• Oysa modern felsefe, insanı bir kul olarak değil, özgür ve yaratıcı bir özne olarak değerlendirir. O, bundan böyle doğduğu andan itibaren özellikle deneyim ve eğitim tarafından şekillendirilen, mutlak bir özgürlüğe ve devredilemez haklara sahip bağımsız bir varlıktır.
  • 280 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Sadece yaşam için küçük bir adım' adlı bu kitabı okuyunca tam da içeriğine uygun bir isme sahip olduğunu görürsünüz. Sevgili gelinimin hem il hem de ev değişikliği yaptığım anımda " Anneciğim bu kitabı oku. Bu kitap tam da şu anda, sana yardımcı olacak sade yaşam için iyi bir fırsat yaratacaktır" demesi üzerine okudum. Gerçekten de faydasını gördüm. Zira taşınırken poşet poşet eşya atmama, yeni evimde ihtiyaç fazlası hiç bir eşya bulundurmama, eşyalarımı yeni mekanlarına yerleştirirken sınıflandırarak düzenlememe, ve özellikle yatak odası, mutfak eşyalarını sıklıkla kullandığım ve de daha az kullandığım eşyaları yerleştirme dizaynına çok yardımcı oldu. Sade hayatı zaten ezelden beri gönüllü tercih eden bir kişi olarak 5S, Kaizen felsefesi gibi teknik ve ilkeleri tanımama da sebep oldu. Şu an eşyalarımla daha bilinçli bir bağ kuruyorum, evim daha düzenli, az eşyalı, daha kullanışlı. Ve zamanımın çoğunu temizlik yaparak geçirmeyeceğim şekilde düzenlediğime inanıyorum. Teşekkürler sevgili gelinim diyorum beni bu kitapla tanıştırdığı için.

    Bu kitap ile Kaizen tekniğini ( küçük adımlarla, sürekli iyileşme, gelişme) tanırken yıllar öncesinde, oğlumla bir konuşmamızı bana hatırlattı. Oğlum o zamanlar liseye hazırlık sınavlarına hazırlanıyordu. Bir gün oğluma
    "Ha gayret oğlum! İyi bir liseyi tutturursan rahatlıyacaksın" demiştim. O da bana, "Ya sonra anne, ne olacak?" demiş ben de "iyi bir üniversiteyi tuttur, bak rahatlıyacaksın" diyerek hedefi tutturursa her şey hallolacakmış gibi bir his vermiş olmalıyım ki, bana tekrar sordu, "Anne, ya sonra?" ben de sonraki iş hayatı, evlilik.... gibi kendi çapımda bir şeyler söylemiştim. O an ikna oldu mu bilmem ama, o zamanlar Kaizen felsefesi bilincinde olsaydım herhalde şöyle derdim:
    " Hayatta en iyi yoktur, en iyiyi aramak vardır. En iyiyi aramak, mücadele etmek, çabalamak vardır oğlum. İnsan olanın, belirlediği hedefe ulaşmakla birlikte hayatını sürekli geliştirmesi, iyileştirmesi için bir uğraş içinde olması gerekir. Hayatımızda belirlediğimiz hedefler araçtır, gelişmek, hayatımızı daima iyileştirmek için küçük adımlarla çabalamak ise amaçtır."

    Kitapta, kilo vermek isteyen birisinin egzersizleri reddetmesi üzerine doktorun Kaizen tekniğini uyguladığı anlatılır. Doktor, önce hastasına TV karşısında bir dakika yürüyüş vermiş ve " bunu yapabilirsin değil mi?" diye sorarak egzersiz için bir adım atmasını sağlamış. Önce gözünü korkutacak çok egzersizler yerine kişiye " yapabilirim" hissi ile birlikte "başarabilirim" duygusunu da ekleyerek egzersizleri zamanla arttırmış. Sonuç süreç içerisinde iyileşme, gelişme. Böylelikle eylem, öyle kolay ve yapılabilir olmalıdır ki her gün yapmak garanti olsun ilkesine ulaşmış.
    Çocuklarımın eğitim süreçlerinde soru kitapçıklarını önlerine koyarak gözlerini korkutmak ve bu yığınlarla asla başaramayacakları hissini vermek yerine, az iş teklifleri ile önce yapabileceklerini kabullendirip ikna edip sonra işlerini arttırarak önlerine sunsaydım belki de çok daha ruhen rahat olurlardı yavrularım diye düşünüyorum.

    Meğerse "Damlaya damlaya göl olur", "Küçük bir delik büyük bir gemiyi batırır", "Bir mıh bir nal, bir nal bir at, bir at bir ordu, bir ordu bir memleket kurtarır." gibi Türk atasözlerimiz insanî bu tecrübeyi, (Kaizen felsefesini) nesillerimize ulaştırmayı amaçlamışlar aslında...

    Kitapta Minimalist, Mİnimalizm gibi yeni duyduğum kavramları tanıma imkanına da sahip oldum.
    Mİnimalizm, modern toplumun bireye sağladığı ihtiyaç dışı tüketiciliği, gereksiz alışverişi önlemek adına kapitalizme karşı tepki olarak tüketim hastalığına kapılan toplumları iyileştirme, kişisel gelişimlerini olgunlaştırmaya katkı sağlamak adına ortaya çıkmış bir akım olarak görüyorum.

    Kitapta Minimalisti, dünyamızın tüketim hastalığına kapılmayan, ihtiyaç dışı harcama girdabından çıkmak için kendini sürekli geliştiren, iyileştiren sade yaşamı gönüllü tercih eden kimse olarak tanımlandığını göreceksiniz.

    Sağlıksız zihin, korku, kaygı, kıskançlık, dedikodu girdabında olan kimseye sade yaşam,az eşya ile huzur geleceğine inandırmanın baştan kaybetmek anlamına geldiğini, madde ve mana bütünlüğü olmadan huzur ve mutluluğa ulaşılamayacağını kitap, dikkat çekici ünlü sözler ve alıntılarda bulunarak anlatır bizlere.

    Kısaca, özetle sadece ihtiyaç üzere satın almaya yönelmek istiyorsanız, hayatınızı kolaylaştırmak, daha özgür daha keyifli, kaliteli yaşayarak daha fazla zaman ve enerjiye sahip olarak hedeflerinize odaklanmak istiyorsanız bu kitabı okuyun.
    "Dışarıya kapanmak, esasen içeri açılmaktır. Huzur mu istiyorsunuz? Az eşya, az insan" Franz Kafka'nın bu sözüne katılıyorsanız bu kitabı okumalısınız.
    İyi okumalar....
  • 687 syf.
    ·26 günde·10/10 puan·Ne Okusam'dan
    Spoiler içerir
    Dostoyevski - Suç ve Ceza
    Uzun bir yazı olduğu için şimdiden okumak istemeyenler parmaklarını yukarı doğru kaydırsın

    Evet Dostoyevski'nin Suç ve Ceza eserini okumayı bitirdim.

    Özetlersek baş karakter Raskolnikov'un baş kaldırılışının kitabıdır. :)
    kitapta raskolnikov bir Materyalist bir Akılcıdır( Romanın yazıldığı dönemde Nihiliszm başlamıştı)
    Tanrı'nın öldüğü fikrine kendini kaptırmıştır ve insanların ahlaki yada geleneksel bir şekilde hakaret
    etmesinin tek sebebinin insanların korkak olması olduğuna inanır. Toplumsal mutabakatın getirdiği kısıtlamalardan
    kurtulmayı ve normların dışına çıkmayı beceremeyen insanlardır. Raskolnikov nu fikirleri nedeniyle belki ızdırap çekiyordu.

    beş parasız bir hukuk öğrencisi, doğru düzgün yemeği yok ve parası yok.

    kaçınılmaz olanı düşünemeden edemedi. Alievi sorunları olan; annesi hasta ve para göndermede sıkıntı yaşıyordu,
    kız kardeşi ise ona bir mektupla evlenmek istediğini bir nişanlısı olduğunu söylüyor. Raskolnikov mektuptan çıkan anlamı biliyordu aslında( kız kardeşinin büyük fedakarlık yaprak onun okuması için fahişelik yapacağın farkediyordu)

    Bu olakların olduğu dönemde raskolnikov bir tefeci kadın ile karşılaşıyor ve ona bir kaç eyasını para karşılığı rehin veriyordu. Tefecilik yapan birini kim severki ? Aç gözlü, düzenbaz, zalim biri bu tefeci kadın. Üstelik bir yeğenide vardı onuda köle gibi çalıştırıyordu.
    Raskolnikov bir şekilde bu ilişkiye dahil oluyor ve beş parasız, bu yeni garip nihilist fikirlere sarmışken acemilikle gelen bir karar ile tefeciyi öldürüp sandıkta sakladığı servete el koyma kararı verip gerçekleştiriyor. Olay sırasında tefecinin yeğeni sonradan eve gelince istemeden onuda öldürmek zorunda kalıyor.

    Cinayet sonrası raskolnikov ile cinayet öncesi arasında büyük değişimler olmaya başlıyor sonrasında. Bu çok önemli değişimleri dostoyevski çok güzel betimlemiş bence. Yakalanma korkusu, İçinde bulunduğu kaos, sürekli birşeylere aldanması, acı çekip dehşete düşmesi...

    Raskolnikov cinayeti işleyip kardeşini zorunlu nişanlanmaktan kurtarıp, eğitim hayatına dönecek ve tekrar rahata kavuşacaktı. Bu olalar sonrasında hiç ummadığı bir hayata doğru yol alacaktı...

    Romanda bahsedilen "Olağanüstü insan" fikrini biraz araştırdımr
    Hegel’in “Olağanüstü İnsan” fikriyle tanışıyor: Hegel’e göre insanlar ikiye ayrılır: ahlaka dayalı sıradan insanlar ve yaptıklarıyla çığır açan ve kanunların da üstünde “kahramanlar”. Hegel bu fikre bağlı olarak, hayranı olduğu Napolyon içinse şöyle der: “Saltanatını sürmek için şehirden çıkan imparatoru –dünyanın ruhu o adamı– gördüm; bir atın üstünde otururken yalnızca tek bir noktaya konsantre olmuş halde, dünyaya uzanan ve ona hükmeden böyle bir bireyi görmek harikulade bir his.” Buna ek olarak Tarihin Felsefesi kitabında Hegel, bir davranışın doğruluğuna ya da yanlışlığını, ancak kişinin vicdanının belirleyebileceğini savunuyor. Örneğin birinin kendi çıkarı ya da sadist zevkleri uğruna cinayet işlemesi yanlış, çünkü vicdan böyle bir davranışın arkasındaki motivasyonun acı vermek olduğunu farkında. Ancak öte yandan vicdan, cinayeti masum birini kurtarmak ya da masumların acı çekmesini engellemek olarak da addedebilir –böylelikle bu doğanın faydası içindir– bu durumda takdir edilmesi gereken bir davranış olur, çünkü arkasındaki motivasyon iyi niyetlidir. Raskolnikov bir “kahraman” olmasa da, Hegel’in “Olağanüstü İnsan” kavramının vücut bulmuş hali. Romanın felsefesi de bütünüyle bu fikre dayanıyor ve sizi de sorgulamaya itiyor. Gerçekten iyi amaçlar uğruna işlenmiş suçlar, suç sayılmalı mıdır? Ya da “hakkaniyetli” suç diye bir şey var mıdır? Zaten bu sorular cevaplanabilseydi, ahlaklı bir katil de ahlaksız bir katil gibi vicdan azabı çekmeyecekti. Dostoyevski de aslında roman boyunca bunu çevresinde dönüyor ve sizin de dönmenizi sağlıyor, zira bu felsefe olmasa, yani Raskolnikov “ahlaksız” bir katil olsa, hiç acı çekmeyecekti.

    Romanda önemli özelliklerden biri de; alt karakterlerin her birinin bir gerçekliği tasvir ettiğini görmüş oluyor ve romanın bir bütünü olduğunun farkına varıyorusnuz.

    Her ne kadar Rusya'nın karanlık dönemlerinde geçiyor olabilir. Orada anlatılan günlük yaşam, şimdiki zamanla örtüşmüyor olabilir. 150 yıllık bir eser olmasına karşın hala popülerliğini yitirmemiş ve bir o kadar zaman yitirmeyecek gibi görünüyor.

    Dostoyevski'nin eseri yazdığı dönemide ki hayatını araştırmanızı öneririm pek çok benzerlik var. İnsan tahlilleri ile yine beni büyüleyen bir yapı oldu.( benim için 1 numara şuan Suç ve Ceza)


    Yakın gelecekte tekrar okumak isteyeceğimden eminim.

    iyi okumalar...
  • Ebeveynlerle çocuklar arasındaki gerilim dönemi olan ergenlik, doğal olarak, insanlarda ebeveynin çocuğunu "sütten
    kesme, gencinse bağımsızlığına kavuşma ihtiyacı duyduğu zamandır. Hiçbir kuş, cinsel bakımdan olgunlaşmış büyük bir genci doyurmak istemez ve insanlarda
    ebeveynlerin kendi ergen çocuklarına karşı duyduğu kızgınlık da kuşkusuz arkaik ve içgüdüsel olarak demir atmış bir şeyden ileri gelir. Ama insanlarda ebeveynler büyümüş ergenlerine sabır göstermeye, ergenler de
    eğitim görmek istiyorlarsa gitme isteklerini bastırmaya teşvik edilirler. Bu yüzden iki taraf da yıllar boyunca doğal bağımsızlaşma sürecini önlemek ve ertelemek zorundadır. Hayvanlarda ise elbette böyle bir durum yoktur. Zira bizim toplumumuzun karmaşıklığı ve bu
    toplumda yaşamak için edinilmesi gereken bilgilerin çokluğu bu kanatlanmayı hiç de kolaylaştırmaz. Dahası, hiçbir hayvanın, yaşlandığında kendine baksın diye yavrusuna bel bağlamadığının altını çizmek gerekir.
  • Aile, gençlerin eğitim sürecini biçimlendirecek yerdir. Bunun için etrafta olan, öğreten ve koruyan, dikkatli ebeveynlere sahip olmak gerekir. Bu, ideal
    dünyadır. Gerçekte ise bu işe layık olmayan aileler görürüz. Kimileri yavrularının üzerinde fazla "kuluçkaya yatar, kimilerinde babalar ortada yoktur, anneler pek az alakadardır. Kuşlarda da böyledir.
  • kemal, Türkiye’yi tamamen batılılaştırmaya ve İslam ve Arapça ile bağını kesmeye çalıştı. Arap harflerinin yerine Latin harflerini aldı. Alemlerin Rabbi olan Allah’ın dininin yerine koymak için İslam’a nisbet edilen Hıristiyan felsefesi ve Eski Yunan felsefesini temel aldı. Bunun için Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, 1946 senesinde yani kemal’in ölümünden sonra Yunanca’dan 100, Latince’den 22, Farsça’dan 18, Arapça’dan 12 ve modern Avrupa dillerinden 629 klasik kitap tercüme edilmesini emretti.
  • Hâlâ ilmin ne olduğunu da bilmeyen orta ve yüksek öğretim üyeleri, müsbet ilim adını tapılacak put haline koydular. Onu da anlamadılar ve insan ilgilerini, çevrildikleri saha içine basamaklar halinde sıralayan kültür seviyesine bir türlü ulaşamadılar. Din götüren bu yarım ilim, ilkokul seviyesinden bütün hayata sıçradı. Bu hatalı ve yarım ilim anlayışı az zamanda maddeci felsefeyi kucaklamakta gecikmedi. Arkasından Amerika'nın tek felsefesi olan ve pratik fayda ve menfaat fikrini hakikat diye kabul eden pragmatizm, hayatî menfaatten ibaret çirkef ve batakta kıvranırken etrafına bencillik, kurnazlık ve muvaffakiyet maharetlerinden yapılma çamurlar sıçratan menfaat bezirgânlarının "amentü"sü haline geldi.