileriyle yapmışlar bunu üstelik. Yine zarif ifade ediyor bunları;
    "Galip sayılır bu yolda mağlup."
    "Zaman içinde kazansalar da, yenilirler." gibi.
    İyilikten, aydınlıktan başka tasası olmayan bir adamın uğradığı haksızlığa rağmen iyiliğe aydınlığa olan inancı anlatılıyor kısaca.
    Okumanızı, okutmanızı tavsiye ederim.
    Dilerim bir gün herkes ne işi yapıyor olursa olsun Mustafa Amca'nın işine, aydınlığa olan aşkından olur içinde. :)

    "Siz bildiğiniz engeli koyun önümüze; biz bu dünyayı işte böyle seve seve yaşarız." :)
  • 157 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitaba bayıldığım nokta dili beni benden alan güzel eski kelimeler onun dışında konu akışı o kadar da sarmadı beni aşk kitabı ama sürükleyiciliği yok malesef daha da etkileyici güzel bir kurgu beklerdim ilk okuduğum kitabı ama beklentimi hikayesi karşılamadı. Dili efsane böyle güzel cümle terkipleri kitabın yazarın kalitesini kat be kat arttırıyor.
  • 515 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    "Tüm zamanların en iyisi ve en kötüsüydü; bilgelik çağı, budalalık çağı, inanç devri, kuşku devri, ışık mevsimi, karanlık mevsimi, umut baharı, umutsuzluk kışıydı. Hepimiz cennete gidecek, hepimiz dosdoğru öte yanı boylayacaktık. Uzun lafın kısası, o çağ şimdikine o kadar benziyordu ki, gösteriş yapmayı seven otoriteler iyi ile kötü arasında karşılaştırma yapıldığında bu çağın her yönden en üstün olduğunda ısrar ediyorlardı."

    Roman, 18. yy Fransa ve İngiltere'sini anlatan yukarıdaki efsane giriş cümlesi ile başlıyor. Bu cümle klasik bir cümle değil; Wiiliam Shakespeare'in Hamlet'indeki, To be or not to be  (Olmak ya da olmamak) cümlesi kadar kalıplaşmış ve dünya edebiyatında " The best and worst of all time" denince bu kitabı okuyan herkesin az çok aşina olduğu bir giriş cümlesi.

    Kitabın içeriğinden bahsedecek olursak, Lucie Manette, hiç yere hapis yatan ve yaşadığını dahi bilmediği babası Dr. Manette ile, banker olan Jarvis Lorry sayesinde kavuşur. Bu kavuşma Pariste meşhur şarapçı Defarge'nin meyhanesinde gerçekleşir. Bu olaydan sonra Paristen Londra'ya geçerken Charles Darnay adında bir Fransız soylu ile tanışır. Londra'da çok sade ve huzurlu bir hayat geçirirler ama aynı durum Paris sokakları için geçerli değildir, 1789 İhtilali'nin fitili ateşlenmiştir. Spoiler vermemek adına detay veremeyeceğim nedenlerden ötürü Londra'da ki kahramanlarımızın çoğu Paris'e gitmek zorunda kalır ve orada onları çok da toz pembe bir tablo beklememektedir.

    Romanın incelemesini Charles Dickens güzellemesi yapmadan bitiremezdim olay örgüsü o kadar nakış nakış işlenmiş ki 200 sayfa önce değinilen çok da detay olmayan bir bilgi 200 sayfa sonra insanın ağzını açık bıraktıracak şekilde şaşırtıyor. Kitap gelmiş geçmiş en çok okunan eser olma özelliğini sonuna kadar hak ediyor çağ değiştiren Fransız İhtilali'ne bir de bu pencereden bakın derim..
  • Zahid bizi ta’n eyleme,
    Hak ismin okur dilimiz;
    Sakın efsane söyleme,
    Hazret’e varır yolumuz.

    Erenlerin çoktur yolu,
    Cümlesine dedik beli;
    Gören bizi sanır deli,
    Usludan yeğdir delimiz.

    Muhyi sana olan himmet,
    Âşık ise cana minnet;
    Cümle âlemlere rahmet,
    Saçar şu yoksul elimiz.
    Muhyi
  • 160 syf.
    ·3 günde·8/10
    Sevdiğim kitaplarda çok alıntı yapıyorum. Ve bu kitapta da alıntı yapmak istediğim daha çok cümle vardı. Kitap 160 sayfa ama çok derin. Tasavvuf ile aranız iyi ise kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Roman olarak başlayıp deneme olarak devam edip özlü sözler paylaşımı olarak bitiyor kitap. Ben çok beğendim. Bitmesine üzüldüm. Nacizane bir tavsiye bu kitabı okurken https://youtu.be/_0xQDCfY8TI bunun gibi müziklerle harmanlayın. Efsane bir ikili oldular.
    Keyifli okumalar...
  • 68 syf.
    ·10/10
    Kısa ama bir o kadar güzel bir kitap okudum. Körler ülkesi, And dağlarının vahşi ve çorak topraklarında yaşayan kimsenin bilmediği dış dünyadan tamamen kopuk bir halkın hikayesini anlatıyor bizlere. Öncelikle tamamen kör olan bu halkın kendi dillerinde göz ve görmek gibi kelimeler bile yok. Böyle doğup böyle ölen insanların kendine ait inançları ve görüşleri var.
    Yıllarca körler ülkesi bir efsane olarak kalmıştır ta ki dağcılık yapan Nunez adında bir genç kazayla burayı bulana kadar. Onlara görmeyi anlatmak isteyen Nunez deliymiş gibi karşılanır. Nunez’in gözler hastalık gibi görülür onların yaratılış şekline inanmayan Nunez’e ceza olarak verildiği ve gözlerinin yerlerinden sökülmesi gerektiği savunulur. Kitabı kabaca bu şekilde özetlemiş olayım ben kitabın daha farklı yönlerine değinmek isterim. Distopik romanların en sevdiğim yönü başka bir evrenin çok başka özellikleriyle sistem eleştirisi yapması. Burada gözleri olan ve görebilen Nunez’in körleşmiş halk tarafından dışlandığını okuyoruz günümüz için de aynı şeyi söylemek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Farklı olan insanı kendilerine benzetmek istemeleri de bizlere çok yabancı değil,Nunez’i günahkar gibi görüp onun gözlerini çıkartmak istemeleri buna bir örnek. “Aydınlıktan yarı karanlığa öyle yavaş geçmişlerdi ki, ne kaybettiklerinin hemen hemen hiç farkında değillerdi” bu cümle belki de kitabın kilit cümlesidir. Nunez körler ülkesini ilk keşfettiğinde herkes kör olduğundan buranın kralı olabilirim diye düşünmüştü ancak kitabın sonunda körlüklerinden şikayetçi olmayan ve artık doğal olanı bu kabul eden halka hiçbir şekilde tesir edemeyeceğini anladı. Günümüz dünya ülkelerinde de ne yazık ki çoğunluk olan haksız da olsa yanlış yolda da olsa kabul görüyor. Yapılması gereken şeyin gören insanların,görmeyi bilen,görmeyi seven insanların sayısını arttırmak olduğuna inanıyorum. Körler ülkesi okunması gereken üzerine çok konuşulacak bir kitaptı benim için.
  • 224 syf.
    ·1/10
    Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda kitaplar hakkındaki yorumlarımı izleyebilirsiniz:
    https://www.youtube.com/...oHVW_FSN58EE52V193Ag

    "Sabah uykusu kadar sevebileceği biri lazım insana." (s. 3)

    Binlerce kişi tarafından okunmuş ve 303 kişi tarafından 10 puan verilmiş bu kitabın içinde neler yazıyor hadi hep beraber bakalım... İncelemeyi okurken yanınızdan sabah uykularınızı, semaverleri ve Higgs Bozonu'nu eksik etmezseniz sizin için daha verimli bir süreç olacağını düşünüyorum.

    İnsanların sabah uykularından kalktıklarında etraflarında kapanmış alarm ve gözlerinde çapak, ağızlarında salya olmadığı bir paralel evrende dünyaya gelen Ahmet Batman'ın nasıl biri olduğunu merak edip internete baktığımızda sadece şu görselin karşımıza çıktığını görüyoruz:
    https://cdn.kidega.com/...batman-profil-Lo.jpg
    Evet, Joshua Jackson’ın kahveli fotoğrafının Photoshop’ta üzerinde oynanmış hali.

    Fotoğrafın üzerinde yazan "Bi' Kahve içer miyiz?" teklifiyle, Ahmet Batman'ın (Joshua Jackson’ın) Show Tv haberlerinde her gün gördüğümüz İstanbul Emniyet Müdürlüğü merdivenlerinden inen adamlardan bir tanesinin robot resminin çizilmiş gibi olması arasında kaldığımı önceden belirtmem gerek.

    Öncelikle bu kişinin, Gotham City'de Batmobile'iyle gezen bir kahraman olan Batman ya da Batman şehir sınırlarının Batman logosu şeklinde değişmesi gerektiğini söyleyen adam ile bir ilgisinin olmadığını düşünüyorum. Zaten öyle bir şey olsaydı Superman'i çağırıp ultraviyole ışınlarıyla Ahmet Batman'ın saklandığı yeri göstermesini isterdik, o yüzden kitaptaki alıntılara geçelim en iyisi.

    "Her sabah attığım "Günaydın sabah uykum bugün nasılsın?" mesajlarının bir yeri yok artık. Son attığım mesajda iletilmedi zaten." (s. 7)

    Kitaplarını bastırabilmek için yayınevlerine ve dış görünüşünü gizleyebilmek için de uluslararası ajanlara binlerce lira harcayan ve bu yüzden de SMS paketine parası yetmeyen Ahmet Batman'ın bu paragrafta sevgilisine sabah uykum şeklinde seslendiğini görüyoruz. Muhtemelen T9 sözlük düzeltmesi açık kalmış olduğu için bağlaç olan "da"nın ayrılmadığını gören telefon, muhtemelen Ahmet Batman ile sevgilisinin artık ayrılması gerektiğini düşünmüş.

    Kitabın çoğu şu şekilde cümlelerle dolu:
    "Hayat belli bir düzen üzerine kurulu, sırası gelen gider, sırası gelen sarılır ve bütün vedalar soğuk olur. Üşümen gerektiğinde üşürsün." (s. 12)

    Bu alıntı Şeyma Subaşı'nın kitabındaki "Karanlık çökmeden yıldızları göremezsin." alıntısıyla çok paralel ilerliyor. Bu yüzden bu tür alıntıları gördüğümde aklıma şu fotoğraf ve okul günlerimde sınava zerre kadar çalışmayıp sınav kağıdını doldurmam geliyor:
    https://i.ibb.co/...b-J3t2-IIAAj-Rv2.jpg

    "İyi hissediyorsan bırak kendini gökyüzünden aşağı, bırak kimse tutmasın." (s. 13)

    Önceden herhangi bir kitapta böyle bir cümle gören oldu mu bilmiyorum fakat Türk Edebiyatı'nda Skydiving Edebiyatı'na geçildiğinden haberim yoktu. Muhtemelen Newton'un aklına gelmişti fakat uygulaması gördüğünüz gibi Ahmet Batman'a kalmış.

    *Hayatındakileri sev, sonra çok özlüyorsun ve öyle dolmayan boşluklar oluyor ki içinde... Klavyedeki boşluk tuşunu görsen ağlıyorsun. (s. 24)

    Şimdi, bu efsane alıntı kitabın ana temasını, karakterin beynindeki dehlizleri, dönem siyasetini ve psikolojik buhranları anlayabilmemiz için çok önemli bir nokta. Çünkü Ahmet Batman'ın burada bahsettiği boşluk, klavyedeki SPACE tuşu ve SPACE de uzay demek. O zaman bu uzay boşluğu olmuş oluyor. Evrende de her şeyin bir kütlesi olduğuna göre ve kütlesi olmayan atomlara kütle kazandıran şey de Higgs Bozonu olduğuna göre Ahmet Batman'ın Higgs Bozonu olma ihtimali bugüne kadar hiç düşünmediğiniz kadar fazla olabilir.

    "Kalmadığın yerdeyim, gittiğin yerdeyim, hiçbir yerdeyim. Ve ben bugün neyin içindeyim bilmiyorum." (s. 116)

    Gördüğünüz gibi Ahmet Batman kuantum fiziği edebiyatının dibine vurmuş ve bu yaptığıyla bir saniyede birden çok yerde olabilen şeyhsi bir mertebeye ulaşmış. Hatta nerede olduğunu asla anlayamayacağımız bu alıntıyı okuduğumda aklıma "kafamız güzel ama nası güzel" abisi geldiğini söylemeliyim:
    https://youtu.be/-dIvdJX8O8o
    Belki de bu abi Ahmet Batman'ın ta kendisidir...

    "Olmadı demleriz çayımızı yalnız içeriz ama olmasın öyle."
    (s. 163)

    Kitabın ileriki kısımlarında pek çok şekilde çay, semaver, kırmızı biber edebiyatı yapıldığı için bu konuda sadece tek bir alıntı yazmak istedim. Dünyada çay ve varoluşçuluk felsefesini birleştirebilen tek ülke olduğumuzdan ötürü esas Nobel Ödülü'nün Ahmet Batman'a verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Nobel, "no-bel" demektir. Belki Ahmet Batman da beli olmayan aşırı ince belli bir çay bardağında çayını içme tutkunuydu.

    Kitabın kapanış cümlelerinden olan;
    "Hiçbir şey hissetmiyorum. Bana bundan daha kötü bir şey söyle." (s. 285) cümlesindeyse Ahmet Batman bize hiçbir şey hissetmemekten daha kötü bir şey söylememizi istemiş. O zaman ben de belaların en kötüsüyle sizleri başbaşa bırakıyorum:
    https://karikaturistan.files.wordpress.com/...t_sarikaya.jpg?w=500

    Gördüğünüz gibi arkadaşlar, ben sabah uyandığımda çökmüş ve çapaklı gözlerle kalkarken, Ahmet Batman gayet de kahvesiyle ve kahvesine şeker niyetine attığı Higgs Bozonu'yla kalkıyor. Okunmadan önce ölünmesi gereken bu kitabı okumazsanız, eminim ki REM ve NREM uykusu arasındaki farkların kuantum fiziği edebiyatıyla birleştiği o ince belli çaysı noktayı da kaçırırsınız, benden söylemesi...