“Ormanları yakarken, denizleri kirletirken, fütursuzca canlı öldürüp kıyafet yaparken, her yeri plasrik ve çöple doldururken doğanın dengesini umursamayan insan yaralı aslanın ölümünü kayda alırken doğanın dengesinden çok iyi anlıyor!
İster doğa, ister dünya, ister kozmos, ister deniz isterse evren densin,”gördüğüne, duyduğuna, anladığına, karşılık verdiğine, kendine özgü bir adalet anlayışı olduğuna ve hatta mucizeleri olduğuna”kısacası “düzenli mükemmel” olduğuna inanılan şey; Tanrı
Dolayısıyla sadece iyiyi düşünme ve iyiye sebeplendirme kaygımız görüldüğü üzere bizi “kötü”leştiriyor. Ve buna tanrısal bahaneler üretebilir hale geliyoruz.
‘Günümüzde sıklıkla kullanılan bir sözdür:”İyi düşün, iyi olsun.” Ya kötü olursa? Onun da sebebi benim düşüncelerim olabilir mi?
Hayatta başımıza daima iyi şeyler gelmiyor. Kötü olaylar yaşıyor, kötü durumlarla karşılaşıyor, kötü insanlar tanıyabiliyoruz. Hayatta sadece gülmüyor, sadece mutlu olmuyoruz, ağlıyor ve üzülüyoruz da.
Sürekli iyiyi düşünmemize rağmen başımıza bir kötülük geliyorsa bunun da sebebi biz miyiz? Hani daima iyi düşünüyorduk ve hep iyi olacaktık? Yoksa kontrol edemediğimiz kötü düşüncelerimiz mi var?’
‘Neden hep mutluluk denilince,”Her şeyi bırakıp alıp başını gitmek,” söylemi parlıyor gündüzün karanlığında?
Çünkü insanın akıllı olması değil, aklını ne için kullandığı önemli mutlu olabilmesi için.
İnsan mutlu olmak için çok para kazanıp kariyer sahibi olmak ister. Pek çok mutsuzluğa katlanarak, sadece mutluluk yemleri atıldığında mutlu olan bir balık gibi hayatını mutsuzluk akvaryumu içerisinde yaşayarak geçirir.
Peki Descartes’in yaptığı gibi en küçük parçalara ayırsak ve en anlamlısından başlasak?
Yani mutlu olmak.
İnsan önce mutlu olsa sonra para kazansa?
Önce yaşasa sonra ölmemeye çalışsa?’