• 205 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Çağdaş Türk düşünce tarihinin önemli simalarından olan Üstad Nurettin Topçu, felsefeden eğitime, ahlâktan siyasete kadar pek çok konuda eserler ortaya koyan ve bu konularda özgün diyebileceğimiz fikirler oluşturan değerli bir düşünürümüz bu kıymetli eserde yine onun delilidir.Ben okurken çok fazla not alıp düşünmüştüm.

    Bir ahlâk filozofu olan üstad Nurettin Topçu kıymetli eserinde, ahlâk ve ahlâk eğitimi konusunu hareket felsefesi açısından anlamaya ve kavramaya çalışır.

    Ayrıca bu konuların din ile olan bağlantıları üzerinde de durarak konuyu kendi özgün yaklaşımları ile çözmeye çalışır. Üstad Nurettin Topçu’ya göre ahlak, insan hareketlerinin metafiziğidir. Öncelikle Anadolu insanından başlayarak insan sorununu anlamaya ve kavramaya çalışan Üstad, ahlaklı olmakla insana değer verme arasında karşılıklı bir ilişki kurar. Nitekim o, ahlaklı bireyler olmanın ilk şartını insana ve insan ruhuna değer vermek olarak değerlendirir. Bu bağlamda Üstada göre insanın maddeden sıyrılarak manaya yükselmesi en temel başarıdır.

    Üstadın Kitabin da temel düşüncesi, ahlak merkezli bir felsefe olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla onun düşüncesinde ahlak, sadece sistemin bir parçası olmaktan ibaret değildir burda. Çünkü onun düşünce sisteminde, insan varlığı, bir ahlak varlığı ve ahlak kişisi, toplum ise bir ahlak toplumu, devlet, bir ahlak devleti nihayet insanlık da ahlak bağlamında inşa edilmesi gereken bir tasarım olmaktadır. Böylece Nurettin Topçu’da insan, toplum, devlet ve insanlık arasında tekâmül hedefi açısında bir birlik söz konusudur. Bu nedenle insanın olumlu değerlerle bütünleşmesi ve hayata geçirmesi, ahlak kişisi olma yolunda olgunlaşması anlamına gelir.

    Aynı zamanda Üstadın düşüncesinde değer, aksiyonla birlikte ele alınır. Aksiyon ise sıradan bir eylem değildir. Üstad Nurettin Topçuya göre aksiyon, bir değeri gerçekleştirmeye yönelmiş, bilinçli ve kasıtlı bir insan eylemi olarak değerlendirilir.Üstadin sorunları ele alış biçimindeki temel kaygı ahlaktır diyebiliriz. Onun ahlak sahasındaki amacı ise, ahlak problemini evrensel ölçüler içerisinde çözümlemektir. Çünkü ona göre, evrensel ölçüye uymayan her ahlak görüşü eksiktir.Bu bağlamda Üstad

    “Evrensel nizamın dışında gerçek ahlaklılık yoktur… Hareketlerini evrensel ölçüye vurarak ve kendi hareketinde evreni kucaklayarak orada kendi şuurunu araması, işte insanın ahlaklı davranışı bu şekilde olmalıdır.

    Ahlak ile din arasındaki ilişki üzerinde de duran Üstada göre, din gibi ahlakın da amacı insan ruhunu temizlemek ve sonsuza doğru yükseltmektir. Örneğin, toplum içinde dinin yaptığı iş, ruhlar için kuvvet kaynağı olmaktır. Bununla birlikte insanlara bir takım bilgiler sağlamak değildir. Ayrıca dinî bilgiler, ruh kuvvetini kazanmanın yollarını öğretir. Bunlar, evrene ait açıklamalar olmayıp insanın iç hayatına düzen ve değer sunucu bilgilerdir. Böylece Topçu’ya göre, din insanlar için bilgi kaynağı değil, kuvvet kaynağı olmaktadır.

    “Ruhu kuvvetli olmayanlar, kendilerine bir kötülük, bir hakaret yapılırsa bunu ellerinden gelen bir kötülükle karşılarlar. Ruhu kuvvetli olanlarsa, kendilerine yapılan fenalığı affeder ve bunu yapan insanı kötülüğünden kurtarmaya çalışırlar. İntikam almazlar, yapılan fenalığı iyilikle karşılarlar” diyen Üstad Topçu’ya göre, bu yolda hareket eden fertler ve toplumlar mutlu olurlar. Ruhu kuvvetli insan, ahlaklı insandır. Ahlaklı insan, ruhundaki kuvveti arttıkça, kötülüklerden kurtulur, olgunlaşır ve yükselir.

    Ahlak duygularının hepsinin kaynağında saygı yer alır. Zira yalnız insana karşı saygı duyulur ve varlığımızda ahlak duygularının uyanışı saygıyla başlar. Dolayısıyla insan ancak saygı duygusundan başlayarak ahlaklılığın gittikçe derinleşen şuurunu kazanabilir. Örneğin, başkalarını aldatmak en büyük saygısızlıktır. Yine başkalarının her türlü fikirlerine saygılı olunmalıdır. Hiç kimse başkalarının da kendisi gibi düşünmelerini istemeye hakkı yoktur. Başkalarının görüşleri bizimkine ne kadar aykırı olursa olsun, karşımızdakinin düşüncelerini sakin, saygılı edepli bir şekilde dinlemeliyiz. Nitekim olgun ve medeni insanların en değerli zihni karakteri, hoşgörüdür.

    Ahlaki bir varlık olarak insanın vicdanı, iyi ve mecburi olan ödevler ortaya koyar. Doğuştan her insanın vicdanı ise iyiliği arar ve onu gerçekleştirmek için kendinde mecburilik oluşturur. Öte yandan fertte ödevin gelişmesi, şuurun gelişmesine bağlıdır. Nitekim şuur ilerledikçe insan kendinde ödevlerini artırır ve böylelikle hareketlerinin alanını genişletir.

    Bu bağlamda Üstad Nurettin Topçu’ya göre, ödevlerimizin sayısı çoktur. Öncelikle kendimize karşı ödevlerimiz vardır. Daha sonra da ailemize, toplumumuza ve milletimize, insanlığa ve Allah’a karşı ödevlerimiz bulunmaktadır. Ancak bunların hepsi kendimize karşı ödevlerimize bağlanır, onlarla beraber gelişirler ve onları tamamlarlar. Çünkü hepimizin gayesi, bir insan olan ferdi varlığımızı gayesine doğru ilerletmektir.

    Üstada göre insanlar doğuştan, düşünme yetisine sahip oldukları gibi ahlak yetisine de sahiptirler. Şuurun gelişmesinde zihin eğitimine lüzum olduğu gibi ahlakın gelişmesinde de ahlak eğitimine ihtiyaç vardır. Nitekim çevrenin iyi şartları kötü bir insanın iyiliğe doğru yönelmesine yarayabildiği gibi çevrenin kötü şartları bir iyinin kötülüğe sürüklenmesine yol açabilir. Bu nedenle kötülükten uzaklaşmak ve iyileri daha ileri iyiliklerin seviyesine yükseltmek, ahlak eğitiminin işidir.

    Ahlak eğitimi ise Üstada göre, sadece tek bir alanda çalışmakla olmaz. Örneğin yalnız “iyi olun!” demekle insanların iyi olmadıklarını görürüz. Elbette ahlakta öğütlerin faydası vardır. Ancak kendisine hazır olanlar üzerinde öğüt etkili olur. Bununla birlikte ona hazırlanmamış olanlar için öğüt verme kuru bir nasihat olur.
    Bu bağlamda Üstad ahlak eğitimini, çok basamaklı bir çalışma olarak değerlendirir.Bununla beraber Basamaklar hâlinde sıralanan bu çalışmanın bütünlüğe kavuşması ise ancak ahlak yapımızda olgunluk sağlayıcı bir etki oluşturur.Basamaklar kitapta geniş şekilde yer alıyor bakabilirsiniz.


    Üstadin düşüncesine göre okul, neslin ruhundaki güçlü tarafları yaşatmalıdır. Bu şuur ve idrake sahip olarak kurulmuş okullarımız olursa, geçmiş asırlarda olduğu gibi, asrımızda da milletimiz bilim, sanat ve felsefe alanlarında büyük adamlar ve dâhiler yetiştirebilir . Bu noktada ahlak eğitimi sorununu önleyecek ve millet hayatında, okulda ve ailede temeli verilmeli.

    Üstada göre eğitim, son derece ince bir sanattır. Ahlak eğitiminde ise insan ruhuna bağlı en ince değerleri işlemek bir sabır ve maharet gerektirir. Diğer taraftan ahlak eğitiminde en önemli iş, örnek olmaktır. Başta öğretmenler öğrenciye iyi birer örnek olmalıdırlar. Çünkü bir gence kazandıracağımız ahlakı, ona ancak kendi hareketlerimizle aşılayabiliriz. Bizim onlarda kendimizi gördüğümüzü unutmamalıyız der.

    Üstad;

    "Menfaat yaşamak ister,
    Ahlâk yaşatmak ister;
    İkisi bir arada barınamazlar" der.

    Kendi yorumun şu şekilde konuyla ilgili;

    Kuran da şöyle diyor :
    "(ey peygamber) sen azim bir ahlak üzeresin."
    (Kalem/4)

    azim/yüce ahlak: hulk-i azim demek.

    Niçin güzel ahlak değil de azim ahlak diyor hz. peygamber sav için Allah ?

    güzel ahlak ile azim ahlak arasındaki fark nedir.?

    azim ahlak içinde güzel ahlakı da barındırsa da onda daha fazlası vardır. Güzel ahlakta sadece cemal isimleri yansırken azim ahlakta cemal ile dengelenmiş celal isimleri de yansır.
    azim ahlak hareket etmeyi de gerektirir mesela. soyut bir iyilik değil aktif bir iyiliktir, cihattır, mücadeledir, savaştır.
    müslüman kimse azim bir ahlak üzere olursa hz. peygamber'e ittiba etmiş olur.
    Üstad Nurettin hocanın da hareket felsefi içinde ahlakla iste tam da budur söz ve fiil arasındaki denge.İşte kur'an mesajlarını böyle nüanslar ile verir.

    Ve yine vicdanla direkt ilintili kavram. vicdanı olanın ahlaklı olduğu bir dünyada yaşıyoruz
    ahlakın temel ilkesi yine, "sana yapılmasını istemediğin şeyi; sen de başkasına yapma.

    Bütün bunların yanında bana göre ahlaksız kim?diye sorarsanız şöyle düşünüyorum;
    ahlaksiz benim icin söyledikleri ile yaptiklari farkli olan insanlardir.
    calip bunu inkar etmeyen bir insan ahlaksiz degildir, hirsizdir.
    örnekler cogaltilabilir.

    Bu inceleme de tavsiye edilen ve faydalanılan kaynaklar ;

    *AHLÂK DAVASINA VE MUALLİMLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR: NURETTİN TOPÇU
    (Ismail kara )

    *AHLÂK FILOZOFU VE “HAREKET ADAMI” OLARAK NURETTIN TOPÇU(Nurettin Topçu as an Ethics Philosopher and a Figure of “Action” (Hüseyin AYDOĞDU)

    *https://www.google.com/...r-nurettin-topcu/amp

    *Nurettin Topçu ve Ahlak Eğitimi
    (Mustafa cihan )

    Bunun gibi daha nice bilgi kitapta yer alıyor lütfen okuyun okutun..Üstadın ruhuna rahmet olsun.
  • 334 syf.
    ·Puan vermedi
    Ders kitabı olarak okudum. Bomboş bir kitap. Şu şöyle demiş, bu böyle demiş eğitimin nasıl olması gerektiği hakkında. İçerik aslında güzel ama sinirlendiren kısmı öğretmen adaylarının kafasını karıştırıyorlar.
    Ahmet şöyle demiş, Mehmet böyle demiş. Tamam, güzel ama öğretmen hangisini uygulayacak?
    İçindeki bilgileri uygulayan bir öğretmen görmedim demek ya bizim öğretmenler boş ya da bu dersin okutulması boşa...
  • 327 syf.
    ·2 günde
    Dicle Türküsünün Sesi

    Mezopotamya’yım ben;
    Damarlarım su ve nehir,
    Hayatım kavga, mevzum kan,
    Dilim edebi, sözüm ebedi.
    Her zaman bir şairin, bir vakanüvisin sözünden çok
    Gılgamış’ın dudaklarında bir zaman, kadim nehrin kenarında
    Nemrud’un zihninde,
    Yunus’un ruhunda,
    Tufan ülkesinde İbrahim’in yüreğinde.
    Açın mukaddes kitapların sayfalarını,
    Açın yaşayan ruhların kapısını,
    Oralardayım ben,
    Orada yankılanıyor sesim.
    Dinleyin beni,
    Güneşten ve felaketlerden kavrulan toprağın sesini dinleyin.
    Tohumum, doğumum, açan tomurcuğum, saadetim,
    arzuyum, sevdayım, hepsiyim ben.
    Ateşim, yangınım, yıkılışım, nefretim, düşmanlığım, hepsiyim ben.
    Bütün köklerimde, yanık toprağın bütün derinliklerinde,
    Her şey benimle başlar,
    benimle söner her şey.

    (sf. 216)


    İşte Dicle'nin sesi bu, binlerce yıldır süren üstünlük uğraşlarının ayakta kalan tek şahididir o Dicle...

    Mezopotamya'da medeniyetin temellerini atan Sami'lere de şahit oldu onları yıkıp hüküm süren Babil, Ninova, Asur gibi kentleri inşa eden Keldaniler zamanına da şahitlik etti Dicle...

    Daha sonra kuzeyden gelerek taş üstünde taş bırakmayan, coğrafyayı bir harabeye çeviren Medler ve Perslerin akıttığı kanı taşıyıp uzaklaştıran yine Dicle...

    Sonra Sasanileri, Emevileri, Abbasileri.... Sonra yine her yeri talan eden akıttığı kan kadar mürekkebi de akıtan Moğolları, Hülagü ve süvarilerine şahit olan tek kişi Dicle tek ağıt yakan tek kişi de Dicle..

    Sonra Timur - Tatar hakimiyeti, sonrasında Osmanlı en son olarak Türkiye kaç medeniyet kaç devlet yıkılıp inşa edildi ayakta kalan tek bir şey var Doğa ve Dicle...


    Dicle Türkiye'de doğup birçok kola sahip olan ve Irak topraklarına geçip orada Fırat'la Şattüparap'ta birleşerek Basra Körfezine dökülen nehirdir Dicle.

    Dicle Cizre ilçesinde Suriye ile 40 km bir sınır hattının koludur aynı zamanda.

    Dünyada bilinen adı da Tigris'tir..


    Giriş şiirimizi daha anlamlı okuyabilmek adına Dicle'nin kim olduğuna bilmemiz lazımdı..

    Mehmed Uzun kitaplarının ilkini okuyorum ben ve romanda bahsi geçen coğrafya olan Cizre memleketinden bir arkadaştan ödünç aldığım kitaplarla kalemiyle tanışmak ayrı bir güzel oldu haliyle..


    Mehmed Uzun adını sık duyduğum bir yazardı bu kitabını okumaya başlayınca hakkında yazılan biyografik bir yazıdan şunları öğrendim; uzun zaman (30 yıl) Türkiye dışında İsveç'de yaşayan ve edebi üretkenliğini orada oluşturan Modern Kürt Edebiyatının en büyük temsilcisi. Bir yanı Kurmanç bir yanı Zaza kalabalık bir ailede yetişen bve aile büyüklerinin anlattığı sözlü edebiyat ürünleri ile dağarcığını geliştiren bir yazar bu şimdiki eser için önemli çünkü bu eserde baş kahramanımız bir Dengbej (Ozan) dir.
    İncelemeye başlamadan önce şunu belirtmek isterim kitap da siyasi olaylar, Kürtler için öz eleştiriler geçmekte lakin çok aşırı milliyetçi bir çizgi kesinlikle yer almıyor edeni olarak epey tat veren bir eser insanların ön yargılarını sadece özgürlük kirabilir biz neyi okuyacsk kadar özgürüz soralım kendimize ben her kesimden yazarı okuyacak ve her kültürü araştıracak kadar özgür biriyim günümüzde ön yargıların kuşatmasından sıyrılabilen insan sayısı o kadar az ki acınacak bir haldeyiz hep kavga ve gürültü hep kin ve nefret birbirimizden hiçbir farkımız olmamasına rağmen ve burada Selçuk Baran'a yer verip kitaba geçmek istiyorum:

    "Bize ne öğretmişlerdi ki.. Yığınla aptallık. Öyle ki, onlara başkaldırmakla bile bir yere varamıyordu insan."

    (Bir Solgun Adam, Selçuk Baran)

    Kitapta zamanlar arası geçiş sık görülüyor anlatıcı Bıro çocukluk günlerini anlatırken şimdiki haline dönüş yapabilir ve ileriye doğru okuyucunun merakını diri tutacak ipuçları ile ya sevdiği kadının sadece adını verip sabırla bekleyiş içine girmenizi ister ya da alt yapıda bahsettiği gerilimin ne zaman doruk noktasına çıkacağı hakkında bilgi vermeden sizi akışın içinde tutar bu konuda çok başarılı buldum bunu belirtmek isterim.


    İkinci olarak Cizre ve etrafını ve 19. Yüzyılı anlatır yazar benim tavsiyem coğrafyaya uzak biriyseniz not alın ya da önünüzde internet varsa hemen açın bakın kalabalık sayılacak derecede uzak olabileceğimiz tarihi olaylar, mekanlar ve şahıslar var ama notlar alıp araştırırsanız ilk yüz sayfadan sonrasında sıkıntı çekmeyeceksiniz ki çok akıcı bir kitap, kuşbakışı bir Mezopotamya kültürler arası bir serüven okunması gereken bir kitap...

    İki ciltten oluştuğu için bu incelemeyi de bir hazırlık incelemesi olarak baz alabilirsiniz uzun olacaktır ikinci kitaba inceleme yapar mıyım bilmiyorum lakin yazıyorken kısmak istemiyorum, buraya kadarı da size bir fikir verebilir sonrasını daha ayrıntılı bir içerik merakına düşenler okusunlar lütfen...


    Dicle'nin Sesi I


    "Siz istediniz ben de anlatacağım. Kandili yakın ve unutulmuş karın sesine kulak verin" Dengbej Biro böyle başlayacak kitaba hikâyeyi kime anlattığını bu ciltte bilemiyoruz ikinci ciltte cevabı gelebilir belki de...

    Dengbej Bıro eski zaman insanıdır, işi gücü seslerdir. Bize Mezopotamya coğrafyasının kaderinin yarattığı yankılı sesleri aktaracak..

    Kendisi kılıç darbesiyle yüzü yarılan, bir gözü kör, yüreği kırık ve ailesinin tamamını kaybetmiş bir Yezididir...

    Unutulmuşların anlatısıdır bize sunacağı kim bu unutulanlar peki?

    Biro'ya göre onlar; Yezidiler, Süryaniler, Ermeniler, Nasturiler, Keldaniler ve bunların yanında Cizira Botan, Hakkari, Van, Serhat ülkelerinin ahalisidir..

    Bir çoban olan Ape Xelef'in ve yaşıtları olan çocukları Heme, Gulizer'in yanında büyür Bıro..

    Kitap da bir önemli kişi daha var o da Mam Sefo'dur asıl adı Stefan Monalgiyon Ermeni asıllı ve Mir'in başdanışmanı seçkin bir kütüphanesi olan yedi sekiz dil bilen alım bir insandır.

    Olaylar 1817 yılında bir Newroz gününde başlar o gün Mir Bedirhan abisi Mir Salih'ten tahtı devralacak ve o günün sabahı Mam Sefo Ape Xelef ve çocuklarını kahvaltıya davet eder Bıro da eşlik eder çocuklar yıkatılır onlara temiz elbiseler giydirilir çünkü o gün çok önemli bir bayram günüdür ve herkes en güzel hali ile Mir'in kasrına doğru hareket eder.

    Ape Xelef Cizre coğrafyasında ünlü bir çobandır çünkü aynı zamanda Ozan ve doğaçlama Türkü yakma konusunda ustadır da ondan bu meziyetleri kapan Bıro Mir'in geçişi sırasında ve herkesin konuşmayı bıraktığı esnada Dicle üzerine bir dörtlük okumaktadır Mir Bedirhan sesini beğenir ve terbiye edilmesi için onun Medresa Sor'a gönderilmesini emreder..


    "Medresa Sor"

    Mir'in ataları tarafından 1500'lü yılların başında kurulan Cizre coğrafyasının en büyük medresesidir.
    Arap dili, İslam felsefesi, Coğrafya, Astroloji, Edebiyat, Ermenice, Latince, Kürtçe... Öğretimi olmak üzere çok çeşitli bir eğitim ile donanımlı öğrenciler yetiştiren bir medrese Bıro yine sözlü edebiyatın temsilcisi olmak da ısrarcı o yüzden kitapların sesini öğrenmek için bir araç olarak kullanır medreseyi ve oradan mezun olduğu zaman içinde bir boşluk hisseder yeni keşifler yeni sesler duymak yeni medeniyetler tanımak istediğini yakın çevresine açar ve şöyle dillendirir bu isteğini:

    "Dicle'nin ardına düşelim ve denize ulaştığı yere kadar onunla birlikte her yeri gezelim. O ülkeleri, oraların dağlarını, insanlarını, hayvanlarını tanıyalım, duymadığımız seslerini duyalım, sularından içelim, yemediğimiz ekmeklerinden yiyelim."

    Bu yolculuğun başlaması için en büyük desteği Mam Sefo verecek maddi imkanları ve yanlarına rehberi de kendi bulacaktır. Bu yolculuğa en yakın arkadaşı ve sonuna kadar yanında olacak olan Mam Sefo'nun oğlu Mıgo bir diğer yakın arkadaşı Heme rehber Ape Yakup başta olmak üzere yedi kişi ve rehberin köpeği Gurzo ile ekip sala atlayıp Dicle üzerinde yolculuğa başlar...


    Yolculuğun ikinci günü bazı aksilikler anlaşmazlıklar olur ekibin yarısı geri döner rehber onun oğlu ve iki yakın arkadaş olan Bıro ve mıgo yola devam eder...

    İlk olarak rehber Ape Yakup'un bildiği bir köyde kavurucu yaz geçene kadar üç dört ay kalırlar bu köyden sonra Van'dan Bağdat'a gitmekte olan bir Ermeni Kervanına katıldılar. Musul ikinci durak yeri, arada Dicle akıyor karşıda Ninova Kenti. . Keldani Kilisesine misafir olur Tanrı misafiri her yerde Tanrı misafiridir din, dil, ırk farkı da olsa...

    Musul sokaklarında gezerek tarihi yerlerin seslerini iştirek geçer günleri ve bazı akşamüstleri Arapça, Türkmence,İbranice ve Kürtçe seslerin iç içe yankılandığı mekanlarda nargile dumanlarını havaya savururlardı. Birgün elindeki incirleri satmak için yola koyulan Yezidi bir satıcıyı görürler ve etrafında en az on tane çocuk onu rahatsız ediyordur çünkü Yezidiler şeytanın çocukları olarak adlandırılıyor ve sevilmiyorlardı...

    Bıro ve arkadaşı Mıgo bir koşu çocukları uzaklaştırır satıcıya çay içirmek için bir yere otururlar asıl keşif şimdi başlayacaktır çünkü başta söylediğim gibi Bıro bir Yezidi ve bu satıcı onun kanından hakkında hiçbir şey bilmediği atalarından bir parçadır ona sürekli sorular sorar anavatanının olduğu Laleş'i Şengal dağlarını yaklaşmakta olan kutsal Şesıms Bayramını sorar fakat adam var olan baskı ve zulümlerin doğal bir sonucu olarak kaçamak ya da yarım cevaplar verir Bıro'nun hedefi de artık bellidir kutsal bayram gününde atalarının toplanma alanı ve hac yeri olan topraklara gitmektir şimdi yüzyılların sürgünleri Yezidilere de göz atalım...

    Yezidiler...

    "Yezidilerin hayatları ve tarihleri, her zaman kan, acı, hüzün, korku ve çaresizlikle doluydu. Her zaman yurtlarından, köylerinden kaçmışlardı, her zaman kılıçların gazabından korunmak için dağların yükseltilerine sığınmışlardı." Sf 185

    Onlar ibadet şekilleri nedeniyle güneşin, yazılı gelenekleri az olduğu için de sözün çocukları diye anılır. Henüz Türkiye, Irak, Suriye sınırlarının çizilmediği tarihlerden beri bu coğrafyanın yaşayan insanlarıdır...

    Her devlet onlara zulüm gösterdi herkes onları inançları yüzünden sürdü yarı göçebe bir hayat ile daima yollarda oldular daima kaçtılar en son 2014 IŞİD sürgününde olduğu gibi sozde İslami savunup sözde Hristiyanlığı savunup sürdüler Yezidileri halbuki onlar kimsenin inancına müdahil olmadı kimseye savaş açmadı onlar hep ata mirası geleneklerine sahip çıkmak istedi asimile olmamak için direndi inancını ve sözlü edebiyatının mirasçısı oldu...

    Geleneksel hac yerleri olan Laleş artan saldırıların sonucu sığınma alanları olmuştur bu dünyada bir topluluğun sığınacak tek yeri kutsal ibadet yerleri olsun Şengal dağının 300 km kuzeydoğusunda yer alan Laleş Tapınağı Ezidilerin sığınmak için dünyadaki tek yerleri oldu çünkü insanoğlunun kustuğu kin ve nefret hiçbir coğrafyada sona ermiyor Mehmed Uzun kitabının bir bölümünü Ezidi halkına ayırdı unutulanların sesini duyacaksınız derken en çarpıcı kısım bu oldu benim açımdan..

    Bıro kendi topraklarına geldi Şeyh Adi'nin türbesinde kendi halkını gözlemliyor Dengbejlerin yaktıkları türküleri, ağıtları dinliyordu, geleneksel danslarını ve her şeyin merkezine güneşin nasıl alındığını izliyordu, hem güneşin doğuşunda hem batısında Ezidiler yüzleri güneşe dönük şekilde kaviller okuyor sayıları binleri bulan o biçare ve ezik insanlar elleri semaya doğru açık, hep birlikte öyle bir manzara oluşturuyor ki yeryüzünde hiç kimse bu manzara ile karşılaşmazdı Bıro'ya göre...

    Bu ziyareti sırasında ona arkadaşlık eden ve ömür boyu kardeş olacakları vaadini birbirlerine verdikleri Keke Zerdeşt ona bir hediye vermiştir Ezidilerin kutsal sembolü Meleke Tawus'un kolyesi...

    Yolculuğun bir sonraki durağı Bağdat olacaktur Bıro şöyle diyecek Bağdat için:
    "Avrupa'nın bütün yolları Roma'ya çıkar, Doğu'nun bütün yolları da Bağdat'a.."
    Şehrazat'ın sesini duyma vakti, Hanefi, Şafii, Şii camilerinin olduğu kent Bağdat Ortodoks ve Katolik kiliselerinin olduğu kent Bağdat, Aşağı Mezopotamya ve bütün yöre Musevilerinin havralarının olduğu kent Bağdat... Fars, Arap, Kürt, Çerkez, Moğol ve Afganlardan oluşan müslüman mahallelerinin olduğu kent Bağdat'ın hoşgörü ve medeniyet seslerini duyduktan sonra geri dönüş zamanı gelmiştirduymak istediği kadar sesi de duydu Cizre'ye doğru yola koyulma zamanı Bıro için....

    Döndüğü vakit bıraktığı huzurlu coğrafya yok olmuştur Osmanlı seferleri artmış Mir Bedirhan'dan başka güçlü bir Kürt aşireti olan Sait Bey aşiretini ortadan kaldırmak için süregelen seferlere Osmanlı'nın yanında saf alan Mir'in katılımı ile Sait toprakları işgal edilecek barış coğrafyası yerini kargaşa savaşa bırakmıştır burada Mehmed Uzun Kürt aşiretlerine sert bir eleştiri getirmiştir; kitapta şu cümle öne çıkmaktadır: "Düşmanlık Kürtleri öldürmüş, kıskançlık dağıtmış, dağınıklık canlarını almış."
    Yedi sekiz kola ayrılan ve vergi karşılığı özerk yonetim kuran bu aşiretlerin bazılarının Mir Bedirhan gibi Osmanlı safını tutmaları ve birbirlerine saldırmaları eleştirinin odak noktasıdır.

    Kitabın başından sevdiği kızdan söz edip bizi meraklandır demiştim ya henüz kızdan bahsetmedik farkındaysanız çünkü sadece adını biliyor Bıro o yüzden henüz ona gelmedik..

    Sait aşiretinden sonra şimdi de Hakkari de hem mire hem Osmanlıya vergi verme karşılığında Özerk olan Keldaniler'e gelmişti sıra hatta aralarında Bıro'nun arkadaşı Heme'nin de olduğu radikal bir örgüt yapılanması Keldaniler'e tehditleri savuruyor son zamanlarda aksayan vergi ödemeleri onları hedef tahtasına oturtuyor ve Keldaniler'e doğru da bir işgal hareketi başlıyor bu sıralarda Bıro Cizre'de onunla yolculuğa çıkan Ape Yakup Musul'da alım ve en büyük destekcisi Mem Sefo ondan Hakkari'de işgalin ortasında kalan Ape Yakup'un eşi ve kızlarını kurtarmasını ister hazırlık yapar ve gider yetiştiği zaman savaş meydanını en ince ayrıntılarına kadar anlatacak ve burada karşılaşacak onunla Ester'le...
  • o halde gerek bizim mensup olduğumuz İslam kültürü veya uygarlığında sahip olduğumuz en iyi şeylerin bir kısmını doğrudan kaynağını oluşturması gerekse yaklaşık 200 yıldan bu yana içine girmeye çalıştığımız Batı uygarlığının en önemli bileşenlerinden birini teşkil etmesi bakımından antikçağ Yunan düşüncesi veya daha özel olarak Yunan felsefesi her Türk aydın'ı için yakından bilinmesi gerekli olan bir alanı ve dönemi temsil etmektedir.